Türkiye’de ithalat ve ihracat yapan sanayiciye, tüccara sorduğunuzda ilk şikâyet artık vergi oranları değil. Asıl yük, sessiz sedasız büyüyen bir maliyet kaleminden geliyor: ardiye ücretleri.
Özelleştirilen limanlar, özel işletilen havaalanları ve denetimsiz fiyatlama sistemi; dış ticaretin bel kemiği olan firmaların belini büküyor. Vergi kalemleri mevzuatla belli, oranlar şeffaf. Ama ardiye öyle değil. Ne net bir üst sınırı var, ne de gerçek anlamda bir denetimi.
Bugün ithalat, ihracat ve transit ticaret yapan birçok firma, ödediği ardiye bedelinin vergilerin toplamını aştığını söylüyor. Bu tablo tesadüf değil; yapısal bir sorunun sonucu.
Limanlar Özelleşti, Ardiye Kontrolden Çıktı
Deniz ve hava limanlarının büyük bölümü özel işletmelerin elinde. Özelleştirme, verimlilik ve hız vaat etmişti. Ancak pratikte karşılaştığımız tablo şu:
– Ardiye ücretleri rayiç bedelin çok üzerinde,
– Tarifeler karmaşık ve şeffaf değil,
– İtiraz mekanizması fiilen işlemiyor.
Bir konteyner birkaç gün limanda kaldığında oluşan maliyet, çoğu zaman ürünün kârını siliyor. Üstelik bu beklemelerin önemli bir kısmı firmadan değil, gümrük süreçlerinden veya liman içi operasyonlardan kaynaklanıyor. Yani sanayici, kontrolü dışında gelişen gecikmenin bedelini ödüyor.
Parsiyel Taşımacılıkta Çifte Darbe
Sorunun en sert hissedildiği alanlardan biri parsiyel taşımacılık.
Taşıyıcı firmalar navlunu düşük gösteriyor; ancak liman ve havaalanı ile yapılan ardiye anlaşmaları nedeniyle yük sahibine orantısız derecede yüksek ardiye faturaları kesiliyor.
Sonuçta ortaya çıkan tablo şu:
Ucuz gibi görünen taşıma, liman çıkışında pahalıya patlıyor.
Özellikle KOBİ’ler için bu maliyetler sürdürülebilir değil.
Havalimanlarında “Koli Başına Ceza” Dönemi
Havayolu taşımacılığında durum daha da vahim.
Yeni havalimanı yatırımları, yüksek işletme maliyetleri gerekçe gösterilerek ardiye ücretlerine doğrudan yansıtılıyor.
En küçük koliden başlayarak, “ilk üç gün peşin” mantığıyla kesilen ardiye bedelleri; tonajlı ve hacimli kargolarda vergi oranlarını bile aşan rakamlara ulaşıyor.
İhracatçının hızlı sevkiyat avantajı, ardiye faturasıyla anlamsız hale geliyor.
Rekabet Gücü Ardiye’de Kayboluyor
Türkiye’nin küresel ticarette rekabet gücü konuşulurken, bu detay çoğu zaman göz ardı ediliyor. Oysa dış ticaret yalnızca üretimle değil, lojistik maliyetlerle de kazanılır ya da kaybedilir.
Bugün ihracatçının önündeki engel sadece döviz kuru, finansman ya da pazar bulma sorunu değil. Limanda ve havalimanında karşılaştığı denetimsiz ardiye düzeni, Türkiye’yi pahalı bir ticaret ülkesi haline getiriyor.
Çözüm Net: Denetim, Şeffaflık ve Üst Sınır
Bu mesele piyasanın insafına bırakılamaz.
– Ardiye tarifelerine üst sınır getirilmeli,
– Rayiç bedel tanımı netleşmeli,
– Liman ve havaalanı işletmeleri etkin şekilde denetlenmeli,
– Bekleme sürelerinden kaynaklanan maliyetlerin sorumluluğu adil biçimde paylaşılmalı.
Aksi halde Türkiye, üretmek isteyen ama lojistikte boğulan bir ülke olmaya devam eder.
Ve şunu açıkça söylemek gerekir:
Dış ticaret, vergilerle değil; ardiye faturalarıyla tıkanıyor.