Zafer Özcivan
Editoryal
11 Şubat 2026

ŞİRKETLER MALİYET ARTIŞLARINI FİYATLARA YANSITAMIYOR

Yazar Zafer Özcivan
Tüm Arşivi Gör

ŞİRKETLER MALİYET ARTIŞLARINI FİYATLARA YANSITAMIYOR

Küresel ve yerel ölçekte son yılların en belirgin ekonomik sorunlarından biri, şirketlerin artan maliyetlerini nihai fiyatlara yeterince yansıtamaması. Enflasyonun hâlâ yüksek seyrettiği, girdi fiyatlarının dalgalandığı ve talep koşullarının belirsizleştiği bir dönemde bu durum, işletmelerin kârlılığını daraltırken, yatırım kararlarından istihdam politikalarına kadar birçok alanı doğrudan etkiliyor. Özellikle üretim ve hizmet sektörlerinde maliyet baskısının yoğunluğu, firmaların stratejik esnekliklerini zorlayan bir tablo yaratıyor. Bugün şirket bilançolarında görülen zayıf operasyonel sonuçların ortak paydası, tam da bu fiyatlandıramama sorunu.

Girdi maliyetlerinin hızı, fiyatların temposundan daha yüksek

Enerji, hammadde, lojistik, işçilik ve finansman maliyetleri son birkaç yılda kesintisiz şekilde arttı. Küresel tedarik zincirlerinin normalleşmesine rağmen özellikle enerji fiyatlarındaki oynaklık, birçok sektörde maliyetleri tahmin edilemez hale getiriyor. Türkiye özelinde bakıldığında, döviz kuru hareketleri ve finansmana erişim maliyetleri işletmelerin maliyet sepetini önemli ölçüde şişiriyor.

Bu noktada temel problem, maliyetlerdeki artışın hızının şirketlerin fiyat güncelleme kabiliyetinin çok üzerinde olması. Bir başka ifadeyle, enflasyonist baskı önce üretim tarafını vuruyor, ardından talep yetersiz kalınca nihai fiyatlara geçiş sınırlı kalıyor. Sonuç ise basit: Artan giderlerle daralan marjlar arasına sıkışan şirketler.

Talep zayıflığı fiyatlama gücünü törpülüyor

Maliyet artışını fiyatlara yansıtmanın teorik koşulu bellidir: Talebin güçlü olması. Oysa son dönemlerde hem küresel hem yerel ekonomilerde talep esnekliği, işletmelerin beklediği ölçüde değil. Hane halkı gelirleri enflasyonun altında büyürken tüketim eğilimleri daha seçici hale geldi. Türkiye’de birçok sektörde fiyat artışı yapıldığında ilk reaksiyon satış adetlerinde düşüş şeklinde kendini gösteriyor.

Bu nedenle firmalar bir tercih yapmak zorunda kalıyor: Ya maliyet artışının tamamını fiyatlara yansıtıp daralan satış hacmi riskini göze alacaklar ya da kâr marjlarından fedakârlık ederek müşteri kaybını sınırlayacaklar. Bugün çoğu şirket ikinci yolu tercih ediyor, çünkü talep kaybının uzun vadeli etkisi daha ağır olabiliyor.

Rekabet, fiyat yansıtamamanın en görünmez nedeni

Piyasa rekabetinin yoğun olduğu sektörlerde fiyat ayarlamaları daha sınırlı. Perakendeden Telekom’a, gıdadan dayanıklı tüketim ürünlerine kadar birçok alanda firmalar, rakiplerinden geri kalmamak için fiyat geçişlerini parçalara bölüyor, geciktiriyor ya da daha düşük seviyede tutuyor.

Özellikle büyük ölçekli perakende zincirlerinin uyguladığı agresif fiyatlama stratejileri, tedarikçi işletmeleri maliyet baskısına karşı daha korunaksız hale getiriyor. Bazı üreticiler için fiyat artışını hayata geçirmek, aylar süren görüşmelere ve yeniden sözleşme yapılandırmalarına bağlı.

Finansman maliyetleri: Sessiz ama en etkili baskı

Son yıllarda artan faizler, işletmelerin finansman giderlerini ciddi biçimde artırdı. Bu artış, üretim maliyetlerinin görünmeyen ama en hızlı büyüyen kalemi haline geldi. Ancak finansman giderleri, tüketiciye doğrudan aktarılması en zor maliyet türlerinden biri. Çünkü maliyetin doğrudan ürünle ilişkisi çoğu zaman zayıf ve rakipler tarafından kolayca tolere edilemiyor. Dolayısıyla firmalar özellikle bu kalemde fiyat yansıtma kabiliyeti neredeyse hiç bulamıyor.

Şirket stratejilerinde yeni dönem: Tasarruf, verimlilik ve yenilik baskısı

Maliyet baskısının kalıcı hale gelmesi, şirketleri operasyonel verimlilik üzerine daha agresif adımlar atmaya zorluyor. Otomasyon, dijitalleşme, tedarikçi çeşitlendirmesi, enerji verimliliği, stok optimizasyonu gibi alanlarda yatırımların hızlandığı görülüyor. Ancak bu adımlar kısa vadede yeni yatırım maliyetleri yaratıyor; dolayısıyla maliyet baskısının bir kısmı gelecekteki kazanımlar adına bugünden üstleniliyor.

Ayrıca, fiyatlama gücünü artırmanın bir başka yolu da ürün farklılaştırması. Katma değeri yüksek ürün üreten işletmeler maliyetleri daha kolay fiyatlara yansıtabilirken, standart ürünlerde marj baskısı çok daha yoğun hissediliyor.

Sektör kırılganlıkları belirginleşiyor

Her sektör aynı düzeyde etkilenmiyor.

Gıda ve hızlı tüketim ürünlerinde, talep esnekliği düşük olduğu için maliyet geçişleri görece daha kolay olsa da rekabet baskısı yüksek.

Sanayide, özellikle ara malı üreticileri maliyet artışlarının en büyük taşıyıcısı konumunda; ancak nihai ürün üreticisine fiyat yansıtmakta zorlanıyorlar.

Hizmet sektöründe, işçilik maliyetlerindeki artış fiyatlara daha sınırlı yansıtıldığı için marj erimesi daha belirgin.

İhracatçı firmalar, dış pazar rekabeti nedeniyle fiyat geçişlerinde en sıkışık grup.

Bu tablo, kırılganlığın şirketten çok sektörel düzeyde şekillendiğini gösteriyor.

Sonuç: Maliyet baskısının görünmeyen krizi büyüyor

Şirketlerin maliyet artışlarını fiyatlara yansıtamaması, son dönemin sessiz ama derinleşen ekonomik sorunlarından biri. Kârlılık erozyonu, yatırım iştahının azalması, istihdamın zayıflaması ve finansal dayanıklılığın düşmesi gibi sonuçlar, bu baskının etkilerini ekonominin geneline doğru yayıyor. Özetle, fiyatlandırma gücü zayıflayan şirketler sadece kendi bilançoları için değil, ekonominin büyüme potansiyeli için de risk oluşturuyor.

Önümüzdeki dönemde ekonomi politikalarının işletme maliyetlerini dengeleyen, finansmana erişimi iyileştiren ve talep tarafını destekleyen bir çerçeve sunması kritik önem taşıyor. Aksi halde şirketlerin fiyatlandıramadığı maliyetler, ekonominin üzerine birikmiş yeni bir kırılganlık katmanı olarak eklenmeye devam edecek.

Zafer Özcivan

Ekonomist / Yazar

Tüm Makaleleri Görüntüle