Zafer Özcivan
Editoryal
10 Şubat 2026

ENFLASYON LİGİNDE TÜRKİYE OECD ORTALAMASINI 8 'E KATLADI

Yazar Zafer Özcivan
Tüm Arşivi Gör

ENFLASYON LİGİNDE TÜRKİYE OECD ORTALAMASINI 8’E KATLADI

Küresel ekonomide son iki yıldır en çok konuşulan başlıkların başında gelen enflasyon, birçok ülkede zirve noktasını geride bırakmış görünse de tablo her ülke için aynı hızda düzelmiyor. Özellikle OECD ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye, yüksek enflasyon ligindeki yerini korumaya devam ediyor. Son veriler, Türkiye’deki yıllık enflasyonun OECD ortalamasının yaklaşık sekiz katına ulaştığını gösterirken, bu fark yalnızca bir istatistik değil; gelir dağılımından tasarruf davranışlarına, fiyatlama alışkanlıklarından ekonomik beklentilere kadar geniş bir alanda derin etkiler yaratıyor.

OECD’DE ENFLASYON NORMALLEŞİRKEN

OECD ülkeleri genelinde enflasyon, pandemi sonrası dönemde yaşanan arz şokları, enerji fiyatlarındaki sert yükseliş ve genişleyici maliye politikalarının etkisiyle hızla tırmanmıştı. Ancak 2024 ve 2025 boyunca uygulanan sıkı para politikaları, faiz artışları ve talep soğutma önlemleri sayesinde bu ülkelerin büyük bölümünde enflasyon kademeli olarak geriledi. ABD ve Euro Bölgesi’nde yıllık enflasyon oranları yüzde 2–3 bandına yaklaşırken, bazı ülkelerde hedefe oldukça yakın seviyeler görülmeye başlandı.

Bu süreçte OECD ortalaması tek haneli seviyelerde seyrederken, fiyat artışlarının hızı belirgin biçimde yavaşladı. Gıda ve enerji gibi oynak kalemlerde dalgalanmalar sürse de çekirdek enflasyon göstergeleri aşağı yönlü bir eğilime girdi. Kısacası OECD cephesinde “yüksek enflasyon dönemi” büyük ölçüde geride bırakılırken, Türkiye bu genel tablodan net biçimde ayrışıyor.

TÜRKİYE’DE YÜKSEK ENFLASYONUN KALICILIĞI

Türkiye’de ise enflasyon, sadece geçici bir dalgalanma olmaktan çıkıp yapısal bir sorun haline gelmiş durumda. Yıllık enflasyon oranı, OECD ortalamasının yaklaşık sekiz katı seviyesinde seyrederken, bu durum fiyat istikrarının ne kadar zayıfladığını açıkça ortaya koyuyor. Üstelik mesele yalnızca yüksek bir oranla sınırlı değil; enflasyonun geniş tabana yayılması ve beklentilere yerleşmesi, sorunu daha da derinleştiriyor.

Fiyat artışları gıdadan kiraya, ulaşımdan hizmet sektörüne kadar hemen her alanda hissediliyor. Özellikle hizmet enflasyonu, katı yapısı nedeniyle düşmekte zorlanıyor. Eğitim, sağlık, lokanta-otel ve kira kalemlerinde fiyatlar yukarı yönlü ivmesini korurken, bu alanlardaki artışlar hane halkı bütçesi üzerinde kalıcı baskı yaratıyor.

GELİR ARTIŞI ENFLASYONA YETİŞEMİYOR

Yüksek enflasyonun en somut etkisi, gelirlerin satın alma gücündeki erime olarak ortaya çıkıyor. Nominal ücret artışları, kâğıt üzerinde yüksek görünse bile, enflasyon karşısında yetersiz kalıyor. Bu durum özellikle sabit gelirli kesimler için ciddi bir refah kaybı anlamına geliyor. Asgari ücretliler, emekliler ve maaşlı çalışanlar, artan fiyatlar karşısında her ay daha az mal ve hizmet satın alabilir hale geliyor.

OECD ülkelerinde ücret-enflasyon dengesi büyük ölçüde korunurken, Türkiye’de bu makas hızla açılıyor. Sonuç olarak hane halkı, tüketim tercihlerini kısmak, daha ucuz ürünlere yönelmek ya da borçlanmak zorunda kalıyor. Bu da iç talebin sağlıksız bir yapıya bürünmesine neden oluyor.

