Avrupa Birliği, yeşil ve dijital dönüşüm hedeflerini finanse etmek için tarihin en büyük yatırım hamlelerinden birini yürütürken, ekonomide uzun süredir görünmez kalan bir yapısal sorun giderek daha fazla dikkat çekiyor: yatırımda cinsiyet uçurumu. Kadın girişimcilerin sermayeye erişimde yaşadığı derin eşitsizlik sadece bireysel kariyerleri değil, Avrupa’nın ekonomik dinamizmini, inovasyon gücünü ve büyüme potansiyelini doğrudan etkiliyor.
Avrupa Komisyonu’nun yayımladığı Cinsiyet Yatırım Uçurumu raporu bu tabloyu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor: 2020–2025 döneminde Avrupa’da kurulan teknoloji şirketlerinin yalnızca beşte biri en az bir kadın kurucuya sahipti. Kadınların teknoloji girişimciliğinde temsilinin düşük olması bir yana, bu sınırlı temsile rağmen, kadın kuruculu şirketlerin yatırım alma olasılığı hâlâ erkek kuruculu şirketlere göre daha düşük.
Bu veriler, AB genelinde “eşitlikçi” olduğu düşünülen ülkelerde bile cinsiyet eşitsizliğinin derin, yapısal bir boyut kazandığını gösteriyor.
En Büyük Cinsiyet Uçurumu: Çekya ve Macaristan Sondan İlk Sırada
Kadınların yatırım ve girişimcilik ekosistemine katılımında ülkeler arası keskin farklılıklar dikkat çekiyor. Kadın kuruculu şirketlerin toplam girişimlere oranı bazı ülkelerde AB ortalamasının oldukça gerisinde.
Çekya — %9 ile AB’nin en düşük kadın kurucu oranına sahip ülkesi
Macaristan — %14,4 ile ikinci en düşük ülke
Bu veriler, Orta Avrupa’nın yatırım ağlarına erişimde yapısal dezavantaja sahip olduğunu bir kez daha teyit ediyor. Kadın girişimciler hem bölgesel sermaye kaynaklarının sınırlılığından hem de erkek egemen yatırım kültüründen iki yönlü baskı altında kalıyor.
Buna karşın, bazı ülkeler AB ortalamasının üzerinde bir performans sergiliyor:
Letonya — %27 ile AB’nin en yüksek kadın kurucu oranı
İtalya — %25,9
Portekiz — %25,2
Bu ülkeler, kadınların girişimcilik ekosistemindeki varlığının ekonomik dinamizmi nasıl artırabileceğini gösteren olumlu örnekler sunuyor. Ancak AB genelindeki tablo hâlâ ciddi bir uçuruma işaret ediyor.
600 Milyar Euroluk Ekonomik Potansiyel Devrede
Cinsiyet uçurumunun ekonomik etkileri, toplumsal eşitsizliğin çok daha ötesine geçiyor. 2025 tarihli Frontier Economics araştırmasına göre, kadınların yatırım ekosistemine erkeklerle eşit katılımı AB GSYH’sini 2040 yılına kadar yaklaşık 600 milyar euro artırabilir.
Ülke ekonomilerine potansiyel katkı da dikkat çekici:
Polonya’da GSYH artış potansiyeli %1,6
Hollanda’da artış potansiyeli %5,5
Bu çarpıcı rakamlar, kadınların yatırım süreçlerine entegrasyonunun sadece sosyal adalet değil, aynı zamanda Avrupa’nın sürdürülebilir büyüme stratejisinin temel bileşeni olduğunu gösteriyor.
Bireysel Yatırım Davranışında da Cinsiyet Ayrımı: 2030’a kadar 9,8 Trilyon Euroluk Güç
Yatırım ekosistemindeki cinsiyet açığı sadece girişimcilikle sınırlı değil. Avrupa genelinde kadın bireysel yatırımcıların kontrol ettiği varlıkların toplamı bugün 5,7 trilyon euro iken, bu rakamın 2030’a kadar 9,8 trilyon euroya ulaşması bekleniyor.
Bu yükselişin AB finansal piyasaları için devasa bir potansiyel taşıdığı açık. Rapora göre, kadınların erkekler kadar yatırım yapması hâlinde Avrupa’da 2 ila 3 trilyon euro arasında ek özel sermaye harekete geçebilir. Bu miktar, AB’nin yeşil enerji dönüşümü için 10 yılda ihtiyaç duyduğu finansmanın önemli bir bölümüne karşılık geliyor.
Neden Böyle? Cinsiyet Yatırım Açığının Yapısal Dinamikleri
Cinsiyet yatırım açığı, yalnızca tercih farklılıklarının değil, çok daha köklü yapısal sorunların sonucu.
1. Risk iştahındaki toplumsal kodlar
Kadınlar ve erkekler arasında risk algısı farkları olduğu biliniyor. Ancak bu farklar çoğu zaman toplumsal normların şekillendirdiği davranış kalıplarının bir ürünü.
2. Erkek egemen yatırım karar mekanizmaları
Girişim sermayesi fonlarının karar vericileri hâlâ büyük ölçüde erkeklerden oluşuyor. Bu durum, bilinçli veya bilinçsiz önyargıların yatırım süreçlerinde etkili olmasına yol açıyor.
3. Bakım yükümlülükleri: Kadına atfedilen görünmez yük
Kadınların iş-yaşam dengesi üzerindeki toplumsal baskısı, girişimcilik ağlarına katılımı sınırlandırıyor. Birçok kadın girişimci, sermayeye erişmek için gereken sosyal ve profesyonel ağlara zaman ayıramıyor.
4. “Eşitlikçi toplum” yanılgısı
İskandinav ülkelerinde bile “eşitlik zaten sağlandı” düşüncesi, devam eden önyargıların görünmezleşmesine neden oluyor. Bu nedenle sorunlar çoğu zaman geç fark ediliyor.
5. Coğrafi eşitsizlik: Avrupa’da merkez–çevre ayrımı
Sermaye hâlâ Londra, Paris, Berlin ve Stockholm gibi merkezlerde toplanmış durumda.
Orta, Doğu ve Güney Avrupa’daki kadın girişimciler bu nedenle çifte dışlanma yaşıyor:
Hem cinsiyetleri hem de bulundukları coğrafya nedeniyle dezavantajlı konumdalar.
Sonuç: AB’nin Rekabet Gücü, Kadınların Ekonomiye Katılımıyla Doğrudan Bağlantılı
Avrupa Komisyonu raporunun da vurguladığı gibi, yatırımda cinsiyet uçurumu sadece sosyal bir eşitsizlik değil, yıllık yüz milyarlarca euroyu bulan ekonomik bir kayıp anlamına geliyor. Bu kayıp, inovasyonun, istihdamın ve yeşil-dijital dönüşümün finansmanı için kullanılabilecek kaynakları heba ediyor.
AB’nin küresel rekabet gücünü koruması, kadınların girişimcilik ve yatırım ekosistemine tam katılımının sağlanmasına bağlı. Çekya ve Macaristan gibi ülkelerde görülen düşük kadın temsili, bu alanda atılması gereken adımların ne kadar acil olduğunu ortaya koyuyor.
Bu tablo, kadınların değil, tüm Avrupa ekonomisinin kaybettiklerini gösteriyor.
Kaynak: Euronews
