Zafer Özcivan
Editoryal
31 Ocak 2026

ABD-İRAN GERİLİMİNİN NEDENLERİ VE OLASI SONUÇLARI

Yazar Zafer Özcivan
Tüm Arşivi Gör

ABD -İRAN GERİLİMİNİN NEDENLERİ VE OLASI SONUÇLARI

Orta Doğu’nun en kronik ve en karmaşık gerilim hatlarından biri, kuşkusuz ABD ile İran arasındaki ilişkilerde şekilleniyor. Bu gerilim, yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik bir anlaşmazlık değil; enerji piyasalarından küresel güvenliğe, bölgesel ittifaklardan iç siyasete kadar uzanan çok katmanlı bir mesele olarak dünya gündemini meşgul ediyor. Zaman zaman yumuşama sinyalleri verilse de ilişkilerin genel seyri kırılganlık, güvensizlik ve karşılıklı tehdit dili üzerinden ilerliyor.

Tarihsel Arka Plan: Güven Bunalımının Kökenleri

ABD–İran geriliminin temelleri, 1979’daki İran İslam Devrimi’ne kadar uzanıyor. Devrim öncesinde ABD’nin İran’daki Şah rejimini desteklemesi, devrim sonrasında ise Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nin basılması ve diplomatların rehin alınması, iki ülke arasında derin bir güven krizinin doğmasına yol açtı. O tarihten itibaren İran, ABD’yi “emperyalist bir tehdit” olarak tanımlarken; ABD ise İran’ı bölgesel istikrarı bozan, radikal unsurları destekleyen bir aktör olarak konumlandırdı.

Soğuk Savaş sonrasında bu karşıtlık yeni biçimler aldı. İran’ın nükleer programı, balistik füze çalışmaları ve bölgedeki silahlı gruplarla kurduğu ilişkiler, Washington’un Tahran’a yönelik baskı politikalarını sertleştirdi. ABD açısından İran, sadece bir ülke değil; Orta Doğu’daki güç dengelerini değiştirebilecek potansiyele sahip bir “stratejik meydan okuma” olarak görülmeye başlandı.

Nükleer Program: Gerilimin Merkezindeki Dosya

ABD–İran geriliminin en kritik başlıklarından biri, İran’ın nükleer faaliyetleri. Tahran, nükleer programının barışçıl amaçlar taşıdığını savunsa da ABD ve müttefikleri İran’ın nükleer silah geliştirme eşiğine yaklaşmasından endişe ediyor. Bu endişe, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) ile geçici olarak yumuşamıştı.

Ancak ABD’nin anlaşmadan çekilmesi ve İran’a yeniden ağır yaptırımlar uygulamaya başlaması, süreci tersine çevirdi. İran da buna karşılık olarak anlaşmadaki bazı yükümlülüklerini askıya aldı. Bugün gelinen noktada nükleer dosya, taraflar arasında hem bir pazarlık aracı hem de olası bir askeri gerilimin tetikleyicisi olarak duruyor.

Bölgesel Rekabet ve Vekâlet Savaşları

Gerilimin bir diğer önemli boyutu, Orta Doğu’daki bölgesel rekabet. İran; Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi ülkelerde nüfuzunu artırmaya çalışırken, ABD bu yayılmayı kendi çıkarlarına ve müttefiklerine yönelik bir tehdit olarak algılıyor. Özellikle İsrail’in güvenliği meselesi, Washington’un İran politikasında belirleyici bir unsur.

Bu rekabet çoğu zaman doğrudan çatışma yerine “vekâlet savaşları” üzerinden yürütülüyor. İran’ın desteklediği gruplar ile ABD’nin veya ABD müttefiklerinin desteklediği aktörler arasındaki çatışmalar, gerilimin sürekli canlı kalmasına neden oluyor. Bu durum, bölgedeki istikrarsızlığı derinleştirirken, küçük çaplı bir olayın bile büyük bir krize dönüşme riskini artırıyor.

Ekonomik Yaptırımlar ve İç Politik Etkiler

ABD’nin İran’a yönelik uyguladığı ekonomik yaptırımlar, gerilimin en somut araçlarından biri. Petrol ihracatını hedef alan yaptırımlar, İran ekonomisi üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Enflasyon, işsizlik ve gelir kaybı gibi sorunlar, İran toplumunda huzursuzluğu artırıyor.

Ancak yaptırımların siyasi etkileri de var. İran yönetimi, dış baskıyı iç siyasette bir mobilizasyon aracı olarak kullanabiliyor. “Dış düşman” söylemi, rejimin tabanını konsolide etmesine yardımcı olurken, reform yanlısı kesimlerin hareket alanını daraltabiliyor. Bu da ABD’nin yaptırımlar yoluyla rejim üzerinde beklediği dönüşümü yaratmasını zorlaştırıyor.

Olası Sonuçlar: Küresel Etkiler ve Riskler

ABD–İran geriliminin tırmanması, yalnızca bölgesel değil küresel sonuçlar doğurabilir. Öncelikle enerji piyasaları bu gerilime son derece duyarlı. Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak bir kriz, petrol fiyatlarında ani ve sert dalgalanmalara yol açabilir. Bu durum, küresel enflasyonu besleyerek birçok ülkenin ekonomisini olumsuz etkileyebilir.

Askeri bir çatışma ihtimali ise en riskli senaryo. Doğrudan bir savaş, Orta Doğu’daki diğer aktörleri de içine çekerek geniş çaplı bir bölgesel krize dönüşebilir. Böyle bir senaryo, göç hareketlerinden terör tehdidine kadar pek çok sorunu beraberinde getirir.

Öte yandan, diplomatik kanalların yeniden açılması ve kontrollü bir diyalog sürecinin başlaması, gerilimin yönetilebilir bir düzeye çekilmesini sağlayabilir. Ancak bunun için karşılıklı güvenin yeniden inşa edilmesi ve tarafların kısa vadeli kazanımlar yerine uzun vadeli istikrarı öncelemesi gerekiyor.

Sonuç: Kırılgan Denge

ABD–İran ilişkileri, kalıcı bir barıştan ziyade kırılgan bir denge üzerinde ilerliyor. Gerilimin nedenleri derin ve çok katmanlı olduğu için, tek bir adımla çözülmesi mümkün görünmüyor. Nükleer dosya, bölgesel rekabet ve ekonomik yaptırımlar iç içe geçmiş durumda.

Bu tablo, uluslararası toplum için de önemli bir sınav niteliği taşıyor. Gerilimin tırmanması, küresel ölçekte ekonomik ve güvenlik risklerini artırırken; diplomatik çözümlerin güçlenmesi ise sadece iki ülke için değil, dünya genelinde daha öngörülebilir bir düzenin önünü açabilir. ABD–İran gerilimi, bu yönüyle, modern uluslararası ilişkilerin en kritik dosyalarından biri olmayı sürdürüyor.

Zafer Özcivan

Ekonomist / Yazar

Tüm Makaleleri Görüntüle