Sahnesi Çalınan Kuşak
Türkiye'de tiyatro okuyan binlerce genç mezun oluyor. Konservatuvarlar, güzel sanatlar fakülteleri ve sahne sanatları bölümleri her yıl umutla yeni oyuncular yetiştiriyor.
Fakat mezuniyet töreninde alınan diploma, çoğu zaman bir başarı belgesi değil, işsizliğin resmî sertifikasına dönüşüyor.
Devlet Tiyatroları yıllardır yeni sanatçı kadroları açmıyor ya da açılan kadrolar sektörün ihtiyacının çok gerisinde kalıyor.
Genç oyuncular seçmelere giremeden yaş alıyor, mesleklerinden uzaklaşıyor, farklı işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Kimisi garson oluyor, kimisi güvenlik görevlisi, kimisi hayal ettiği sahneyi yalnızca seyirci koltuğundan izleyebiliyor. Devletin yetişmiş sanat insanına sunduğu tablo bu.
Daha acı olan ise sistemin içindeki çelişki.
Yıllardır kadroda bulunan, sahneye neredeyse hiç çıkmayan, üretime ciddi katkı sunmayan kişilerin maaş almaya devam ettiği konuşuluyor. Üstelik bazı isimlerin farklı kamu görevleri nedeniyle ikinci bir gelir elde ettiği de sektörün uzun zamandır tartıştığı konular arasında. Eğer bir sanatçı aktif olarak üretmüyor, oyunlarda yer almıyor ve buna rağmen kamu kaynaklarından maaş almaya devam ediyorsa, burada sorgulanması gereken kişi değil, sistemi yöneten anlayıştır.
Sanat, koltuk koruma mesleği değildir.
Devlet Tiyatroları bir emeklilik kulübü de değildir.
Burası halkın vergileriyle ayakta duran, üretimin esas olması gereken bir kurumdur.
Genç oyuncular "deneyimsiz" diye kapıda bekletilirken, yıllardır üretmeyen isimlerin sistem içinde sorgulanmaması adalet duygusunu zedeliyor. Kurumların görevi yalnızca mevcut kadroyu korumak değil, sanatı geleceğe taşımaktır.
Bugün yüzlerce genç oyuncu, aylarca Shakespeare, Çehov, Brecht, Haldun Taner çalışıyor. Ses eğitimi alıyor, hareket eğitimi alıyor, bedenini ve ruhunu bu meslek için yıllarca hazırlıyor. Sonunda karşılarına çıkan cümle ise tek bir cümle oluyor:
"Kadro yok."
Peki kadro neden yok?
Çünkü yıllardır açılmıyor.
Çünkü insan kaynağı planlaması yapılmıyor.
Çünkü liyakat ve yenilenme yerine statükonun korunması tercih ediliyor.
Sanat durağanlığı kaldırmaz. Tiyatro yaşayan bir organizmadır. Yeni oyuncu gelmezse nefesi kesilir. Yeni yazar gelmezse sözü tükenir. Yeni yönetmen gelmezse dili eskir.
Devlet Tiyatroları'nın acilen kapsamlı bir kadro planlaması yapması gerekiyor. Düzenli sanatçı alımları yapılmalı, objektif ve şeffaf sınav sistemi kurulmalı, aktif üretim esas alınmalı ve kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı kamuoyuna açık şekilde denetlenmelidir. Kurumun amacı mevcut düzeni sürdürmek değil, Türk tiyatrosunun geleceğini inşa etmektir.
Çünkü mesele sadece iş bekleyen gençler değildir.
Mesele, bu ülkenin sanat geleceğidir.
Bir perde düşünün.
Önünde binlerce yetenek bekliyor.
Arkasında ise yıllardır açılmayan bir kapı var.
Sorun gençlerin sahneye çıkamaması değil.
Sorun, o kapının içeriden kilitlenmiş olmasıdır.