Zafer Özcivan
Editoryal
19 Şubat 2026

ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞI KREDİ BORCU

Yazar Zafer Özcivan
Tüm Arşivi Gör

ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞI KREDİ BORCU

Türkiye ekonomisinin dış finansman dengeleri açısından kritik göstergelerden biri olan özel sektörün yurt dışından sağladığı kredi borcu, son veriler itibarıyla 219,7 milyar dolara yükselmiş durumda. Bu artış, yalnızca borç stokundaki sayısal büyümeyi değil; aynı zamanda üretim yapısı, yatırım tercihleri, döviz piyasaları ve makroekonomik kırılganlıklar açısından da önemli mesajlar barındırıyor. Özel sektörün yurt dışı borçlanma eğilimi, uzun süredir Türkiye ekonomisinin hem büyüme motorlarından biri hem de en hassas risk alanlarından biri olarak öne çıkıyor.

BORÇLANMANIN ARKA PLANI: NEDEN YURT DIŞI?

Türkiye’de özel sektörün yurt dışından borçlanma eğiliminin arkasında birkaç temel dinamik bulunuyor. Bunların başında, uzun yıllar boyunca yurt içi tasarrufların yatırım ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalması geliyor. Yüksek büyüme hedefleriyle ilerleyen ekonomide, sanayi yatırımlarından altyapı projelerine, enerji sektöründen ulaştırmaya kadar pek çok alanda uzun vadeli ve büyük ölçekli finansman ihtiyacı doğdu. Yurt içi kredi piyasalarının sınırlı derinliği ve zaman zaman yükselen faiz oranları, firmaları daha düşük maliyetli ve daha uzun vadeli fonlara yöneltti.

Bu noktada yurt dışı krediler, özellikle küresel likiditenin bol olduğu dönemlerde cazip bir seçenek haline geldi. Uluslararası bankalar ve finans kuruluşları, Türkiye’de faaliyet gösteren büyük şirketlere ve holdinglere uzun vadeli kredi imkânları sundu. Bu süreçte özel sektörün döviz cinsinden borcu hızla arttı ve bugünkü seviyelere ulaştı.

219,7 MİLYAR DOLAR NE ANLAMA GELİYOR?

Özel sektörün yurt dışı kredi borcunun 219,7 milyar dolara yükselmesi, nominal olarak büyük bir rakam olmasının ötesinde, ekonominin genel dengeleri açısından da dikkatle değerlendirilmesi gereken bir tabloyu ortaya koyuyor. Bu borcun önemli bir kısmı uzun vadeli olsa da kısa vadeli borçların payı da göz ardı edilemeyecek düzeyde. Özellikle bir yıl ve daha kısa vadede vadesi dolacak borçlar, küresel finansal koşullardaki dalgalanmalara karşı ekonomiyi daha hassas hale getiriyor.

Borç stokunun sektörel dağılımına bakıldığında ise finans dışı şirketlerin ağırlığı dikkat çekiyor. Sanayi, enerji, inşaat ve ulaştırma gibi sektörlerde faaliyet gösteren büyük ölçekli firmalar, yurt dışı kredilerin önemli bir bölümünü kullanıyor. Bu firmalar için döviz gelirleri ile döviz borçları arasındaki denge hayati önem taşıyor. Döviz geliri olmayan ya da sınırlı olan şirketler için ise kur oynaklığı ciddi bir risk unsuru olarak öne çıkıyor.

KUR RİSKİ VE BİLANÇO ETKİLERİ

Yurt dışı kredi borcunun artması, doğal olarak döviz kuru riskini de beraberinde getiriyor. Türk lirasının değer kaybettiği dönemlerde, döviz cinsinden borçların TL karşılığı hızla yükseliyor ve şirket bilançoları üzerinde baskı oluşuyor. Bu durum, kârlılık oranlarını düşürürken, bazı firmalar için borç çevirme riskini de artırıyor.

Kur riskinin yönetimi, özel sektör açısından artık stratejik bir mesele haline gelmiş durumda. Vadeli işlem sözleşmeleri, swap işlemleri ve doğal hedge mekanizmaları, şirketlerin kullandığı başlıca araçlar arasında yer alıyor. Ancak bu araçların maliyeti ve erişilebilirliği, özellikle orta ölçekli firmalar için sınırlı olabiliyor. Bu da borçlanmanın sadece finansal değil, yapısal bir sorun olarak ele alınması gerektiğini gösteriyor.

