BANKALARIN 2025 YILINDA REKOR FAİZ GELİRİ
2025 yılı, Türkiye ekonomisinde çelişkilerin en görünür hâle geldiği dönemlerden biri olarak kayıtlara geçti. Bir yanda kredi kartı limitleriyle ay sonunu getirmeye çalışan milyonlar, diğer yanda tarihî kârlılık açıklayan bankalar… Resmî veriler, vatandaşın borç yükünün hızla arttığını, buna karşılık bankacılık sektörünün faiz ve komisyon gelirlerinde rekorlar kırdığını açıkça ortaya koyuyor.
Net faiz gelirleri 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 74,9 artarak 1 trilyon 725 milyar liraya ulaştı. Bankaların yalnızca verdikleri kredilerden ve topladıkları mevduatlardan elde ettiği bu gelir, Türkiye bankacılık tarihinin en yüksek seviyelerinden biri olarak dikkat çekti. Bununla da sınırlı kalınmadı; ücret ve komisyon gelirleri 968 milyar lirayı aşarak neredeyse faiz gelirleriyle yarışır hâle geldi. Özellikle kamu bankaları, artan kredi hacmi ve yüksek faiz ortamının etkisiyle kârlılıkta özel bankaların önüne geçti.
Borçlanma artık tercih değil, zorunluluk
Hane halkı cephesinde tablo oldukça farklı. Enflasyonun gerisinde kalan ücret artışları, yükselen kira ve gıda fiyatlarıyla birleşince, kredi ve kredi kartı kullanımı geniş kesimler için bir “finansman aracı” olmaktan çıkıp bir yaşam aracı hâline geldi. Vatandaş borçlanarak yatırım yapmıyor; borçlanarak ayakta kalmaya çalışıyor.
Kredi kartı bakiyelerindeki hızlı artış, özellikle asgari ödeme tuzağını derinleştiriyor. Kart borcunun yalnızca asgarisini ödeyen milyonlarca kişi için borç stoku azalmıyor, aksine her ay daha da büyüyor. Faiz oranlarının yüksek seyretmesi, bu borçların çevrilmesini zorlaştırırken, bankaların faiz gelirlerini katlıyor.
Tüketici kredileri tarafında da benzer bir tablo söz konusu. Konut ve taşıt kredileri yüksek faizler nedeniyle daralırken, ihtiyaç kredileri ve kart harcamaları öne çıkıyor. Bu durum, borçlanmanın üretken alanlara değil, tüketime ve temel ihtiyaçlara yöneldiğini gösteriyor. Ekonomide büyüme varsa bile, bu büyümenin borçla finanse edilen bir tüketim üzerinden şekillendiği anlaşılıyor.
Faiz ortamı bankalar için “altın yıl” yarattı
Merkez Bankası’nın sıkı para politikası çerçevesinde yüksek seviyelerde tutulan politika faizi, bankacılık sektörü için oldukça elverişli bir zemin oluşturdu. Mevduat faizleri ile kredi faizleri arasındaki makas genişlerken, bankalar bu farktan ciddi kazanç sağladı. Özellikle kısa vadeli ve değişken faizli krediler, bankaların riskini sınırlarken gelirlerini artırdı.
Net faiz gelirlerindeki yüzde 74,9’luk artış, yalnızca kredi hacmiyle açıklanabilecek bir durum değil. Bu artış, aynı zamanda fiyatlama gücünün bankalar lehine ne kadar arttığını da gösteriyor. Faiz oranları yükselirken, bu maliyetlerin büyük kısmı doğrudan tüketiciye yansıtıldı. Bankalar, enflasyonist ortamda bilançolarını korumakla kalmadı, reel olarak da büyüttü.
Komisyon ekonomisi derinleşiyor
2025’in bir diğer dikkat çekici başlığı ise ücret ve komisyon gelirleri oldu. Havale, EFT, kredi kartı aidatları, POS kesintileri, sigorta ve yatırım ürünleri aracılık gelirleri derken bankalar, müşterilerinden faiz dışı ama sürekli bir gelir akışı yarattı. 968 milyar lirayı aşan bu kalem, bankacılığın giderek bir “komisyon ekonomisine” dönüştüğünü gösteriyor.
