Köşe Yazısı 15 Ağustos 2026 03:00

GÜMRÜK DUVARINDAKİ KAÇAKLAR ABD’YE MİLYARLARCA DOLARA MAL OLUYOR

Zafer Özcivan
Yazar Zafer Özcivan

GÜMRÜK DUVARINDAKİ KAÇAKLAR ABD’YE MİLYARLARCA DOLARA MAL OLUYOR

ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşı yeni bir tartışmayı daha gündeme taşıdı. Beyaz Saray, üçüncü ülkeler üzerinden yönlendirildiği belirtilen mallar nedeniyle ABD’nin yılda yaklaşık 19 milyar ila 26 milyar dolar arasında gümrük vergisi geliri kaybettiğini açıkladı. Washington yönetiminin iddiasına göre özellikle Çin menşeli ürünler, doğrudan ABD’ye gönderilmek yerine başka ülkeler üzerinden dolaşıma sokularak Amerikan gümrük vergilerinden kaçırılıyor.

Bu gelişme, yalnızca ABD’nin vergi gelirleri açısından değil, küresel ticaret düzeninin geleceği bakımından da önemli. Çünkü bugün dünyanın en büyük ekonomilerinden biri gümrük duvarlarını yükseltirken, şirketler ve üreticiler de bu duvarların etrafından dolaşmanın yollarını arıyor. Böylece tarifeler bir taraftan artırılırken, diğer taraftan ticaret yolları ve tedarik zincirleri yeniden şekilleniyor.

Beyaz Saray’ın hazırladığı rapora göre yaklaşık 40 ülke, Çin menşeli ürünlerin üçüncü ülkeler üzerinden ABD pazarına ulaştırılması bakımından yüksek riskli güzergâhlar arasında değerlendiriliyor. Söz konusu yöntemde ürünlerin çok az işlemden geçirilmesi, yeniden etiketlenmesi veya başka bir ülkede üretilmiş gibi gösterilmesi gibi uygulamaların kullanıldığı ileri sürülüyor.

Buradaki temel mesele aslında oldukça basit: ABD, Çin’den doğrudan gelen bir ürüne yüksek gümrük vergisi koyduğunda, ürünün başka bir ülkeden gönderilmesi bu vergiden kaçınma imkânı yaratabiliyor. Eğer ürünün gerçek menşei yeterince iyi denetlenmezse, gümrük duvarının amacı da zayıflıyor.

Washington yönetimi bu nedenle yalnızca Çin’e değil, üçüncü ülkeler üzerinden yapılan ticarete de daha yakından bakmaya hazırlanıyor. ABD Gümrük ve Sınır Koruma birimlerinin sahte menşe beyanlarını ve şüpheli sevkiyatları belirlemek amacıyla yapay zekâdan yararlanmaya başladığı bildiriliyor. Böylece ürünün nereden çıktığı, hangi güzergâhtan geçtiği, hangi şirketlerle bağlantılı olduğu ve beyan edilen üretim kapasitesinin gerçekçi olup olmadığı gibi bilgiler birlikte analiz edilecek.

TARİFELERİN SINIRI NEREDE?

ABD Başkanı Donald Trump’ın ekonomi politikasında gümrük vergileri önemli bir araç olarak öne çıkıyor. Washington, yüksek tarifelerle yerli üretimi korumayı, ithalatı azaltmayı ve Amerikan sanayisinin yeniden güçlenmesini sağlamayı hedefliyor. Ancak tarifeler yükseldikçe şirketlerin üretim ve tedarik zincirlerini değiştirme eğilimi de artıyor.

Bu durum küresel ekonomide yeni bir gerçeklik oluşturuyor. Bir ürün artık sadece “hangi ülkede üretildi?” sorusuyla değerlendirilmiyor. Ürünün hangi ülkelerden geçtiği, nerede paketlendiği, hangi parçaların hangi ülkelerden geldiği ve nihai montajın nerede yapıldığı da büyük önem taşıyor.

