Köşe Yazısı 31 Temmuz 2026 03:00

KÖPRÜ VE OTOYOLLARDA ÖZELLEŞTİRME GÜNDEMİ

Zafer Özcivan
Yazar Zafer Özcivan

KÖPRÜ VE OTOYOLLARDA ÖZELLEŞTİRME GÜNDEMİ

Türkiye'nin en önemli ulaşım yatırımları arasında yer alan köprüler ve otoyollar yeniden kamuoyunun gündemine geldi. Euronews'te yer alan habere göre, köprü ve otoyolların geleceğine ilişkin yürütülen özelleştirme fizibilite çalışmasının ağustos ayında tamamlanabileceği belirtilirken, şu an için alınmış herhangi bir ihale kararı bulunmuyor. Bu gelişme, vatandaşlar arasında "Köprüler satılıyor mu?", "Geçiş ücretleri artacak mı?", "Devlet gelirinden vaz mı geçiyor?" gibi birçok sorunun sorulmasına neden oldu.

Aslında ortada kesinleşmiş bir satış kararı değil, ekonomik ve mali açıdan hazırlanan bir değerlendirme raporu bulunuyor. Ancak böyle büyük projeler söz konusu olduğunda toplumun meraklanması da son derece doğal. Çünkü köprüler ve otoyollar yalnızca ulaşım yolları değil, aynı zamanda ülke ekonomisinin can damarlarından biridir.

Bugün Türkiye'nin dört bir yanını birbirine bağlayan otoyollar, şehirler arası ticaretin hızlanmasını sağlıyor. Köprüler ise milyonlarca insanın günlük yaşamını kolaylaştırıyor. Dolayısıyla bu yatırımların geleceği yalnızca devleti değil, doğrudan vatandaşın cebini de ilgilendiriyor.

Özelleştirme denildiğinde birçok kişinin aklına kamu mallarının tamamen satılması geliyor. Oysa günümüzde uygulanan modeller çok daha farklı olabiliyor. Bazı durumlarda devlet mülkiyeti elinde tutarken sadece işletme hakkını belirli bir süre özel sektöre devredebiliyor. Süre sonunda ise tesis yeniden kamuya geçiyor. Bu nedenle "özelleştirme" kavramının hangi modelle uygulanacağı büyük önem taşıyor.

Ekonomistler, böyle büyük altyapı yatırımlarında hazırlanan fizibilite çalışmalarının temel amacının ekonomik fayda ve maliyetleri karşılaştırmak olduğunu belirtiyor. Eğer özel sektör işletmeciliğiyle daha verimli bir yapı kurulabilecekse bunun avantajları ve dezavantajları ayrıntılı biçimde hesaplanıyor. Ancak hesap yapılması, kararın verildiği anlamına gelmiyor.

Devlet açısından bakıldığında ise özelleştirme seçeneğinin önemli gerekçeleri bulunuyor. Kamu bütçesine yüksek miktarda gelir sağlanması, bakım ve işletme maliyetlerinin azaltılması, yeni yatırımlar için finansman oluşturulması bu gerekçeler arasında sayılıyor. Özellikle büyük altyapı projelerinde elde edilecek gelirler, yeni yol, demiryolu, hastane veya eğitim yatırımlarının finansmanında kullanılabiliyor.

Ancak madalyonun diğer yüzü de var. Vatandaşın en büyük endişesi geçiş ücretlerinin yükselmesi ihtimali. Çünkü özel sektör doğal olarak yaptığı yatırımın karşılığını almak ve kâr elde etmek ister. Eğer sözleşmeler iyi hazırlanmazsa ilerleyen yıllarda ücret artışları kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açabilir.

Bu nedenle uzmanlar, olası bir işletme devrinde devletin denetim görevini kesinlikle bırakmaması gerektiğini vurguluyor. Ücret artışlarının hangi kriterlere göre yapılacağı, hizmet kalitesinin nasıl korunacağı ve vatandaşın mağduriyet yaşamaması için hangi güvencelerin sağlanacağı şimdiden belirlenmeli.

Türkiye geçmişte de birçok büyük özelleştirme gerçekleştirdi. Limanlar, havaalanları, enerji tesisleri ve telekomünikasyon sektöründe uygulanan modeller ekonomiye önemli katkılar sağlarken, bazı uygulamalar ise yıllarca tartışıldı. Bu nedenle köprü ve otoyollar konusunda atılacak her adımın geçmiş deneyimlerden ders alınarak planlanması büyük önem taşıyor.

Köprüler ve otoyollar yalnızca gelir getiren yatırımlar değildir. Aynı zamanda stratejik öneme sahiptir. Olası afetlerde, acil durumlarda, savunma planlamasında ve uluslararası ticarette kritik görev üstlenirler. Bu nedenle devletin bu altyapılar üzerindeki kontrolünü güçlü şekilde sürdürmesi milli güvenlik açısından da önem taşımaktadır.

Vatandaş açısından bakıldığında beklenti oldukça nettir. İnsanlar kaliteli hizmet almak, güvenli yollarda seyahat etmek ve bunu makul ücretlerle gerçekleştirmek istiyor. Kimsenin isteği saatlerce trafikte beklemek ya da her yıl yüksek oranlarda artan geçiş ücretleri ödemek değil. Dolayısıyla hazırlanacak her modelin merkezinde vatandaş memnuniyeti bulunmalıdır.

Öte yandan Türkiye'nin son yıllarda ulaştırma alanında gerçekleştirdiği yatırımlar dünya çapında dikkat çekiyor. Yeni otoyollar, tüneller, viyadükler ve köprüler ulaşım sürelerini önemli ölçüde kısalttı. Sanayi bölgeleri limanlara daha hızlı bağlanırken, ihracat maliyetleri de önemli ölçüde azaldı. Bu kazanımların korunması ekonomik büyüme açısından büyük önem taşıyor.

Euronews'in haberinde dikkat çeken en önemli nokta ise henüz ihale kararının bulunmaması. Bu ayrıntı kamuoyunda oluşabilecek yanlış algıların önüne geçiyor. Çünkü fizibilite raporları birçok alternatifi değerlendiren teknik çalışmalardır. Bu çalışmalar sonucunda özelleştirme yapılabileceği gibi mevcut sistemin devamına da karar verilebilir. Yani bugün için kesinleşmiş herhangi bir satış veya devir süreci bulunmuyor.

Sonuç olarak köprü ve otoyollar konusunda atılacak her adım yalnızca ekonomik değil, sosyal ve stratejik sonuçlar da doğuracaktır. Devletin bütçe ihtiyaçları kadar vatandaşın ulaşım hakkı da korunmalıdır. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu yararı ilkeleri doğrultusunda alınacak kararlar toplumun güvenini artıracaktır.

Unutulmamalıdır ki köprüler sadece iki kıtayı birbirine bağlayan yapılar değildir; aynı zamanda ekonomiyi, üretimi, ticareti ve insanların günlük hayatını birbirine bağlayan stratejik yatırımlardır. Bu nedenle hangi model uygulanırsa uygulansın, temel hedef vatandaşın daha kaliteli hizmet alması, kamu kaynaklarının verimli kullanılması ve ülke ekonomisinin güçlenmesi olmalıdır. Ağustos ayında tamamlanması beklenen fizibilite çalışmasının ardından atılacak adımların da bu anlayış doğrultusunda şekillenmesi hem ekonomi hem de toplum açısından en doğru yaklaşım olacaktır.

Zafer Özcivan

Zafer Özcivan

Ekonomist / Yazar

Yazarın tüm yazıları