Vahit Sunar
Editoryal
13 Mart 2026

Dış Güçler

Yazar Vahit Sunar
Tüm Arşivi Gör

Herhangi bir devletin ırkı, dini itikatı, coğrafi bölgesi, hatta sömürgeleştirilmiş olup geri kalmışlığı nedenleri ile uluslararası sistemde dışlanması, siyasi baskılara maruz kalması veya özgürlüğünün çeşitli yaptırımlar yoluyla sınırlandırılması, yalnızca ekonomik ya da diplomatik sonuçlar doğurmaz. Bu insan hakları ihlalidir.

Bu durum aynı zamanda bu kapsamlarda ifade edilebilecek ülkeletde yaşayan insanların psikolojik dünyasını da derinden etkiler. Buna rağmen toplumların önemli bir bölümü, zor koşullar altında dahi yaşam sevincini ve varoluş iradesini korumayı başarabilir. 

Bu olgu psikoloji literatüründe psikolojik dayanıklılık (resilience) ve kolektif kimlik bilinci kavramlarıyla açıklanır. Dışlanma yaşayan toplumlar genellikle iki farklı tepki geliştirebilir. 

Birinci tepki, toplumsal umutsuzluk ve pasif kabullenmedir. Ekonomik zorluklar, uluslararası yalnızlık ve sürekli baskı algısı bireylerde öğrenilmiş çaresizlik duygusuna yol açabilir. 

İkinci tepki daha dikkat çekicidir: toplumun kendi içinde dayanışma duygusunu güçlendirmesi ve ortak kimlik etrafında yeniden örgütlenmesi. Bu durumda insanlar, dışarıdan gelen baskıyı yalnızca bir tehdit olarak değil, aynı zamanda ortak kader duygusunu pekiştiren bir unsur olarak algılayabilir.

Sosyal psikolojiye göre bireyler yalnız başlarına değil, ait oldukları toplulukların kimliği içinde anlam üretirler. Bu nedenle uluslararası alanda baskı altında kalan bir devletin vatandaşları, çoğu zaman “biz” bilincini daha güçlü hissetmeye başlar. Bu bilinç, günlük hayatın zorluklarına rağmen insanların umut üretmesini sağlar. Kültür, sanat, mizah, müzik ve gündelik dayanışma pratikleri bu psikolojik savunma mekanizmasının önemli parçalarıdır. İnsanlar, zor koşullara rağmen birbirleriyle kurdukları sosyal bağlar sayesinde yaşam sevincini yeniden üretir.

Psikolojik açıdan bu durum aynı zamanda anlam üretme mekanizması ile ilişkilidir. İnsan zihni, acı ve zorlukları tamamen anlamsız bırakmak yerine onları bir mücadele veya direniş hikâyesine dönüştürme eğilimindedir. 

Bu dönüşüm gerçekleştiğinde bireyler kendilerini yalnızca mağdur olarak değil, aynı zamanda tarihsel bir sürecin aktif öznesi olarak görmeye başlarlar. Böylece dış baskılar, paradoksal biçimde toplumsal moral gücünü tamamen yok etmek yerine kimi zaman onu yeniden şekillendiren bir etkiye sahip olabilir.

Sonuç olarak bir devletin dışlanması ya da özgürlük alanının daraltılması toplum üzerinde ciddi psikolojik yükler oluşturur. Ancak insan doğasının en dikkat çekici özelliklerinden biri, zor koşullar karşısında dahi umut üretme kapasitesidir. Dayanışma, ortak kimlik ve anlam arayışı sayesinde bireyler yaşam sevincini tamamen kaybetmeden varlıklarını sürdürebilirler. Bu durum, insan psikolojisinin kriz anlarında bile kendini yeniden dengeleyebilme gücünü gösteren önemli bir örnektir.

O halde; Türkiye Cumhuriyetini geri kalmış bir ortadoğu ülkesine dönüştürmeye çalışan düşünce kurumlarının öngörüleri, kutsal seferlerine kazdıkları kuyu olmama şansı varmı?

Vahit Sunar

Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.

Tüm Makaleleri Görüntüle