Dolayısıyla ticaret savaşlarının yeni cephesi yalnızca gümrük kapılarında değil, tedarik zincirlerinin tamamında yaşanıyor.

ABD açısından ortaya çıkan 19-26 milyar dolarlık gelir kaybı da bu nedenle önemli bir uyarı niteliğinde. Çünkü yüksek gümrük vergileriyle büyük gelir elde etmeyi hedefleyen bir ülke, aynı zamanda bu vergilerin tahsil edilmesini sağlayacak güçlü bir denetim sistemine ihtiyaç duyuyor.

Üstelik konu sadece vergi geliri değil. Tarifeden kaçınmak amacıyla malların farklı ülkeler üzerinden geçirilmesi, kurallara uygun hareket eden üreticiler açısından da haksız rekabet yaratabiliyor. ABD’de üretim yapan veya Amerikan kurallarına uygun biçimde ithalat gerçekleştiren şirketler, vergiden kaçınan rakipleri karşısında dezavantajlı duruma düşebiliyor.

KÜRESEL TİCARETTE YENİ DÖNEM

ABD’nin açıklaması, dünya ticaretinde önümüzdeki dönemde “menşe” ve “tedarik zinciri güvenliği” kavramlarının çok daha fazla konuşulacağını gösteriyor. Çünkü ülkeler artık sadece ithalatın miktarına değil, ithalatın arkasındaki ticaret ağının nasıl çalıştığına da bakıyor.

Washington’un yaklaşımı başka ülkeler için de önemli bir mesaj taşıyor: ABD pazarına mal satan şirketlerin üretim zincirlerini daha şeffaf hale getirmesi gerekecek. Aksi durumda yalnızca ithalatçı firma değil, ürünün geçtiği ülkelerdeki şirketler ve aracılar da daha sıkı denetimle karşılaşabilir.

Bu gelişmenin Türkiye açısından da yakından izlenmesi gerekiyor. Türkiye, Avrupa ile Asya arasında önemli bir üretim ve lojistik merkezi olma hedefini sürdürürken, küresel ticarette “güvenilir tedarikçi” kimliğini güçlendirmek zorunda. Türkiye üzerinden yapılan ticarette ürünlerin gerçek menşeinin doğru biçimde belgelenmesi, gümrük işlemlerinin şeffaf yürütülmesi ve firmaların uluslararası ticaret kurallarına eksiksiz uyması her zamankinden daha önemli hale geliyor.

Özellikle ABD’nin Çin menşeli ürünlere yönelik denetimlerini artırması, üçüncü ülkeler üzerinden yapılan ticareti de mercek altına alması anlamına geliyor. Bu nedenle Türkiye’de ihracat yapan firmaların yalnızca fiyat ve lojistik avantajlarına değil, ürünün menşe kurallarına, tedarik zincirine ve gümrük belgelerine de büyük önem vermesi gerekiyor.

Sonuç olarak Beyaz Saray’ın açıkladığı 19-26 milyar dolarlık yıllık kayıp, küresel ticarette tarifelerin tek başına yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Gümrük vergisini yükseltmek kadar, bu vergilerin doğru biçimde tahsil edilmesini sağlamak da önemli.

Dünya ticareti artık sadece fabrikalar ve limanlar arasında değil, aynı zamanda veri, belge, yapay zekâ ve gümrük denetimleri üzerinden şekilleniyor. ABD’nin yeni mücadelesi de bunun açık bir göstergesi. Önümüzdeki dönemde ticaret savaşlarının kazananları, yalnızca en düşük maliyetle üretim yapan ülkeler değil; menşe kurallarına uyan, şeffaf, güvenilir ve izlenebilir tedarik zincirleri kurabilen ülkeler olacak.

Kaynak: Euronews

Zafer Özcivan

Zafer Özcivan

Ekonomist / Yazar

Yazarın tüm yazıları