Köşe Yazısı 6 Ağustos 2026 03:00

İŞÇİNİN 7 AYLIK KAYBI 1,5 TRİLYON LİRAYA DAYANDI

Zafer Özcivan
Yazar Zafer Özcivan

İŞÇİNİN 7 AYLIK KAYBI 1,5 TRİLYON LİRAYA DAYANDI

Enflasyon bir yandan, vergi yükü diğer yandan işçinin cebini eritiyor. DİSK-Ar’ın hesaplamasına göre 2026 yılının ilk yedi ayında enflasyon ve vergilerin işçi ücretlerinde oluşturduğu toplam kayıp en az 1 trilyon 487 milyar liraya ulaştı. Bu tablo, maaşlara yapılan artışların neden vatandaşın mutfağına aynı ölçüde yansımadığını da ortaya koyuyor.

Çalışan açısından maaş bordrosunda görünen rakam ile ay sonunda elde kalan para artık aynı anlama gelmiyor. Kağıt üzerinde ücret yükselse bile vergi kesintileri ve hayat pahalılığı bu artışın önemli bölümünü geri alıyor. DİSK-Ar’ın ücret kayıplarına ilişkin hesaplaması da bu gerçeği rakamlarla ortaya koyuyor.

Enflasyon ile vergilerin işçi ücretlerine yedi aylık toplam faturası en az 1 trilyon 487 milyar lira olarak hesaplanıyor. Bu rakamın büyüklüğünü anlamak için sadece toplam paraya değil, işçinin günlük hayatına bakmak gerekiyor. Çünkü söz konusu kayıp; market alışverişinden kiraya, elektrik ve doğal gaz faturasından ulaşıma kadar hayatın her alanında hissediliyor.

MAAŞ ARTIYOR AMA ALIM GÜCÜ DÜŞÜYOR

Bugün bir çalışanın en büyük sorunu yalnızca maaşının düşük olması değil. Asıl sorun, aldığı maaşın satın alma gücünün hızla azalması.

Örneğin yılın başında belli bir ücretle alınabilen market sepeti, birkaç ay sonra aynı ücretle alınamıyor. İşçinin maaşı rakamsal olarak artsa bile gıda, kira, ulaşım ve enerji fiyatları daha hızlı yükseliyorsa, çalışanın gerçek geliri düşmüş oluyor.

DİSK-Ar’ın hesaplamalarında da yüksek enflasyonun ücretlerde ciddi bir erime yarattığı belirtiliyor. Daha önceki raporlarda, enflasyonun yanı sıra gelir ve damga vergilerinin de işçilerin harcanabilir gelirini önemli ölçüde azalttığı ortaya konulmuştu.

Burada vatandaşın anlayacağı basit bir gerçek var: Maaşın miktarı kadar, o maaşla kaç kilo et, kaç litre süt, kaç ekmek, kaç litre akaryakıt veya kaç metrekare kira ödenebildiği önemlidir.

VERGİ KESİNTİSİ DE AYRI BİR YÜK

İşçinin kaybı yalnızca enflasyondan oluşmuyor. Ücret üzerinden alınan gelir ve damga vergileri de çalışanın eline geçen parayı azaltıyor.

Özellikle vergi dilimleri nedeniyle yıl içinde çalışanın ödediği vergi artabiliyor. Maaşı aynı kalan veya sınırlı ölçüde yükselen bir çalışan, yıl ilerledikçe daha yüksek vergi dilimine girdiğinde eline beklediğinden daha az para geçebiliyor.

DİSK, vergi tarifelerinin enflasyon ve ücret artışlarının gerisinde kalmasının çalışanları yıl içinde daha erken üst vergi dilimlerine taşıdığı görüşünde. DİSK’in açıklamalarında 2026 yılı için ilk gelir vergisi diliminin 190 bin lira olarak belirlendiği ve bunun ücretliler açısından daha yüksek vergi yükü oluşturabileceği vurgulanıyor.

Vatandaşın karşılaştığı tablo bu nedenle oldukça basit: Maaş artıyor, ancak vergi de artıyor; market fiyatı artıyor, kira artıyor, faturalar artıyor. Sonuçta çalışanın cebinde kalan para hayat pahalılığı karşısında yeterli olmuyor.

“ÇALIŞIYORUM AMA YETMİYOR” DİYENLERİN SAYISI ARTIYOR

Son yıllarda çalışanların en fazla kullandığı cümlelerden biri “Maaşım yatıyor ama yetmiyor” oldu.

Bu durum aslında ekonomik tablonun en sade anlatımıdır.

Çünkü ücretin gerçek değeri yalnızca bordrodaki rakamla ölçülmez. Önemli olan, o ücretin ay boyunca aileye ne kadar yaşam imkanı sunduğudur.

