Zafer Özcivan
Editoryal
23 Ocak 2026

TRUMP'IN GAZZE TUTUMU

Yazar Zafer Özcivan
Tüm Arşivi Gör

TRUM’IN GAZZE TUTUMU

Gazze, uzun yıllardır sadece Orta Doğu’nun değil, küresel siyasetin de en kırılgan fay hatlarından biri olmayı sürdürüyor. Her çatışma dalgası, yalnızca bölgedeki güç dengelerini değil, büyük aktörlerin dış politika reflekslerini de açık biçimde ortaya koyuyor. Bu aktörlerin başında ise, başkanlık dönemi boyunca alışılmış diplomatik kalıpları zorlayan ve sonrasında da Amerikan siyasetinin merkezinde kalmaya devam eden Donald Trump geliyor. Trump’ın Gazze’ye ve genel olarak Filistin meselesine yaklaşımı, klasik ABD dış politikasından izler taşısa da üslup, sertlik ve siyasi hesaplar bakımından belirgin biçimde ayrışıyor.

Trump Doktrini ve Gazze’ye Bakış

Trump’ın dış politikası, büyük ölçüde “önce Amerika” sloganı etrafında şekillendi. Bu yaklaşım, çok taraflı diplomasiyi ikinci plana iterken, güç dengelerini açık ve çoğu zaman sert ifadelerle yeniden tanımlamayı hedefledi. Gazze bağlamında bu tutum, ABD’nin İsrail’e verdiği geleneksel desteğin daha da görünür, daha da koşulsuz hale gelmesi anlamına geldi.

Trump döneminde Washington’un Gazze’ye yaklaşımı, insani kriz, sivil kayıplar ya da uluslararası hukuk tartışmalarından ziyade, güvenlik ve müttefiklik ekseninde şekillendi. İsrail’in güvenliği, Trump söyleminde tartışmaya açık bir konu değil; aksine, ABD’nin Orta Doğu’daki varlığının temel dayanak noktası olarak sunuldu. Bu çerçevede Gazze, siyasi bir özne olarak değil, güvenlik sorununun bir parçası olarak ele alındı.

Kudüs Kararı ve Gazze’nin Sembol Haline Gelişi

Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması, Gazze politikalarının da zihinsel arka planını anlamak açısından kritik bir dönüm noktasıydı. Bu karar, yalnızca diplomatik bir adım değil; ABD’nin arabulucu rolünden fiilen çekildiğinin ilanıydı. Gazze’deki tepkiler, protestolar ve şiddet olayları karşısında Trump yönetiminin dili son derece netti: Sorumluluk, Filistinli aktörlere yükleniyor; İsrail’in askeri hamleleri ise “meşru savunma” çerçevesinde değerlendiriliyordu.

Bu yaklaşım, Gazze’yi uluslararası kamuoyunda daha da yalnızlaştırdı. ABD’nin söylemi, Avrupa başkentlerinde ve Birleşmiş Milletler nezdinde ciddi rahatsızlık yaratırken, Trump yönetimi bu eleştirileri iç siyasette bir güç göstergesi olarak kullanmayı tercih etti.

İnsani Kriz mi, Güvenlik Sorunu mu?

Gazze, dünyanın en yoğun nüfuslu ve en ağır insani koşullar altında yaşayan bölgelerinden biri. Ancak Trump’ın söyleminde Gazze, nadiren bir insani kriz alanı olarak yer buldu. Aksine, bölge çoğunlukla “terör tehdidi”, “istikrarsızlık kaynağı” ve “kontrol edilmesi gereken bir güvenlik problemi” olarak tanımlandı.

Bu dil, ABD’nin Gazze’ye yönelik yardım politikalarında da etkisini gösterdi. Filistinli mültecilere yönelik uluslararası destek mekanizmalarının sorgulanması ve kesintiye uğratılması, Gazze’deki sivil halk üzerinde doğrudan sonuçlar doğurdu. Trump yönetimi, bu adımları “kaynakların yanlış kullanımı” argümanıyla savunurken, insani maliyetleri ikinci plana itti.

İç Siyaset Hesapları ve Gazze Söylemi

Trump’ın Gazze tutumunu anlamak için ABD iç siyasetini göz ardı etmek mümkün değil. Evangelist taban, İsrail lobisi ve sert güvenlik söylemini destekleyen seçmen grupları, Trump’ın bu konudaki en güçlü dayanakları arasında yer aldı. Gazze’ye yönelik sert söylem, bu taban için bir dış politika tercihi olmanın ötesinde, ideolojik bir duruş anlamına geliyordu.

Trump, Gazze meselesini sık sık “güçlü liderlik” vurgusuyla birleştirerek sundu. Uzlaşma, diyalog ve çok taraflı müzakere yerine, net taraf seçmenin ve sert pozisyon almanın “gerçekçilik” olduğunu savundu. Bu yaklaşım, ABD’deki kutuplaşmayı beslerken, Gazze’yi de iç politika malzemesine dönüştürdü.

Bölgesel Etkiler ve Derinleşen Çıkmaz

Trump’ın Gazze konusundaki tutumu, sadece ABD-İsrail-Filistin hattında değil, tüm Orta Doğu’da yankı buldu. Bölge ülkeleri, ABD’nin tarafsız bir aktör olmaktan uzaklaştığı kanaatine daha da güçlü biçimde ulaştı. Bu durum, Gazze meselesinin çözümünü kolaylaştırmak bir yana, mevcut çıkmazı derinleştirdi.

Gazze, Trump döneminde bir kez daha büyük güçlerin stratejik hesapları arasında sıkışmış bir coğrafya haline geldi. Güvenlik merkezli yaklaşım, kısa vadede siyasi mesaj üretse de uzun vadede ne istikrar ne de kalıcı bir çözüm sundu.

Sonuç: Sertlikten Çözüme Giden Yol Var mı?

Trump’ın Gazze tutumu, güce dayalı siyaset anlayışının en net örneklerinden biri olarak tarihe geçti. Bu tutum, ABD’nin İsrail’e olan desteğini tartışmasız biçimde pekiştirirken, Gazze’deki insani ve siyasi sorunları daha da görünmez kıldı. Sert söylem ve koşulsuz destek, Trump’ın iç siyasette elini güçlendirmiş olabilir; ancak Gazze açısından bakıldığında, bu yaklaşım yeni bir umut değil, daha derin bir belirsizlik üretti.

Gazze sorunu, yalnızca askeri ve güvenlik başlıklarıyla ele alındığında çözülebilecek bir mesele değil. Trump’ın yaklaşımı ise tam da bu indirgemeci bakışın somut bir örneği olarak hafızalara kazındı. Bugün geriye dönüp bakıldığında, Trump’ın Gazze politikası; barıştan çok güç, çözümden çok tarafgirlik ve diplomasiden çok siyasi gösteri üzerinden şekillenen bir çizgi olarak değerlendiriliyor.

Zafer Özcivan

Ekonomist / Yazar

Tüm Makaleleri Görüntüle