Ümit Albayrak
Editoryal
24 Ocak 2026

Evlat mı, Aksesuar mı? Mağazadan Değil, Yetimhaneden Sipariş!

Yazar Ümit Albayrak
Tüm Arşivi Gör

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın kamuoyuna yansıyan sitem dolu açıklamaları, toplum olarak durup aynaya bakmamız gereken bir noktada olduğumuzu gösteriyor. Evlat edinme talebinde bulunan bazı kişilerin "mavi gözlü olsun", "kız olsun", "şu yaş aralığında olsun" gibi siparişe dayalı kriterler öne sürmesi, modern zamanların ruhumuzda açtığı yaranın ne kadar derinleştiğini kanıtlıyor.

Bir çocuğun sıcak bir yuvaya duyduğu ihtiyacı, bir yetişkinin estetik beklentilerine kurban etmek; her şeyden önce insanlık onuruna indirilmiş ağır bir darbedir. Evlat edinmek, bir "sipariş" listesi oluşturmak değil; hayatın fırtınasında yalnız kalmış bir ruha liman olmaktır. Ancak görünen o ki, her şeyi tüketmeye alışmış modern insan, artık merhameti de bir "müşteri" edasıyla tüketmeye çalışıyor.

Toplumumuzun içine düştüğü bu yozlaşma, hayatın her alanını kuşatan bir nesneleşme sorunudur. Artık sevgilerimiz şartlara, bağlarımız görselliğe, şefkatimiz ise kriterlere bağlı hale geldi. Bir yetimin saçını okşamak için onun göz rengini seçmeye çalışmak, merhametin özündeki o saf ve koşulsuz duyguyu kirletmektir. Göz rengi mavi değil diye bir çocuğun aile şefkatinden mahrum bırakılması ihtimali, toplumsal vicdanımızın ne denli köreldiğinin en somut göstergesidir.

İçinde yaşadığımız bu "vitrin kültürü", ne yazık ki en kutsal değerlerimizi bile dekoratif birer eşyaya dönüştürdü. Çocuklar artık korunmaya muhtaç birer birey değil, sosyal medyada paylaşılacak birer "aksesuar" veya hayallerdeki kusursuz tablonun bir parçası olarak görülmeye başlandı. Oysa aile olmak, hayatın getirdiği tüm sürprizlere, tüm "kusurlara" ve tüm farklılıklara rağmen bir kalbe kayıtsız şartsız yer açabilmektir.

Bakan Göktaş’ın "Bu bir sipariş değil" haykırışı, aslında yitirdiğimiz insanlığımıza bir çağrıdır. Bir çocuğu rengine, cinsiyetine veya yaşına göre "seçmek", onu bir birey olarak değil, bir meta olarak görmektir. Bu zihniyet, toplumun temellerini kemiren, empatiden yoksun ve narsisistik bir dalganın ürünüdür.

Eğer gerçekten bir çocuğun hayatına dokunmak istiyorsak, önce kendi kalbimizdeki o seçici ve bencil filtreleri temizlemeliyiz. Unutulmamalıdır ki; gerçek sevgi, gözlerin renginde değil, o gözlerin içindeki ışığı görebilmekte gizlidir. Bir çocuğun tebessümü, dünyanın hiçbir katalogunda bulunamayacak kadar eşsiz ve kıymetlidir.

Toplum olarak bu yozlaşmadan kurtulmanın yolu, merhameti "seçmecilikten" kurtarıp yeniden "koşulsuzluğa" taşımaktır. Aksi takdirde, sadece çocuklarımızı değil, insanlığımızı da o soğuk katalog raflarında kaybedeceğiz.

Ümit Albayrak

Medyabir Ajans İmtiyaz Sahibi

Tüm Makaleleri Görüntüle