İnsanlık denen şey zaten zor ayakta duruyor, bir de üstüne “idam” gibi orta çağdan kalma refleksleri modern ambalajla sununca iyice trajikomik bir tablo çıkıyor. Filistinli esirlere verilen idam kararları tam olarak bu: gücün kendini hukuk gibi pazarladığı, ama aslında korkudan beslendiği bir sistemin çıplak hâli.
Esir dediğin kişi zaten özgürlüğünden mahrum. Yani kontrol sende, alan sende, güç sende. Buna rağmen idam kararı veriyorsan, mesele güvenlik falan değil. Mesele intikam. Daha doğrusu, bastıramadığın bir öfkenin “resmî prosedür” diye süslenmiş hâli. İnsan kendine şu soruyu soruyor: Bir insanı zincire vurmak yetmiyorsa, onu öldürmek sana ne kazandıracak? Cevap basit ve rahatsız edici: Hiçbir şey. Sadece daha fazla karanlık.
Bu kararların “hukuki” olduğu iddiası, kusura bakma ama bayağı zorlama.
Hukuk dediğin şey, güçsüzü korumak için vardır.
Eğer sadece güçlü olanın işine yarıyorsa, o artık hukuk değil, dekor.
Bu dekorun arkasında verilen her idam kararı, adaletin değil, güç gösterisinin imzasıdır.
Bir de işin en ironik tarafı şu: Bu tür kararlar asla korku yaratmakla sınırlı kalmaz.
Tam tersine, hafızayı keskinleştirir. Ölen bir insanın hikâyesi, yaşayan binlerce insanın zihnine kazınır. Yani susturmak isterken çoğaltırsın.
Tarih bu saçma döngünün örnekleriyle dolu ama belli ki ders almak kimsenin önceliği değil.
Filistinli esirlere yönelik idam kararları, sadece bireysel bir ceza değil.
Bu, kolektif bir mesaj: “Direnme, konuşma, var olma.” Ama işte tam burada hesap tutmuyor.
Çünkü bir halkın varoluşunu, birkaç idam kararıyla silemezsin. En fazla kendi vicdanını biraz daha karartırsın, o kadar.
Sonuç şu: Bu kararlar güç değil, zayıflık göstergesi.
Kontrol değil, kontrol kaybının panik refleksi. Ve ne kadar sert olursa olsun, gerçeği değiştirmiyor. Sadece, tarihe bir utanç notu daha düşüyor.
Şunu asla untmamalıyız FİLİSTİN FİLİSTİNLİLERİNDİR.
Yusuf Mehmet Suayi
Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.
Tüm Makaleleri Görüntüle