AFŞİN-ELBİSTAN'DA SANTRAL GENİŞLEMESİ DURDU
AFŞİN-ELBİSTAN'DA SANTRAL GENİŞLEMESİ DURDU
Türkiye'de enerji denildiğinde akla ilk gelen bölgelerden biri hiç kuşkusuz Kahramanmaraş'taki Afşin-Elbistan Havzası'dır. Yıllardır elektrik üretiminin önemli merkezlerinden biri olan bu bölgede kurulu kömürlü termik santraller, ülkenin enerji ihtiyacına katkı sağlarken aynı zamanda çevre ve sağlık açısından da tartışmaların odağında yer aldı.
Son günlerde gündeme gelen en önemli gelişme ise Afşin-Elbistan'da planlanan yeni termik santral genişleme projesinin durdurulması oldu. Çevre örgütlerinin, bölge halkının ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının uzun süredir dile getirdiği itirazlar sonunda projenin ilerlemesi şimdilik durdu. Ancak bu gelişme, Türkiye'nin kömür politikasıyla ilgili önemli bir soruyu yeniden gündeme taşıdı: Türkiye'nin kömürden çıkış planı var mı?
Ne yazık ki bu sorunun net bir cevabı hâlâ bulunmuyor.
Bugün dünyanın birçok ülkesi, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında kömürlü termik santralleri kademeli olarak kapatacaklarını açıklıyor. Avrupa'da birçok ülke kömür kullanımına son vereceği tarihi belirledi. Kimisi 2030'u, kimisi 2035'i hedef gösteriyor. Çünkü kömür, karbon salımının en büyük kaynaklarından biri olarak kabul ediliyor.
Türkiye ise enerji üretiminde hâlâ önemli ölçüde kömüre bağımlı durumda bulunuyor.
Afşin-Elbistan Havzası ise Türkiye'nin en büyük linyit rezervlerinden birine sahip. Burada çıkarılan düşük kalorili kömür, yıllardır termik santrallerde yakılarak elektriğe dönüştürülüyor. Ancak bu süreç sadece elektrik üretmiyor; aynı zamanda havaya tonlarca karbondioksit, kükürt dioksit ve çeşitli zararlı gazlar da salıyor.
Bölge halkı yıllardır hava kirliliğinden şikâyet ediyor.
Özellikle kış aylarında bacalardan çıkan duman nedeniyle nefes almakta zorlandıklarını söyleyen vatandaşlar, çocuklarda astım ve solunum yolu hastalıklarının arttığını dile getiriyor. Çiftçiler ise tarlalara çöken kül nedeniyle ürün veriminin düştüğünü ifade ediyor.
Termik santraller sadece havayı değil, toprağı ve suyu da etkiliyor.
Kömürün çıkarılması sırasında geniş alanlar kazılıyor, doğal yaşam zarar görüyor. Santrallerin kullandığı büyük miktardaki su da bölgedeki su kaynakları üzerinde baskı oluşturuyor.
Elbette madalyonun diğer yüzü de var.
Binlerce kişi bu santraller sayesinde iş sahibi oluyor. Afşin ve Elbistan ekonomisinin önemli bir bölümü kömür madenciliği ve termik santral faaliyetleri üzerine kurulmuş durumda. Santrallerin tamamen kapanması halinde binlerce kişinin işsiz kalabileceği endişesi bulunuyor.
İşte tam da bu nedenle uzmanlar "adil dönüşüm" kavramını öne çıkarıyor.
Yani kömürden çıkılırken çalışanların mağdur edilmemesi gerekiyor.
Bugün Almanya, İspanya ve bazı Avrupa ülkeleri kömür bölgelerinde çalışan işçilere yeni meslek eğitimleri veriyor. Güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi ve temiz teknoloji yatırımlarıyla yeni istihdam alanları oluşturuyor.
Türkiye'de ise böyle kapsamlı bir yol haritası henüz açıklanmış değil.
Afşin-Elbistan'da santral genişlemesinin durması çevre açısından olumlu bir gelişme olarak görülse de bundan sonra ne olacağı belirsizliğini koruyor.
Enerji ihtiyacı her geçen gün artıyor.
Sanayi büyüyor.
Nüfus artıyor.
Elektrik tüketimi yükseliyor.
Bütün bunlar yeni enerji yatırımlarını zorunlu hale getiriyor.
Ancak artık dünya eski dünya değil.
İklim değişikliği hayatımızın her alanını etkiliyor.
Kuraklık artıyor.
Orman yangınları çoğalıyor.
Aşırı sıcaklar rekor kırıyor.
Sel felaketleri daha sık yaşanıyor.
Bilim insanları bu gelişmelerin fosil yakıt kullanımından kaynaklanan sera gazı emisyonlarıyla yakından ilişkili olduğunu söylüyor.
Türkiye de Paris İklim Anlaşması kapsamında karbon emisyonlarını azaltmayı hedefleyen ülkeler arasında yer alıyor.
Bu hedeflere ulaşabilmek için enerji üretiminde temiz kaynakların payının artırılması gerekiyor.
Son yıllarda güneş ve rüzgâr enerjisinde önemli yatırımlar yapılıyor.
Özellikle güneş enerjisi santralleri hızla yaygınlaşıyor.
Türkiye, coğrafi konumu sayesinde güneş enerjisi açısından oldukça avantajlı ülkeler arasında bulunuyor. Aynı şekilde rüzgâr enerjisinde de ciddi bir potansiyel mevcut.
Uzmanlar, yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması halinde hem çevrenin korunabileceğini hem de enerji arz güvenliğinin sağlanabileceğini belirtiyor.
Ancak bunun için uzun vadeli ve kararlı bir enerji politikasına ihtiyaç var.
Afşin-Elbistan'daki gelişme aslında yalnızca bir santral projesinin durması anlamına gelmiyor.
Bu olay, Türkiye'nin enerji geleceğinin nasıl şekilleneceğine ilişkin önemli bir tartışmanın da başlangıcı olabilir.
Bir tarafta enerji güvenliği ve ekonomik ihtiyaçlar bulunuyor.
Diğer tarafta ise temiz hava, sağlıklı yaşam ve gelecek nesillere bırakılacak yaşanabilir bir çevre yer alıyor.
Önemli olan bu iki dengeyi birlikte kurabilmektir.
Hiç kimse elektriksiz kalmak istemez.
Ama hiç kimse kirli hava solumak, sağlığını kaybetmek ya da çocuklarının geleceğini tehlikeye atmak da istemez.
Artık enerji politikalarının sadece bugünü değil, gelecek elli yılı da düşünerek hazırlanması gerekiyor.
Türkiye'nin kömürden ne zaman çıkacağı, hangi santrallerin hangi tarihte kapatılacağı ve çalışanların nasıl korunacağı konusunda toplumun önüne açık, şeffaf ve uygulanabilir bir yol haritası konulması büyük önem taşıyor.
Afşin-Elbistan'da duran genişleme projesi belki de bu büyük dönüşümün ilk adımı olabilir. Asıl önemli olan ise bundan sonra atılacak adımların hem çevreyi hem ekonomiyi hem de insan sağlığını birlikte gözeten akılcı politikalarla şekillendirilmesidir. Çünkü güçlü bir ekonomi de sağlıklı bir toplum da ancak temiz bir çevre üzerinde yükselebilir.
Kaynak: Euronews