FİYATLAMA DAVRANIŞLARINDA BOZULMA

Enflasyonun yüksek ve kalıcı olduğu ekonomilerde en büyük sorunlardan biri, fiyatlama davranışlarının bozulmasıdır. Türkiye’de de bu durum net biçimde gözleniyor. Firmalar, maliyet artışlarını beklemeden fiyatlarını yukarı çekiyor; hatta gelecekteki olası artışları da bugünden fiyatlara yansıtıyor. Bu davranış, enflasyonun kendi kendini besleyen bir döngüye girmesine yol açıyor.

OECD ülkelerinde ise fiyatlama daha öngörülebilir ve istikrarlı. Enflasyon beklentileri hedefe yakın seyrettiği için firmalar da agresif fiyat artışlarına yönelmiyor. Türkiye’deki sekiz katlık fark, sadece bugünkü fiyat seviyelerini değil, geleceğe dair beklentileri de olumsuz etkiliyor.

TASARRUF VE YATIRIM DENGESİ BOZULUYOR

Yüksek enflasyon, tasarruf davranışlarını da kökten değiştiriyor. Türkiye’de hane halkı, parasının değerini koruyabilmek için geleneksel tasarruf araçlarından uzaklaşıyor; döviz, altın ve gayrimenkul gibi alanlara yöneliyor. Bu durum, finansal sistemin derinleşmesini zorlaştırırken, uzun vadeli yatırımlar için gerekli olan istikrarlı fon akışını da sekteye uğratıyor.

OECD ülkelerinde ise düşük ve öngörülebilir enflasyon ortamı, tasarrufların finansal sisteme yönelmesini teşvik ediyor. Emeklilik fonları, yatırım fonları ve uzun vadeli finansman araçları bu sayede büyüyebiliyor. Türkiye’deki yüksek enflasyon ise kısa vadeli kazanç arayışını öne çıkararak, üretken yatırımların önünde engel oluşturuyor.

PARA POLİTİKASININ SINAVI

Türkiye’nin OECD ortalamasından bu denli kopması, para politikasının etkinliği konusundaki tartışmaları da beraberinde getiriyor. Sıkılaşma adımları atılmış olsa da enflasyonun hızla düşmemesi beklentilerin ne kadar katılaştığını gösteriyor. Para politikasının güvenilirliği, sadece faiz kararlarıyla değil, iletişim, öngörülebilirlik ve tutarlılıkla da yakından ilişkili.

OECD ülkelerinde merkez bankaları, enflasyonla mücadelede net hedefler ve güçlü iletişim stratejileriyle öne çıkıyor. Türkiye’de ise geçmişte yaşanan politika değişimleri, beklentilerin çıpalanmasını zorlaştırmış durumda. Bu nedenle enflasyonla mücadele, kısa vadeli önlemlerden ziyade uzun soluklu ve kararlı bir yaklaşım gerektiriyor.

SOSYAL VE EKONOMİK ETKİLER

Yüksek enflasyonun etkileri sadece ekonomik göstergelerle sınırlı değil. Toplumsal refah, gelir dağılımı ve sosyal dengeler de bu süreçten doğrudan etkileniyor. Enflasyon, gelir dağılımını bozucu bir etki yaratırken, düşük gelirli kesimlerin yükünü daha da artırıyor. OECD ülkelerinde sosyal politikalar ve fiyat istikrarı birlikte ilerlerken, Türkiye’de enflasyon sosyal politikaların etkisini zayıflatıyor.

Ayrıca belirsizlik ortamı, tüketici ve yatırımcı güvenini aşındırıyor. Ekonomik aktörler, uzun vadeli plan yapmakta zorlanırken, bu durum büyüme potansiyelini de sınırlıyor.

SONUÇ: TABLO DEĞİŞMEDİ, MESAJ NET

“Enflasyon liginde tablo değişmedi” ifadesi, sadece bir karşılaştırma değil, aynı zamanda güçlü bir uyarı niteliği taşıyor. Türkiye’nin OECD ortalamasını sekize katlayan enflasyon oranı, fiyat istikrarının yeniden tesis edilmesinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bu fark kapatılmadıkça, refah artışı, sürdürülebilir büyüme ve gelir adaleti hedeflerine ulaşmak zor görünüyor.

Önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadelede kararlılık, tutarlılık ve güven inşası belirleyici olacak. Aksi halde Türkiye, yüksek enflasyon ligindeki yerini korumaya devam edecek; bu da sadece bugünü değil, geleceği de pahalı hale getirecek.

Zafer Özcivan

Ekonomist / Yazar

Tüm Makaleleri Görüntüle