Zafer Özcivan
Editoryal
21 Ocak 2026

ULUSLARARASI FON AKIMLARINDA YOĞUNLAŞMA

Yazar Zafer Özcivan
Tüm Arşivi Gör

ULUSLARARASI FON AKIMLARINDA YOĞUNLAŞMA

Son yıllarda uluslararası fon akımları, küresel ekonominin görünmez ama en etkili akıntılarından biri hâline geldi. Dünya genelinde toplam finansal varlık stoğu büyüyor; ancak bu varlıkların coğrafi ve sektör bazlı dağılımı giderek daha dengesiz bir hâl alıyor. Sermayenin bir avuç merkezde yoğunlaşması, sadece küresel finansın derinleşmesine değil, aynı zamanda kırılganlıkların da daha hızlı yayılmasına yol açıyor.

Bu “yoğunlaşma olgusu”, iki temel eksende kendini gösteriyor: Coğrafi yoğunlaşma ve varlık türü bazlı yoğunlaşma. Coğrafi olarak fon akımlarının ABD, Çin, AB ve belirli Asya finans merkezleri etrafında kümelenmesi; varlık türü bakımından ise teknoloji hisseleri, yeşil tahviller, dijital varlıklar ve özel sermaye fonlarının öne çıkması yeni bir küresel sermaye düzeni yaratıyor. Bu düzen, ekonomik büyüme ve istikrar açısından hem fırsatlar hem riskler barındırıyor.

Sermaye Akımlarında “Büyük Yığılma”

Uluslararası Para Fonu’nun uzun vadeli sermaye akımlarına ilişkin trendleri incelendiğinde, sermayenin yön değiştirdiği değil, daha çok dar bir alanda “yığıldığı” görülüyor. Örneğin gelişmekte olan ülkelere yönelik portföy yatırımlarında belirgin bir ayrışma yaşanıyor:

Yatırımlar, belirli makroekonomik istikrar reçetelerini yerine getiren ülkelere yoğunlaşırken, politika belirsizliğinin yüksek olduğu ekonomilerden hızlı çıkışlar gözleniyor.

Yüksek teknoloji üreten ülkeler, risk iştahının küresel olarak azaldığı dönemlerde bile fon çekmeyi sürdürüyor.

Küresel likidite bolluğu, özellikle düşük faiz dönemlerinde ABD borsalarını, pasif fonları ve teknoloji hisselerini küresel fonların ana yönü hâline getiriyor.

Bu büyük yığılmanın bir başka boyutu, özel sermaye (private equity) ve girişim sermayesi fonlarının tarihte hiç olmadığı kadar büyük bir hacme ulaşması. 2020 sonrası dönemde bu fonların küresel varlıkları 10 trilyon doları aşarak, pek çok ülkenin yıllık milli gelirini geride bırakmış durumda. Yani küresel fon yönetimi yapısı yalnızca büyümüyor; aynı zamanda kendi içinde daha devasa ve daha yoğun bir form kazanıyor.

Yüksek Getiri Arayışı ve Yoğunlaşmanın Psikolojisi

Küresel fon yöneticileri açısından sermayenin belirli bölgelere yoğunlaşması, aslında rasyonel bir davranışın sonucudur: Risklerin artması, yatırımcıları güvenli ve şeffaf piyasalara yönlendiriyor. Ancak bu rasyonalite, zincirleme bir davranış biçimi yaratıyor:

Bir varlık sınıfına girişler arttıkça, o varlık yükseliyor; yükseldikçe daha fazla fon çekiyor, fon çektikçe balon riskleri belirginleşiyor. Bu “kendini besleyen döngü”, özellikle Amerikan teknoloji hisselerinde, kripto varlıklarda ve bazı emtia fonlarında sıkça gözlenen bir davranış modeli hâline geliyor.

Fon akımlarındaki psikolojik yoğunlaşmanın bir başka boyutu da küresel yatırımcıların portföylerini giderek “benzeştirmesi”. Büyük fonların benzer algoritmalar kullanması, aynı piyasa sinyallerini takip etmesi, aynı risk faktörlerinden kaçması, küresel piyasalarda korelasyonları tarihsel olarak en yüksek seviyelere taşıyor.

Bu durum, bir bölgede ya da sektörde yaşanan bir sarsıntının hızla tüm küreye yayılmasına zemin hazırlıyor. 1997 Asya Krizi’nden 2008 Küresel Finans Krizi’ne, 2020 pandemi şokundan günümüzdeki jeopolitik dalgalanmalara kadar sermaye yoğunlaşması; finansal dalgaların etkisini artıran bir kaldıraç görevi görüyor.

Jeopolitik Gerilimlerin Yoğunlaştırıcı Etkisi

Küresel jeopolitik kırılganlıklar arttıkça fon akımları daha da belirli merkezlerde toplanıyor. ABD–Çin rekabeti, Rusya–Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki enerji-politik dengeler ve Asya-Pasifik’te yükselen savunma harcamaları, küresel sermayenin yönünü etkiliyor.

