Zafer Özcivan
Editoryal
23 Şubat 2026

YOKSULUN RAMAZAN’I

Yazar Zafer Özcivan
Tüm Arşivi Gör

YOKSULUN RAMAZAN’I

Ramazan ayı, İslam dünyasında yalnızca dini bir ibadet dönemi değil, aynı zamanda dayanışmanın, paylaşmanın ve toplumsal vicdanın daha görünür hale geldiği bir zaman dilimi olarak kabul edilir. Bu ay geldiğinde sofralar kurulurken, sokaklarda iftar davetleri yapılırken ve yardım kampanyaları hız kazanırken, toplumun en kırılgan kesimlerinin yaşadığı gerçeklik de daha fazla konuşulmaya başlanır. Yoksulun Ramazan’ı, işte tam da bu noktada, sadece bir dini ayın değil; ekonomik koşulların, gelir dağılımının ve sosyal adaletin de aynası haline gelir.

Türkiye gibi genç nüfusu yüksek ve şehirleşme oranı hızla artan ülkelerde Ramazan’ın sosyal boyutu çok daha belirgin hissedilir. Büyük şehirlerde iftar saatine yakın saatlerde lokantaların önünde kuyruklar, belediyelerin kurduğu iftar çadırları ve yardım kolileri dağıtan sivil toplum kuruluşları sıkça görülür. Ancak bu görüntülerin arkasında, her gün mutfak masraflarını hesaplamak zorunda kalan ailelerin hikâyesi vardır. Ramazan geldiğinde bazı evlerde bolluk hissi artarken, bazı evlerde ise aynı bütçeyle daha fazla beklentiyi karşılamanın yükü hissedilir.

Son yıllarda artan yaşam maliyetleri, Ramazan sofralarının da değişmesine yol açtı. Eskiden daha zengin menülerle kurulan sofralar yerini daha sade iftarlara bırakabiliyor. Gıda fiyatlarındaki artış, özellikle dar gelirli kesim için Ramazan’ı manevi açıdan güçlü ama ekonomik açıdan zorlayıcı bir dönem haline getirebiliyor. Çünkü Ramazan yalnızca oruç tutmak değil; aynı zamanda aileyle birlikte sofraya oturmak, misafir ağırlamak ve paylaşım kültürünü yaşatmak anlamına da geliyor. Ancak gelir seviyesi düşük olan birçok aile için bu gelenekleri sürdürmek kolay olmuyor.

Bu noktada toplumun dayanışma refleksi devreye giriyor. Mahalle dayanışmaları, vakıflar, yerel yönetimler ve gönüllüler tarafından yürütülen yardım faaliyetleri Ramazan ayında artış gösteriyor. Zekât ve fitre gibi dini yükümlülükler, ihtiyaç sahiplerine ulaşma açısından önemli bir mekanizma oluşturuyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan yoksul kesimler için bu yardımlar bazen ay boyunca mutfağın dönmesini sağlayan en önemli desteklerden biri haline geliyor.

Ancak mesele sadece yardım etmekten ibaret değil. Yoksulun Ramazan’ı, aynı zamanda ekonomik sistemin ve sosyal politikaların sorgulandığı bir döneme de işaret eder. Çünkü Ramazan ayında yapılan yardımlar kısa vadede bir rahatlama sağlasa da uzun vadede gelir dağılımındaki eşitsizlikleri ortadan kaldırmaz. Bu nedenle birçok uzman, Ramazan’ın sosyal dayanışma ruhunun yılın geri kalanında da sürdürülmesi gerektiğini vurgular. Aksi halde Ramazan bitip gündelik hayatın yoğunluğu başladığında, yoksul kesim yeniden aynı zorluklarla baş başa kalır.

Yoksulluk, yalnızca maddi bir eksiklik değildir; aynı zamanda sosyal dışlanma, fırsat eşitsizliği ve geleceğe dair belirsizlik anlamına da gelir. Ramazan ayında bu durum daha görünür hale gelir. Çünkü toplumun bir kesimi iftar davetlerinde bir araya gelirken, başka bir kesim evinde daha mütevazı koşullarda orucunu açar. Bu tablo, aslında toplumdaki ekonomik farkların en net şekilde hissedildiği zamanlardan biridir.