Vatandaş açısından bakıldığında ise bu tablo, bankacılık hizmetlerine erişmenin giderek daha pahalı hâle geldiği anlamına geliyor. Maaşını çekmek, fatura ödemek, taksit ertelemek ya da kart limitini aşmak; hemen her işlem ek bir maliyet doğuruyor. Küçük tutarlı ama yaygın bu kesintiler, özellikle düşük gelirli kesimler için ciddi bir yük oluşturuyor.
Kamu bankaları neden öne çıktı?
2025’te açıklanan kârlılık rakamlarında kamu bankalarının özel bir yeri var. Kamu bankaları, özellikle bireysel krediler ve KOBİ finansmanı üzerinden yüksek hacimli bir kredi genişlemesi sağladı. Bu genişleme, yüksek faiz ortamında kamu bankalarının faiz gelirlerini hızla artırdı.
Kamu bankalarının bir diğer avantajı, geniş müşteri tabanı ve kamusal işlemlerden gelen düzenli nakit akışı oldu. Sosyal transferler, maaş ödemeleri ve kamu projeleri, bu bankaların bilanço büyüklüklerini destekledi. Ancak bu durum, “kamu bankaları kâr ediyor ama kamu kazanıyor mu?” sorusunu da beraberinde getiriyor.
Gelir dağılımı açısından alarm zilleri
Bankacılık sektöründeki bu rekor kârlılık, gelir dağılımı tartışmalarını yeniden alevlendiriyor. Bir tarafta borç faizi ödeyen milyonlar, diğer tarafta bu faizlerden gelir yazan kurumlar… Ekonomideki değer transferinin hangi yönde işlediği sorusu, 2025 rakamlarıyla birlikte daha net bir yanıt buluyor.
Faiz gelirleri ve komisyonlar üzerinden bankalara aktarılan kaynak, hane halkının harcanabilir gelirini daraltıyor. Bu da iç talebin niteliğini bozuyor; harcama kalemleri zorunlu ihtiyaçlara sıkışırken, refah artırıcı tüketim ve tasarruf imkânları azalıyor. Uzun vadede bu durum, ekonomik büyümenin kalitesini de olumsuz etkiliyor.
Sürdürülebilir mi?
2025, bankalar için parlak bir yıl olabilir; ancak bu tablonun sürdürülebilirliği tartışmalı. Borçluluk arttıkça geri ödeme sorunları da büyüyor. Takibe düşen alacakların artması, ilerleyen dönemde bankaların bilançosu üzerinde baskı oluşturabilir. Bugün kâr yazan faiz oranları, yarın tahsil edilemeyen borçlar olarak geri dönebilir.
Öte yandan vatandaş cephesinde sabır sınırı giderek daralıyor. Borçla dönen bir ekonomi, sosyal ve siyasal gerilimleri de besliyor. Ekonomi yönetimi açısından asıl soru şu: Bankaların rekor kâr açıkladığı bir yılda, toplumun geniş kesimleri neden daha yoksul hissediyor?
Sonuç: Aynı yıl, iki farklı Türkiye
2025 verileri, ekonomideki ikili yapıyı tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Bilançolarda rekorlar kırılırken, mutfakta yangın sürüyor. Bankalar kazanıyor, halk borçlanıyor. Bu tablo, yalnızca ekonomik bir dengesizlik değil; aynı zamanda sosyal bir kırılganlık işareti.
Önümüzdeki dönemde mesele yalnızca enflasyonu düşürmek ya da büyüme rakamlarını artırmak değil. Mesele, bu büyümenin ve finansal kazancın kimin cebine girdiği. 2025, bu sorunun artık ertelenemeyeceğini açıkça gösteren bir yıl olarak hatırlanacak.