ABD tahvilleri, jeopolitik risklerin arttığı dönemlerde “nihai güven limanı” olarak görülüyor.

Çin’in sermaye kontrolleri ve teknoloji kısıtlamaları, fonların daha temkinli davranmasına neden oluyor.

Avrupa’da yeşil dönüşüm yatırımları, belirli fon türleri için güçlü çekim yaratırken; enerji krizleri dezavantaj yaratıyor.

Körfez ülkeleri, varlık fonlarının büyüklüğü sayesinde hem sermaye çekiyor hem de sermaye yönlendiren aktörler hâline geliyor.

Sonuç olarak fon akımlarının yapısı, ekonomik göstergeler kadar jeopolitik güç haritalarıyla da şekilleniyor.

Yeni Bir Risk Türü: Yoğunlaşma Kaynaklı Dalgalanmalar

Sermaye yoğunlaşmasının risk doğurduğu en kritik alanlardan biri, ekonomik şokların yayılma hızı. Eskiden finansal krizler bir ülkede patlar, diğerlerine yavaşça sirayet ederdi. Artık yüksek korelasyon nedeniyle şoklar küresel piyasalar arasında ışık hızında dolaşıyor.

Buna ek olarak:

Büyük fonların aynı varlıklarda pozisyon alması, fiyat hareketlerini yapay olarak güçlendiriyor.

Ani yön değişiklikleri, gelişmekte olan ülkelerde kur baskısını bir anda artırabiliyor.

Yüksek frekanslı algoritmik işlemler, dalgalanmayı büyütebiliyor.

Çıkışların toplu hâle gelmesi, makroekonomik tamponları zorluyor.

Bugün uluslararası fon akımlarının en büyük problemi, aslında kendi başarısının yarattığı bu kırılganlık: Büyük ve yoğun bir sermaye yapısı, küçük bir haber akışıyla büyük fırtınalar yaratabilir.

Gelişmekte Olan Ülkeler İçin: Bir İkilemin Anatomisi

Fon yoğunlaşması, gelişmekte olan ülkeleri karmaşık bir denklemle karşı karşıya bırakıyor.

Bir yandan yabancı sermaye girişleri ekonomik büyüme, yatırım artışı, finansman kolaylığı ve teknoloji transferi açısından büyük fırsatlar sunuyor.

Diğer yandan sermayenin yüksek hareketliliği ve yoğunlaşmaya bağlı kırılganlık, çok hızlı çıkışların yaşanmasına ve finansal istikrarsızlığa yol açabiliyor.

Bu nedenle gelişmekte olan ülkeler, üç temel stratejiye yöneliyor:

Makroekonomik çapa güçlendirme: Enflasyonu düşürmek, mali disiplin sağlamak, hukuk güvenliğini artırmak.

Yatırımcı tabanını çeşitlendirme: Doğrudan yatırımları artırmak, tek bir kaynak ülkeye bağımlılığı azaltmak.

Finansal tampon oluşturma: Rezerv biriktirme, döviz likiditesini güçlendirme, kur riskini sınırlama.

Yoğunlaşmanın doğurduğu kırılganlıklar karşısında bu politikalar, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir zorunluluk hâline geliyor.

Küresel Fon Akımlarının Geleceği: Daha Fazla Derinlik, Daha Fazla Odak

Önümüzdeki döneme ilişkin en net tahmin, küresel fon akımlarındaki yoğunlaşma eğiliminin azalmayacağı. Aksine:

Dijital varlıklar, yapay zekâ yatırımları ve “yeşil dönüşüm” projeleri yeni yatırım yoğunlaşmaları yaratacak.

ABD finans merkezleri ve Asya’daki belirli metropoller küresel fon yönetiminin omurgasını oluşturmaya devam edecek.

Gelişmekte olan ülkeler arasında fon çekebilme kapasitesi giderek daha fazla ayrışacak.

Bu tablo, uluslararası fon akımlarında yeni bir küresel hiyerarşi yaratıyor. Büyük ekonomiler güçlü sermaye çekmeye devam ederken, orta ve küçük ekonomilerin fon çekebilmesi için politika kalitesini artırması daha fazla önem kazanacak.

Sonuç: Sermayenin Yeni Coğrafyası

Uluslararası fon akımlarındaki yoğunlaşma, sadece ekonomik bir olgu değil; aynı zamanda siyasi, teknolojik ve psikolojik dinamiklerin iç içe geçtiği bir küresel dönüşüm işareti.

Bugün fon akımlarının haritası yeniden çizilirken, ülkeler ve şirketler için temel soru şu:

Bu yoğunlaşma çağında sermayeyi çekmek için gereken yeni stratejileri geliştirebilecek miyiz, yoksa küresel fon akımlarının pasif bir izleyicisi mi olacağız?

Küresel finansın yeni dönemi, sermayenin gücünü değil; sermayeyi yönlendirme kapasitesine sahip olanların gücünü belirginleştiriyor.

Zafer Özcivan

Ekonomist / Yazar

Tüm Makaleleri Görüntüle