Kira, gıda, ulaşım ve faturalar maaşın büyük bölümünü götürüyorsa, geriye eğitim, sağlık, giyim, sosyal yaşam ve tasarruf için çok az para kalıyor. Böyle bir ortamda çalışan yalnızca bugünü kurtarmaya çalışıyor; geleceğe yönelik birikim yapmak ise neredeyse imkansız hale geliyor.

DİSK-Ar’ın önceki raporlarında da enflasyon ve vergi kayıplarının birlikte değerlendirildiğinde işçi ücretlerinde çok büyük bir erime yarattığı gösterilmişti. Örneğin 2026 yılının ilk beş ayında toplam kaybın 889 milyar 991 milyon liraya ulaştığı hesaplanmıştı.

ASGARİ ÜCRETLİ DAHA FAZLA ZORLANIYOR

Bu tablonun en ağır yükünü düşük ücretle çalışanlar taşıyor. Çünkü yüksek gelirli bir kişinin fiyat artışları karşısında bazı harcamalarını erteleme veya tasarruflarından yararlanma imkanı bulunabilirken, düşük gelirli çalışan için böyle bir seçenek çoğu zaman yok.

Asgari ücretli, aldığı paranın büyük bölümünü kira, gıda, ulaşım ve faturaya ayırmak zorunda kalıyor. Ay sonunda para kalmadığında kredi kartına veya borçlanmaya başvuruyor. Böylece enflasyonun oluşturduğu gelir kaybı, zamanla borç yüküne dönüşüyor.

Bu nedenle ücretlerin yalnızca yılda bir kez belirlenmesi ve sonrasında uzun süre aynı bırakılması, yüksek enflasyon dönemlerinde çalışan açısından ciddi bir alım gücü problemi yaratıyor.

RAKAMLARIN ARKASINDA MİLYONLARCA AİLE VAR

“1 trilyon 487 milyar lira” ilk bakışta çok büyük ve uzak bir rakam gibi görünebilir. Ancak bu paranın arkasında milyonlarca çalışanın günlük hayatı bulunuyor.

Bir işçinin markette daha az ürün alması, çocuğunun ihtiyaçlarını ertelemesi, kredi kartının asgari ödemesine sığınması, faturayı sonraki aya bırakması veya tatil yapamaması aslında aynı ekonomik tablonun farklı sonuçlarıdır.

Üstelik bu kayıp yalnızca bugünün meselesi değildir. Geliri yetmeyen çalışan borçlanır. Borçlanan kişi faiz öder. Faiz ödeyen kişinin gelecek aylardaki harcama gücü daha da düşer. Böylece enflasyon ve düşük reel gelir, aile bütçesinde uzun süreli bir baskı oluşturur.

ÇÖZÜM SADECE MAAŞ ZAMMI DEĞİL

İşçinin alım gücünü korumak için yalnızca ücret artışı yapılması yeterli değil. Enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesi, vergi sisteminin ücretliler açısından daha adil hale getirilmesi ve vergi dilimlerinin çalışanların gerçek gelir artışını dikkate alacak biçimde düzenlenmesi gerekiyor.

Çünkü maaşa yüzde 20 zam yapıp aynı dönemde fiyatları yüzde 30 artırırsanız, çalışan gerçekte zam almamış olur. Hatta satın alma gücü açısından daha da geriye düşebilir.

Türkiye'nin ekonomik büyümesinin toplumun geniş kesimlerine yansıması için ücretlerin enflasyon karşısında korunması büyük önem taşıyor. Üretimin temel unsuru olan işçi, kazandığı parayla insanca yaşayabilmeli, borç batağına sürüklenmeden ailesinin ihtiyaçlarını karşılayabilmeli ve geleceği için bir miktar tasarruf yapabilmelidir.

ASIL HESAP AY SONUNDA YAPILIYOR

Bugün milyonlarca çalışan için ekonomik gerçek, bordrodaki maaş rakamından çok ay sonunda cüzdanda kalan paradır.

DİSK-Ar’ın ortaya koyduğu en az 1 trilyon 487 milyar liralık yedi aylık toplam kayıp, bu nedenle yalnızca sendikal bir tartışma olarak görülmemeli. Bu rakam, çalışanların satın alma gücünün, vergilerin ve hayat pahalılığının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteren önemli bir tablo.

Çalışan açısından beklenti açık: Ücret artsın, ama fiyatlar karşısında erimesin. Vergi ödensin, ama yük adil dağıtılsın. Ekonomik büyüme olsun, ama bunun karşılığı işçinin sofrasına da yansısın.

Çünkü önemli olan sadece daha yüksek maaş almak değil; aldığımız maaşla daha iyi bir hayat yaşayabilmek.

Zafer Özcivan

Zafer Özcivan

Ekonomist / Yazar

Yazarın tüm yazıları