Uluslararası kamuoyunu etkilemek için Psikolojik savaş ve algı yönetimi, sıcak çatışma (kinetik savaş) başlamadan önceki en kritik evredir. Bazen birkaç hafta, bazen aylar hatta yıllar önce de başlayabilir. Ve İslam dünyası da yüz yıllardır anı etki ve etki sonucu ortaya çıkan tepki ile karşı karşıya kalmıştır. Gerçekte mazlum, düşümcelerde zalim!
Burada “sahadaki gerçekler” ile “algı ile yansıtılanlar” arasındaki uçurum, hem savaş öncesi zemin tasarımı hem de savaş esnasında savaşın kaderini belirler.
Gerçeklik, sınırlı kaynaklar, lojistik sorunlar, asker morali ve teknolojik yetersizlikler ile ortaya çıkacak sorunlara karşı algı ise, bunların tam tersini gösterir: yenilmez ordu, haklı dava, vahşi düşman ve kaçınılmaz zafer. Bu ayrımı en üst düzeyde yöneten taraf, henüz ilk mermi atılmadan savaşı kazanmış sayılır.
Psikolojik operasyonlar üç katmanda işler.
Birincisi iç cephe: Kendi toplumunu “biz” ve “öteki” ikiliğine kilitlemek.
Medya, sosyal platformlar ve devlet kanalları üzerinden sürekli tekrarlanan anlatılarla korku, öfke ve gurur duyguları tetiklenir. Gerçekte ekonomide enflasyon, orduda yedek parça eksikliği varken, algıda “ekonomik saldırılara karşı milli dayanışma” ve “teknolojik üstünlük” pompalanır.
İkincisi düşman cephesi: Karşı tarafın asker ve sivil morali hedeflenir. Sızdırılan “gizli” belgeler, sahte sosyal medya hesapları (bot orduları), deepfake videolarla “lideriniz sizi sattı”, “direnmenin anlamı yok” mesajları yayılır. Gerçekte karşı tarafın savunma hattı sağlamken, algıda “çöküş an meselesi”dir.
Üçüncüsü uluslararası arena: BM, NATO, AB gibi kurumlar ve küresel medya üzerinden “biz mağdur, onlar saldırgan” anlatısı kurulur. Gerçekte sınır ihlalleri karşılıklıyken, algıda tek taraflı “işgal” damgası vurulur.
Algı yönetiminin silahları 21. yüzyılda çok daha sofistike. Yapay zekâ destekli hedefli reklamlar, her coğrafyaya özel hikâye üretir.
Bir ülkede “insani yardım”, öbüründe “teröre destek” olarak sunulur. Uydu görüntüleri bile seçici yayınlanır: Gerçekte bir tugay eksik eğitimdeyken, dron görüntüleriyle “tam güç” gösterisi yapılır. Siber operasyonlarla düşman medyasının haber siteleri hacklenir, yerine “korku” yayacak sahte içerikler konur. Klasik propaganda artık yetersiz; şimdi “algı mimarisi” deniyor buna. Birkaç saat içinde trend olan hashtag’ler, influencer orduları ve yapay zekâ tarafından yazılmış binlerce yorumla gerçeklik yeniden yazılır.
Tarih boyunca bu yöntemler hep vardı: Birinci Dünya Savaşı’nda “Hunlar bebek katlediyor” yalanı, İkinci Dünya Savaşı’nda Goebbels’in radyo propagandası, Körfez Savaşı’nda “bebek kuluçka makinesi” uydurması. Ama bugün hız ve ölçek katlanarak arttı. 2022’den beri Ukrayna-Rusya geriliminde gördük: Gerçekte her iki tarafın da ağır kayıpları ve lojistik sıkıntıları varken, her taraf kendi kamuoyuna “zafer” ve “kahramanlık” satıyordu. Aynı anda Batı medyasında “Rusya çöküyor”, Rus medyasında “NATO paniğe kapıldı” algısı yaratılıyordu.
Sonuç olarak, sıcak savaş öncesi psikolojik savaşın galibi, sahada en güçlü olan değil, algıyı en iyi yönetendir. Çünkü savaş başladığında askerler zaten “kazandıklarına” inandıkları için daha motive, düşman zaten “yenildiğine” inandığı için daha kırılgan, dünya kamuoyu ise “haklı tarafı” çoktan seçmiş olur.
Gerçeklik sahada değişse bile algı değişmez; çünkü algı, savaşın kendisinden daha güçlü bir silahtır. Bu yüzden modern orduların bütçelerinde “bilgi harekâtı” kalemleri, klasik silah harcamalarını geride bırakmıştır. Bu kelimelere sığdırılamayacak kadar derin bir oyun: Gerçekleri değil, gerçek olarak algılananı yöneten kazanır.
Vahit Sunar
Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.
Tüm Makaleleri Görüntüle