Öte yandan Ramazan ayının önemli bir tarafı da empati duygusunu güçlendirmesidir. Oruç tutmanın temel hikmetlerinden biri, açlık ve yoksulluğu anlamaktır. Gün boyunca aç kalmak, birçok insan için yoksulluğun ne demek olduğunu düşünme fırsatı sunar. Bu yönüyle Ramazan, sadece ibadet değil; aynı zamanda sosyal bir farkındalık dönemidir. İnsanlar bu ayda, sofralarında bulunan nimetlerin değerini daha fazla hisseder ve paylaşmanın önemini daha derinden kavrar.

Yoksulun Ramazan’ı, aynı zamanda şehir hayatının dönüşümüyle de yakından ilgilidir. Büyük şehirlerde yaşayan dar gelirli kesimler için kira, ulaşım ve gıda harcamaları zaten yüksek bir yük oluşturur. Ramazan ayında bu harcamalara ek olarak iftar sofraları için yapılan alışverişler de bütçeyi zorlayabilir. Bu nedenle bazı aileler, geleneksel Ramazan alışverişlerini daha dikkatli planlamak zorunda kalır. Alışveriş listeleri küçülür, öncelikler değişir ve çoğu zaman en temel ihtiyaçlara odaklanılır.

Bu tabloya rağmen Ramazan ayının umut veren bir yönü de vardır. Toplumsal dayanışma duygusu, zor zamanlarda toplumun kendini yeniden toparlama kapasitesini gösterir. Birçok mahallede insanlar birbirine yemek götürür, ihtiyaç sahiplerine destek olur ve yalnız yaşayan yaşlıları iftara davet eder. Bu küçük ama anlamlı hareketler, Ramazan’ın en güçlü taraflarından biridir.

Ayrıca son yıllarda dijitalleşmenin artmasıyla birlikte yardım kampanyalarının da farklı bir boyuta taşındığı görülüyor. Sosyal medya üzerinden düzenlenen bağış kampanyaları, kısa sürede çok sayıda insana ulaşabiliyor. Bu sayede ihtiyaç sahiplerine destek olmak isteyen kişiler daha hızlı organize olabiliyor. Ancak bu durum aynı zamanda, yoksulluğun artık daha görünür hale geldiğini de gösteriyor.

Yoksulun Ramazan’ı üzerine konuşurken, bir başka önemli konu da gıda israfıdır. Ramazan ayında bazı sofralarda tüketim artarken, ciddi miktarda yiyecek de çöpe gidebiliyor. Oysa aynı şehirde, aynı mahallede belki de birçok kişi temel gıdaya erişmekte zorlanıyor. Bu çelişki, Ramazan’ın sosyal mesajını daha güçlü şekilde düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Paylaşmak, yalnızca yardım kolisi vermek değil; aynı zamanda israfı azaltmak ve kaynakları daha adil kullanmak anlamına da gelir.

Ekonomik açıdan bakıldığında Ramazan, piyasalar için de hareketli bir dönemdir. Gıda, perakende ve hizmet sektörlerinde belirgin bir canlanma yaşanır. Ancak bu hareketlilik herkes için aynı şekilde hissedilmez. Dar gelirli kesimler çoğu zaman bu ekonomik hareketliliğin dışında kalır. Bu nedenle Ramazan ekonomisinin sosyal yönünü güçlendirmek, daha kapsayıcı politikalar geliştirmek açısından önemlidir.

Sonuç olarak Yoksulun Ramazan’ı, yalnızca bir sosyal sorun anlatısı değildir; aynı zamanda toplumsal vicdanın test edildiği bir dönemdir. Bu ay, toplumun farklı kesimleri arasındaki mesafeyi azaltma fırsatı sunar. Eğer Ramazan’ın ruhu gerçekten anlaşılırsa, yardımlaşma sadece bir ayla sınırlı kalmaz ve daha kalıcı çözümler üretme motivasyonu doğar.

Belki de en önemli soru şudur: Ramazan boyunca kurulan dayanışma köprüleri, Ramazan sonrasında da ayakta kalabilir mi? Eğer bu soruya olumlu bir yanıt verilebilir ve sosyal politikalar bu anlayışla güçlendirilirse, o zaman Yoksulun Ramazan’ı sadece bir zorluk hikâyesi değil, aynı zamanda toplumsal dönüşümün başlangıcı olabilir. Çünkü gerçek paylaşım, yalnızca sofrayı değil, geleceği de birlikte kurabilmektir.

Zafer Özcivan

Ekonomist / Yazar

Tüm Makaleleri Görüntüle