Zafer Özcivan
Editoryal
8 Şubat 2026

YAKLAŞAN RAMAZAN EKONOMİSİ

Yazar Zafer Özcivan
Tüm Arşivi Gör

YAKLAŞAN RAMAZAN EKONOMİSİ

Ramazan ayı, toplumsal ve manevi anlamının yanı sıra ekonomik etkileriyle de her yıl dikkatle izlenen bir dönemdir. Takvim yaprakları Ramazan’a yaklaştıkça sadece mutfaklarda değil, pazarlarda, market raflarında, esnafın defterlerinde ve hane bütçelerinde de belirgin bir hareketlilik başlar. Bu ay, bir yandan dayanışma ve paylaşma kültürünü güçlendirirken, diğer yandan özellikle gıda fiyatları, tüketim alışkanlıkları ve gelir-gider dengesi üzerinden ekonominin nabzını tutan önemli bir göstergedir. İçinde bulunduğumuz yüksek enflasyon ortamında yaklaşan Ramazan, bu yıl ekonomik açıdan çok daha fazla konuşulacak gibi görünüyor.

Ramazan öncesi dönemde ilk hissedilen etki, hiç kuşkusuz gıda talebindeki artıştır. Un, yağ, bakliyat, et, süt ürünleri, hurma ve şekerleme gibi temel kalemlerde her yıl tekrarlanan talep yükselişi, fiyatlar üzerinde yukarı yönlü bir baskı yaratır. Normal koşullarda bu artış geçici ve sınırlı olurken, enflasyonist bir zeminde gerçekleştiğinde etkisi daha sert hissedilir. Özellikle dar ve sabit gelirli haneler için Ramazan, manevi ikliminin yanında ciddi bir bütçe sınavına dönüşür. İftar ve sahur sofralarının bereketi, çoğu zaman alışveriş fişlerindeki rakamlarla gölgelenir.

Bu noktada önemli olan husus, Ramazan’ın kendi başına bir “enflasyon nedeni” olmaktan çok, mevcut fiyatlama davranışlarının görünür hale geldiği bir dönem olmasıdır. Yani fiyat artışlarının kaynağı Ramazan değil, Ramazan öncesinde zaten var olan maliyet baskıları, beklentiler ve piyasa psikolojisidir. Üretici cephesinde girdi maliyetleri, enerji fiyatları ve finansman koşulları belirleyici olurken, perakende tarafında ise talep artışını fırsata çevirme eğilimi zaman zaman öne çıkar. Bu durum, Ramazan ayını ekonomik tartışmaların merkezine taşır.

Ramazan ekonomisinin bir diğer boyutu, tüketim alışkanlıklarındaki değişimdir. Teorik olarak Ramazan, sadeleşmeyi ve ölçülü tüketimi teşvik eden bir ay olarak görülse de pratikte iftar sofralarının çeşitlenmesi, paketli ürünlere yönelimin artması ve dışarıda iftar organizasyonlarının yaygınlaşması toplam harcamayı yükseltir. Özellikle büyük şehirlerde restoran ve toplu iftar organizasyonları, hizmet sektöründe geçici bir canlılık yaratır. Bu canlılık, kısa vadede bazı sektörler için nefes alma alanı açsa da genel fiyat düzeyi üzerinde kalıcı bir iyileşme sağlamaz.

Öte yandan Ramazan, sosyal yardımlar ve dayanışma mekanizmaları açısından da ekonomik dengeyi etkileyen bir dönemdir. Fitre, zekât ve bağışlar hem bireysel hem kurumsal düzeyde artar. Belediyelerin, vakıfların ve sivil toplum kuruluşlarının yardım faaliyetleri yoğunlaşır. Bu transferler, özellikle düşük gelirli kesimler için geçici bir rahatlama sağlar. Ancak bu rahatlama, yapısal gelir sorunlarını çözmekten uzaktır. Yüksek enflasyon ortamında yapılan yardımlar, alım gücündeki erimeyi telafi etmekte çoğu zaman yetersiz kalır.

Ramazan ayı aynı zamanda ekonomi yönetimi açısından da bir sınav niteliğindedir. Fiyat denetimleri, stokçuluk tartışmaları ve “fahiş fiyat” söylemleri bu dönemde sıklaşır. Kamu otoriteleri, Ramazan öncesinde ve sırasında piyasalara “istikrar” mesajı vermeye çalışır. Ancak burada belirleyici olan, söylemden çok uygulamadır. Geçici denetimler ve kampanyalar, fiyat artışlarını kısa süreli baskılayabilir; fakat maliyet enflasyonu ve beklentiler kontrol altına alınmadıkça kalıcı bir etki yaratmak zordur.

Hane halkı cephesinden bakıldığında ise Ramazan, bütçe disiplininin yeniden test edildiği bir aydır. Gelir artışlarının enflasyonun gerisinde kaldığı bir ortamda, Ramazan harcamaları çoğu aile için “zorunlu” kalemler olarak algılanır. Bu da borçlanma eğilimini artırabilir. Kredi kartı harcamalarının yükselmesi, Ramazan sonrası dönemde hane bütçeleri üzerinde ilave bir baskı yaratır. Dolayısıyla Ramazan ekonomisi sadece bir ayla sınırlı kalmaz; etkileri sonraki aylara da taşar.

Bu tablo, Ramazan’ın ekonomik anlamda bir ayna işlevi gördüğünü gösterir. Gelir dağılımındaki bozulma, alım gücündeki erime ve fiyatlama davranışlarındaki sorunlar, bu ayda çok daha net görünür hale gelir. Aynı iftar sofrasında bir araya gelen farklı gelir grupları arasındaki uçurum, alışveriş sepetlerinde ve tüketim tercihlerinde açıkça hissedilir. Ramazan, bu yönüyle sadece bir tüketim dönemi değil, aynı zamanda toplumsal ekonomik eşitsizliklerin de görünür olduğu bir zaman dilimidir.

Sonuç olarak yaklaşan Ramazan, ekonomide hem bir hareketlilik hem de bir muhasebe dönemidir. Piyasalar açısından talep artışının, haneler açısından bütçe baskısının, kamu açısından ise fiyat istikrarı sorumluluğunun öne çıktığı bir süreçtir. Asıl mesele, Ramazan’ı fiyat artışlarının bahanesi olmaktan çıkarıp, dayanışmanın ve ölçülü tüketimin güçlendiği bir döneme dönüştürebilmektir. Aksi halde her Ramazan aynı soruları sormaya devam ederiz: Sofralar bereketleniyor mu, yoksa sadece faturalar mı kabarıyor? Bu sorunun cevabı, Ramazan ekonomisinin gerçek fotoğrafını da ortaya koyacaktır.

Zafer Özcivan

Ekonomist / Yazar

Tüm Makaleleri Görüntüle