TEKNOLOJİK NÖTR YASA
Dünyanın hızla dijitalleştiği bir dönemde, hukuk ile teknoloji arasındaki mesafenin gittikçe açıldığı her ülkede dile getirilen temel ihtiyaçlardan biri “teknolojik nötr yasa” yaklaşımı. Kavram basit gibi görünse de modern hukuk sistemlerinin dönüşümünü belirleyecek ölçüde kritik bir çerçeve sunuyor: Yasaların belirli bir teknolojiyi düzenlemeye odaklanması yerine, teknoloji türünden bağımsız, kalıcı ve kapsayıcı ilkeler üzerine kurulması. Yapay zekâ, blok zincir, kuantum iletişimi, biyoteknoloji gibi alanların baş döndürücü hızda geliştiği bir zamanda, düzenlemelerin belirli teknolojilere göre yazılması hukuku sürekli geriye düşürüyor; bu yüzden teknoloji nötrlüğü artık bir tercih değil, zorunluluk.
Teknolojiye göre değil, davranışa göre düzenleyen bu yaklaşım hem yeniliği boğmayan hem de temel hakları ve piyasa istikrarını güvence altına alan dengeli bir zemin oluşturuyor. Örneğin, kişisel verilerin korunması bakımından önemli olan şey veriyi hangi teknolojinin işlediği değil; nasıl işlendiği, kimler tarafından erişildiği ve vatandaşın haklarının nasıl gözetildiği. Aynı şekilde, e-ticaret ve dijital hizmetler alanında da platformun mobil uygulama mı, blok zincir tabanlı bir sistem mi, yoksa yapay zekâ destekli bir arayüz mü olduğu artık ikincil. Esas belirleyici olan, tüketicinin korunması, şeffaflık, adil rekabet ve hesap verebilirlik ilkelerinin her teknolojide eşit şekilde geçerli olması.
Bu çerçevenin uygulamadaki en net örnekleri, Avrupa Birliği’nin dijital regülasyon paketlerinde görülüyor. Dijital Hizmetler Yasası (DSA) ve Dijital Piyasalar Yasası (DMA), belirli teknolojilere referans vermeden, risk temelli, prensip odaklı ve aktör davranışlarını temel alan bir düzenleme sistemi kuruyor. AB’nin yapay zekâ yasasında da aynı çizgi hâkim: Yasal metin, yeni teknolojik gelişmeler karşısında esnek ve güncellenebilir bir iskelet sunuyor. Bu yaklaşımlar yalnızca hukuki metinlerde değil, yatırımcı güveni ve start-up ekosisteminin gelişimi açısından da kritik; çünkü girişimcinin hangi teknolojiyle yenilik yaptığı değil, hangi kurallara tabi olacağını önceden bilmesi önemli.
Türkiye için teknolojik nötr yasa, özellikle finansal teknolojilerden sağlık verilerinin yönetimine, dijital reklamlardan kamu bilişim sistemlerine kadar geniş bir alanda yüksek fayda sağlayabilecek bir çerçeve. Mevzuatın teknolojiyi değil, işlevi ve riski temel alması; kurumlara uygulamada daha geniş bir hareket alanı, firmalara öngörülebilir bir hukuk düzeni, yurttaşlara ise daha güçlü bir hak koruması sunabilir. Aksi durumda, her yeni teknolojik sıçrama için yeniden kanun yazmak, düzenleyici kapasiteyi yormakla kalmıyor; hukuku da sürekli güncellik baskısı altında kırılgan hâle getiriyor.
Burada temel mesele, yasa koyucunun “teknoloji takibinde gecikme” sorununu aşması. Zira düzenleyicilerin çoğu zaman kavramları ve sistemleri anlama süresi bile, piyasadaki inovasyon hızının gerisinde kalıyor. Teknolojik nötr ilkeler ise, regülasyonun bu yarışta sürekli kaybeden taraf olmasını engelliyor. Hukukun, teknolojik yenilikler karşısında refleks geliştiren değil, yön veren bir rol üstlenmesine imkân veriyor.
Elbette bu yaklaşım, tamamen soyut veya aşırı genel yasalar anlamına gelmiyor. Aksine, belli prensiplerin altını çizen, uygulamada sektöre özgü ikincil düzenlemelerle desteklenen bir model öngörüyor. Örneğin veri koruma, içerik moderasyonu, algoritmik şeffaflık, yüksek riskli dijital hizmetlerin denetimi gibi konular, teknoloji türünden bağımsız ortak ilke setleriyle yönetilebilirken; uygulama detayları teknik rehberler, standartlar veya ikincil mevzuat aracılığıyla sektöre göre şekillendirilebilir. Böylece hem esneklik hem netlik aynı anda sağlanmış olur.
Bugünün dünyasında yasaların en büyük sınavı, hız değil derinlik. Teknolojiyi tek tek takip eden düzenlemeler, kısa vadede doğru gibi görünse de uzun vadede hem uygulamada dağınıklığa yol açıyor hem de hukuki öngörülebilirliği zayıflatıyor. Oysa teknolojik nötr bir hukuki çerçeve, gelecekte henüz icat edilmemiş sistemler için bile sağlam bir yol haritası sunabilir.
Sonuç olarak, teknolojik nötr yasa yaklaşımı, dijital çağın karmaşık yapısında hem özgürlükleri hem güvenliği aynı anda koruyabilen en etkili hukuki mimarilerden biri olarak öne çıkıyor. Dünya hızla değişirken, hukuk sistemlerinin bu değişimi yakalamak için her defasında yeniden başlamasına gerek yok. Prensipler üzerinden kurulan, davranışa odaklanan ve teknoloji bağımsızlığı esas alan bir düzenleme modeli, 21. yüzyılın dijital toplumları için artık bir seçenek değil; bir zorunluluk.