6 Şubat… Takvim yapraklarında bir gün gibi duruyor ama bu ülkede artık bir “tarih” değil, bir yarık. Kahramanmaraş merkezli depremler, sadece şehirleri değil, güven duygumuzu da yerle bir etti. O sabahın karanlığında enkazın başında bekleyen insanların yüzünde tek bir şey okunuyordu: “Bu kadarına gerek var mıydı?”
Asıl acı olan şu: Deprem “doğa olayı” evet. Ama felaket çoğu zaman bizim eserimiz. Çünkü deprem öldürmez, bina öldürür lafı artık slogan değil, çıplak gerçek.
O gece bir bina yıkıldığında sadece beton düşmedi.
Denetimsizlik düştü, ihmal düştü, “idare eder” kültürü düştü.
Birikmiş yılların kolaycılığı, bir anda insanların üzerine çöktü.
Enkazın üzerinde sessiz bir soru dolaşıyordu:
“Biz bu hayatı neden bu kadar ucuz görüyoruz?”
Bir insanın canı, bir müteahhidin maliyet hesabından, bir imza sahibinin ‘görmedim’den, bir kurumun ‘yetişemedik’inden daha değersiz olamaz. Olmamalı.
Ama oldu. Ve bununla yüzleşmeden “yas” da bitmez, “iyileşme” de başlamaz.
6 Şubat bize iki gerçeği aynı anda gösterdi:
Birincisi, bu ülkenin insanı zor zamanda inanılmaz bir dayanışma çıkarabiliyor.
Tanımadığı birinin elinden tutuyor, çorbasını paylaşıyor, uykusuz kalıp bir can daha kurtarmaya koşuyor. Bu tarafımız gurur veriyor.
İkincisi, aynı ülke, normal zamanda aynı ciddiyetle hazırlık yapamıyor. Çünkü hazırlık sıkıcıdır. Manşet olmaz.
Kurdele kesilmez. Ama hayat kurtarır.
Bugün hâlâ “unutmayacağız” diyoruz ya… Unutmamak sadece anmak değildir. Unutmamak; hesap sormak, ders çıkarmak, sistem kurmak demektir.
Sağlam yapı stokunu hızla dönüştürmek,
Şeffaf ve bağımsız denetimi mecburi kılmak,
Afet yönetimini kağıt üstünden çıkarıp sahaya indirmek,
Toplanma alanlarını ranta değil insana ayırmak,
Her mahallede, her okulda, her iş yerinde eğitim ve tatbikatı rutin yapmak…
Bunlar “lüks” değil. Bunlar medeniyetin en temel şartı. Çünkü deprem bize bir şey öğretmediyse, hiçbir şey öğretmemiş demektir.
6 Şubat’ta kaybettiklerimizi geri getiremeyiz. Ama onların ardından “kader” deyip geçersek, geride kalanlara da ihanet ederiz. Bu ülkede her sarsıntıdan sonra aynı cümleleri kurup, sonra aynı düzenin içinde uyuyakalmaya hakkımız yok. Çünkü bir daha olduğunda, bu sefer sıradaki isim “biz” olabiliriz.
O yüzden 6 Şubat’ı sadece hüzünle değil, kararlılıkla hatırlayalım.
Gözyaşı elbette akacak. Ama gözyaşı, eylemin yerine geçince, acı uzuyor.
Unutmayacağız.
Ama asıl mesele şu: Düzeltmeden unutmayalım.
Yusuf Mehmet Suayi
Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.
Tüm Makaleleri Görüntüle