Köşe Yazısı 18 Temmuz 2026 03:00

TÜRKİYE'NİN İÇ VE DIŞ BORÇ TABLOSU

Zafer Özcivan
Yazar Zafer Özcivan

TÜRKİYE'NİN İÇ VE DIŞ BORÇ TABLOSU

Ekonomi konuşulurken en çok duyduğumuz kelimelerden biri "borç" oluyor. Ancak çoğu vatandaş "Devletin ne kadar borcu var?", "Bu borç kime?", "Borç artarsa ne olur?" gibi soruların cevabını tam olarak bilmiyor. Oysa devletin borç yapısını anlamak, ekonominin geleceğini de anlamak demektir.

2026 yılı temmuz ayı itibarıyla Türkiye'nin kamu maliyesine baktığımızda, borç stokunun büyümeye devam ettiği görülüyor. Ancak borcun büyümesi tek başına olumsuz bir gelişme değildir. Önemli olan, bu borcun hangi şartlarda alındığı, hangi para biriminden olduğu, ne kadar faiz ödendiği ve ekonominin bu yükü taşıyıp taşıyamadığıdır.

Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre merkezi yönetimin brüt borç stoku yaklaşık 11 trilyon lira seviyesine yaklaşmış durumda. Bunun önemli bir kısmını iç borçlar oluştururken, kalan bölüm ise döviz cinsinden dış borçlardan meydana geliyor.

İç borç; devletin bankalardan, yatırım fonlarından, sigorta şirketlerinden ve vatandaşlardan Türk lirası cinsinden borçlanması anlamına geliyor. Dış borç ise uluslararası yatırımcılardan, yabancı bankalardan ve uluslararası kuruluşlardan alınan kredileri kapsıyor.

İÇ BORÇ NEDEN ARTIYOR?

Son yıllarda bütçe harcamalarının hızla yükselmesi, deprem harcamaları, sosyal destekler, kamu yatırımları ve yüksek faiz ortamı nedeniyle Hazine daha fazla iç borçlanmaya yöneldi.

Bugün devlet, her ay düzenli olarak tahvil ve bono ihaleleri yapıyor. Bu ihalelerde bankalar ve yatırımcılar devlete borç veriyor, devlet de belirlenen vadelerde hem anaparayı hem de faizini ödüyor.

Faiz oranlarının uzun süre yüksek seyretmesi nedeniyle yeni alınan borçların maliyeti de artmış durumda. Bu nedenle Hazine'nin faiz giderleri bütçede giderek daha büyük yer tutuyor.

DIŞ BORÇTA DÖVİZ RİSKİ

Türkiye'nin dış borcunun önemli bölümü dolar ve avro cinsinden bulunuyor. Bu nedenle döviz kurlarındaki yükseliş, borcun Türk lirası karşılığını da artırıyor.

Örneğin dolar kuru yükseldiğinde devlet yeni borç almamış olsa bile mevcut dış borcun TL karşılığı büyüyor. Bu durum bütçe hesaplarını zorlaştırıyor.

Uluslararası piyasalarda faizlerin yüksek seyretmesi de yeni dış borçlanmanın maliyetini artırıyor.

BORÇ MİLLİ GELİRE GÖRE NASIL?

Ekonomistler yalnızca borcun büyüklüğüne değil, milli gelire oranına bakıyor.

Türkiye'nin kamu borcunun milli gelire oranı hâlâ birçok gelişmiş ülkenin altında bulunuyor.

Japonya'da kamu borcu milli gelirin iki katını aşarken, İtalya ve ABD gibi ülkelerde de oldukça yüksek seviyelerde bulunuyor.

Türkiye bu açıdan daha avantajlı görünse de yüksek enflasyon, yüksek faiz ve kur oynaklığı borç yönetimini zorlaştıran temel riskler arasında yer alıyor.

FAİZ GİDERLERİ REKOR KIRIYOR

Borç arttıkça ödenen faiz de büyüyor.

Bugün bütçeden eğitime, sağlığa veya yatırımlara ayrılabilecek önemli miktarda kaynak faiz ödemelerine gidiyor.

Ekonomistler, önümüzdeki yıllarda faizlerin kalıcı biçimde düşmesi halinde borçlanma maliyetlerinin de azalacağını belirtiyor.

Aksi durumda bütçenin önemli kısmı yalnızca eski borçların faizini ödemeye ayrılabilir.

BORÇ KİME?

Vatandaşların en çok merak ettiği sorulardan biri de bu.

İç borcun büyük kısmı;

  • Türk bankalarına,
  • Emeklilik fonlarına,
  • Sigorta şirketlerine,
  • Yatırım fonlarına,
  • Yerli ve yabancı yatırımcılara.

Dış borç ise;

  • Uluslararası yatırım fonlarına,
  • Yabancı bankalara,
  • Dünya finans kuruluşlarına,
  • Uluslararası tahvil yatırımcılarına yönelik bulunuyor.

Yani devletin borç verdiği tek bir ülke yoktur. Borç çok sayıda yatırımcı arasında dağılmış durumdadır.

ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE NELER BEKLENİYOR?

Ekonomi yönetimi enflasyonu düşürmeyi başarabilirse faiz oranları zaman içinde gerileyebilir.

Faiz düştükçe devlet daha düşük maliyetle borçlanabilecek, bütçedeki faiz yükü hafifleyecektir.

Bunun yanında ihracatın artması, cari açığın azalması ve döviz rezervlerinin güçlenmesi dış borç yönetimini de kolaylaştıracaktır.

Ancak küresel piyasalarda yaşanabilecek yeni jeopolitik krizler, petrol fiyatlarındaki yükseliş veya uluslararası faiz artışları Türkiye'nin borçlanma maliyetini yeniden yükseltebilir.

SON SÖZ

Borç, doğru kullanıldığında ekonomiyi büyüten önemli bir finansman aracıdır. Ancak üretime dönüşmeyen, verimlilik sağlamayan ve sürekli yeni borçla çevrilen bir yapı uzun vadede ciddi risk oluşturur.

Türkiye'nin önündeki en önemli hedef, borçlanmayı azaltmaktan çok borcun kalitesini artırmak olmalıdır. Daha düşük faizle, daha uzun vadeli ve mümkün olduğunca Türk lirası ağırlıklı borçlanma modeli hem bütçeyi rahatlatacak hem de ekonomik kırılganlığı azaltacaktır.

Vatandaş açısından bakıldığında ise kamu borcu; vergilerden yatırım harcamalarına, kredi faizlerinden enflasyona kadar hayatın hemen her alanını etkiliyor. Bu nedenle borç rakamları sadece ekonomi uzmanlarının değil, toplumun tamamının yakından takip etmesi gereken göstergeler arasında yer alıyor. Güçlü mali disiplin, üretim odaklı büyüme ve istikrarlı ekonomi politikaları sürdürülebildiği ölçüde Türkiye'nin borç yükünü daha rahat yönetmesi mümkün olacaktır.

Zafer Özcivan

Zafer Özcivan

Ekonomist / Yazar

Yazarın tüm yazıları