2026 MART AYINDA CARİ AÇIK SERT YÜKSELDİ
Türkiye ekonomisinin en kırılgan başlıklarından biri olan cari işlemler dengesi, 2026 yılının mart ayında yeniden alarm verdi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan ödemeler dengesi verilerine göre cari işlemler hesabı mart ayında 9 milyar 672 milyon dolar açık verdi. Böylece cari açık geçen yılın aynı ayına göre yaklaşık yüzde 97 oranında artış gösterdi. Bu sert yükseliş, yalnızca dış ticaret rakamlarının değil, aynı zamanda enerji maliyetlerinden iç talebe, döviz ihtiyacından finansman yapısına kadar birçok ekonomik dinamiğin yeniden tartışılmasına neden oldu.
Uzmanlara göre ortaya çıkan tablo, Türkiye ekonomisinin büyüme modeli ile dış finansman ihtiyacı arasındaki hassas ilişkiyi yeniden gözler önüne seriyor. Çünkü Türkiye ekonomisi büyüdükçe ithalat artıyor, ithalat arttıkça da cari açık genişliyor. Özellikle üretimde yüksek oranda ithal ara malı kullanılması, cari dengeyi kronik bir sorun haline getiriyor.
Mart ayında görülen yüksek açıkta en önemli etkenlerden biri dış ticaret açığındaki büyüme oldu. Enerji fiyatlarındaki küresel dalgalanmalar, sanayi üretiminde kullanılan ithal girdiler ve tüketim mallarına yönelik talep artışı dış ticaret dengesini bozdu. Özellikle altın ithalatındaki yükselişin cari açık üzerinde ciddi baskı oluşturduğu belirtiliyor. Finans çevreleri hem yatırım amaçlı hem de güvenli liman eğilimi nedeniyle altın ithalatının son aylarda hızlandığına dikkat çekiyor.
Ekonomistler, iç talepteki canlılığın da cari açığı büyüten temel faktörlerden biri olduğunu ifade ediyor. Son dönemde kredi kullanımındaki artış, tüketim harcamalarının hız kazanması ve şirketlerin yatırım amaçlı ithalat talepleri dış alımın yükselmesine yol açtı. İç piyasada tüketim eğiliminin güçlü kalması, ithalata dayalı sektörlerde döviz ihtiyacını artırırken cari işlemler dengesini de olumsuz etkiledi.
Cari açığın yükselmesi, beraberinde finansman sorununu da gündeme taşıyor. Çünkü Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde cari açığın sürdürülebilirliği büyük ölçüde dış kaynak girişine bağlı bulunuyor. Yabancı yatırım girişlerinin yavaşladığı, küresel faizlerin yüksek seyrettiği bir dönemde cari açığın finansmanı daha maliyetli hale geliyor. Bu durum, döviz kuru üzerinde baskı oluştururken ekonomik kırılganlıkları artırabiliyor.
Özellikle kısa vadeli sermaye hareketleriyle finanse edilen cari açıklar, ekonomi yönetimleri açısından riskli kabul ediliyor. Uzun vadeli doğrudan yatırımlar yerine sıcak para girişleriyle finanse edilen açıklar, küresel piyasalardaki dalgalanmalara karşı ekonomiyi daha savunmasız bırakıyor. Küresel piyasalarda faizlerin uzun süre yüksek seyretmesi halinde gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının zayıflayabileceği değerlendiriliyor.
Ekonomi çevrelerinde dikkat çekilen bir diğer unsur ise enerji ithalatı. Türkiye’nin enerji bakımından dışa bağımlı yapısı, cari açığın kronikleşmesinde belirleyici rol oynuyor. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artışlar doğrudan ithalat faturasını yükseltiyor. Özellikle sanayi üretiminin yüksek enerji tüketimine dayanması, enerji maliyetlerinin ekonominin genel dengesi üzerindeki etkisini artırıyor.
Son yıllarda yenilenebilir enerji yatırımlarına ağırlık verilse de kısa vadede enerji ithalatını ciddi ölçüde azaltacak bir dönüşüm henüz tam anlamıyla sağlanabilmiş değil. Uzmanlar, enerji verimliliği yatırımlarının hızlandırılması, yerli kaynak kullanımının artırılması ve sanayide teknolojik dönüşümün desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.
Cari açıktaki yükselişin döviz kuru üzerindeki etkileri de yakından izleniyor. Cari açık büyüdükçe ekonominin döviz ihtiyacı artıyor. Bu durum piyasada dövize olan talebi yükselterek Türk lirası üzerinde baskı oluşturabiliyor. Kur artışları ise ithalat maliyetlerini yükselterek enflasyon üzerinde yeni baskılar yaratabiliyor. Böylece cari açık, kur ve enflasyon arasında birbirini besleyen kırılgan bir döngü oluşabiliyor.
Ekonomistler, mevcut tablonun para politikası açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğini ifade ediyor. Cari açıktaki hızlı genişleme, finansal istikrar açısından risk oluşturduğu için ekonomi yönetiminin sıkı para politikasını uzun süre devam ettirmesine neden olabilir. Faizlerin yüksek seyretmesi ise yatırımlar ve büyüme üzerinde baskı oluşturabilecek unsurlar arasında gösteriliyor.
Bunun yanında ihracat performansı da cari denge açısından kritik önem taşıyor. Türkiye’nin ihracatında Avrupa pazarının büyük ağırlığa sahip olması, küresel ekonomik yavaşlamaların etkisini artırıyor. Avrupa ekonomisindeki durgunluk sinyalleri ihracat siparişlerini sınırlarken, yüksek maliyetler de rekabet gücünü zayıflatabiliyor. Sanayi sektörünün yüksek finansman maliyetleriyle karşı karşıya kalması da ihracatçıların hareket alanını daraltıyor.
Turizm gelirleri ise cari açığın dengelenmesinde en önemli destek kalemlerinden biri olmaya devam ediyor. Yaz sezonunda artacak turizm gelirlerinin cari denge üzerindeki baskıyı bir miktar hafifletebileceği değerlendiriliyor. Ancak uzmanlar, yalnızca turizm gelirlerine dayalı geçici iyileşmelerin yapısal sorunu çözmeye yetmeyeceğini belirtiyor.
Uzun vadede cari açığın kalıcı biçimde azaltılması için üretim yapısının dönüşmesi gerektiği vurgulanıyor. Katma değeri yüksek üretim, ileri teknoloji yatırımları, yerli ara malı üretimi ve enerji bağımsızlığı gibi başlıkların Türkiye ekonomisinin temel öncelikleri arasında yer alması gerektiği ifade ediliyor. Aksi halde ekonomik büyümenin her hızlandığı dönemde cari açığın yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale geliyor.
Mart ayında ortaya çıkan güçlü cari açık verisi, Türkiye ekonomisinin dış finansman bağımlılığının sürdüğünü bir kez daha gösterdi. Önümüzdeki dönemde küresel ekonomik koşullar, enerji fiyatları, döviz piyasalarındaki gelişmeler ve para politikası kararları cari denge üzerinde belirleyici olacak. Ekonomi yönetiminin hem büyümeyi koruyup hem de cari açığı kontrol altında tutabilmesi ise önümüzdeki dönemin en kritik sınavlarından biri olarak görülüyor.