MAKROEKONOMİK YANSIMALAR

Özel sektörün yurt dışı borçlanması, makroekonomik düzeyde de önemli sonuçlar doğuruyor. Bir yandan bu borçlar, yatırımların ve üretimin finansmanında kullanılarak büyümeyi destekliyor. Diğer yandan ise dış borç stokunun artması, ülkenin toplam dış finansman ihtiyacını yükseltiyor ve cari denge üzerindeki baskıyı artırabiliyor.

Küresel finansal koşulların sıkılaştığı dönemlerde, dış kaynak girişlerinin yavaşlaması ya da tersine dönmesi ihtimali, özel sektör borçlarının sürdürülebilirliği açısından kritik bir risk oluşturuyor. Bu tür dönemlerde, borç çevirme oranları yakından izleniyor ve piyasalardaki güven algısı daha da önem kazanıyor. Merkez bankası rezervleri, bankacılık sektörünün sağlamlığı ve kamu maliyesinin durumu, bu risklerin yönetilmesinde belirleyici unsurlar arasında yer alıyor.

Bu çerçevede, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yayımlanan dış borç ve finansal istikrar verileri hem piyasa aktörleri hem de politika yapıcılar için temel referans noktası olmayı sürdürüyor.

BORÇLANMA KALİTESİ VE KULLANIM ALANLARI

Yurt dışı borçlanmanın miktarı kadar, bu borcun hangi alanlarda kullanıldığı da büyük önem taşıyor. Üretken yatırımlara yönelen, ihracat kapasitesini artıran ve teknolojik dönüşümü destekleyen borçlanmalar, uzun vadede ekonomiye katkı sağlama potansiyeline sahip. Buna karşılık, kısa vadeli nakit ihtiyaçlarını karşılamak ya da finansal açıkları kapatmak için yapılan borçlanmalar, sürdürülebilirlik açısından daha sorunlu bir tablo yaratabiliyor.

Son yıllarda enerji yatırımları, yenilenebilir kaynaklar ve altyapı projeleri, yurt dışı kredilerin önemli kullanım alanları arasında yer alıyor. Bu yatırımların orta ve uzun vadede döviz kazandırıcı etkiler yaratması, borç stokunun çevrilebilirliği açısından olumlu bir unsur olarak değerlendiriliyor. Ancak küresel enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve jeopolitik riskler, bu alandaki yatırımların geri dönüş süresini uzatabiliyor.

POLİTİKA TARTIŞMALARI VE GELECEK BEKLENTİLERİ

Özel sektörün yurt dışı kredi borcunun 219,7 milyar dolara ulaşması, ekonomi politikaları açısından da önemli tartışmaları beraberinde getiriyor. Bir yandan özel sektörün finansmana erişiminin kısıtlanmaması, yatırımların devamı için gerekli görülüyor. Diğer yandan ise aşırı borçlanmanın yaratabileceği kırılganlıklar, daha temkinli ve seçici bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Önümüzdeki dönemde, küresel faiz oranlarının seyri, gelişmiş ülkelerin para politikaları ve jeopolitik gelişmeler, Türkiye’de özel sektörün borçlanma eğilimlerini doğrudan etkileyecek. Daha seçici, uzun vadeli ve mümkün olduğunca döviz geliri yaratan projelere dayalı bir borçlanma stratejisi, risklerin yönetilmesi açısından kritik önem taşıyor.

SONUÇ: BÜYÜME İLE KIRILGANLIK ARASINDA İNCE ÇİZGİ

Özel sektörün yurt dışı kredi borcunun 219,7 milyar dolara yükselmesi, Türkiye ekonomisinin büyüme dinamiklerini ve finansal kırılganlıklarını aynı anda yansıtan bir gösterge niteliği taşıyor. Bu borçlar, doğru alanlarda ve sağlıklı bir yapı içinde kullanıldığında ekonomik büyümeyi destekleyebilir. Ancak kur riski, küresel finansal dalgalanmalar ve borç çevirme baskıları dikkate alınmadığında, aynı borçlar ciddi bir kırılganlık kaynağına dönüşebilir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde asıl mesele, borcun seviyesinden çok niteliği olacak. Yani ne kadar borçlandığımızdan ziyade, nasıl ve ne için borçlandığımız sorusu, ekonomi gündeminin merkezinde yer almaya devam edecek.

Zafer Özcivan

Ekonomist / Yazar

Tüm Makaleleri Görüntüle