Suat Elibüyük
Editoryal
29 Ocak 2026

AB–Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması ve Türkiye: Gümrük Birliği Türkiye’yi Nasıl Etkiler?

Yazar Suat Elibüyük
Tüm Arşivi Gör

AB–Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması ve Türkiye: Gümrük Birliği Türkiye’yi Nasıl Etkiler?

Avrupa Birliği ile Hindistan arasında müzakere edilen Serbest Ticaret Anlaşması (STA), küresel ticaret dengeleri açısından olduğu kadar Türkiye açısından da kritik sonuçlar doğurabilecek bir gelişmedir. Çünkü Türkiye, AB ile klasik bir STA ilişkisi içinde değil; 1996’dan bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği’ne taraf. Bu durum, AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı her ticaret anlaşmasını Türkiye açısından “dolaylı ama bağlayıcı” hale getiriyor.

Gümrük Birliği’nin temel maddeleri incelendiğinde, Türkiye’nin bu tür anlaşmalarda neden yapısal bir dezavantajla karşı karşıya kaldığı açıkça görülür.

Gümrük Birliği’nin ana kuralı şudur: Türkiye, AB’nin Ortak Gümrük Tarifesi’ni aynen uygulamak zorundadır. Yani AB, Hindistan menşeli sanayi ürünlerine gümrük vergilerini sıfırladığında, Türkiye de aynı indirimi otomatik olarak yapmakla yükümlüdür. Ancak burada kritik bir kırılma noktası vardır: Türkiye, AB–Hindistan STA’sının tarafı değildir. Dolayısıyla Hindistan pazarı Türkiye’ye aynı ölçüde açılmak zorunda değildir.

Bu asimetri, Gümrük Birliği’nin en çok eleştirilen maddesel sonucudur. Hindistan malları AB üzerinden veya doğrudan Türkiye’ye düşük gümrükle girerken, Türk ihracatçısı Hindistan pazarında aynı avantajlara sahip olamaz. Bu durum hem ticaret saptırıcı etki yaratır hem de yerli üreticinin rekabet gücünü zayıflatır.

Gümrük Birliği’nin kapsamı sanayi ürünleriyle sınırlı olsa da, Hindistan gibi düşük maliyetli ve ölçek avantajına sahip bir üretim ekonomisi söz konusu olduğunda etki zincirleme şekilde yayılır. Tekstil, kimya, otomotiv yan sanayi, makine ve beyaz eşya gibi sektörler, Hindistan kaynaklı rekabet baskısını doğrudan hisseder. Türkiye pazarı açılırken, Türk firmaları Hindistan’da tarife, kota ve teknik engellerle karşılaşmaya devam edebilir.

Gümrük Birliği karar mekanizmalarında Türkiye’nin söz hakkı bulunmaması da sorunun diğer boyutudur. AB, Hindistan ile STA müzakere ederken Türkiye masada değildir; ancak sonuçlarını uygulamak zorundadır. Bu, Gümrük Birliği’nin hukuki değil, yapısal bir eşitsizliğidir. Türkiye ne pazarlık gücüne sahiptir ne de telafi edici bir mekanizma otomatik olarak devreye girer.

Teoride AB, STA imzaladığı ülkelerle Türkiye’nin de paralel bir STA yapmasını teşvik eder. Ancak pratikte bu süreç yıllar alır ya da hiç gerçekleşmez. Hindistan gibi büyük ve korumacı bir pazarla Türkiye’nin eş zamanlı ve eş koşullu bir STA imzalaması oldukça zordur. Bu da Türkiye’yi “açık pazar – kapalı pazar” dengesizliğine mahkûm eder.

Bu noktada mesele sadece ticaret hacmi değildir; sanayisizleşme riski de gündeme gelir. Gümrük Birliği’nin güncellenmemesi, Türkiye’yi küresel ticaretin karar alıcısı değil, kararların uygulayıcısı konumuna iter. AB–Hindistan STA’sı gibi anlaşmalar arttıkça, Türkiye’nin üçüncü ülkelere karşı rekabet gücü zayıflar, ithalat artar, dış ticaret açığı derinleşir.

AB–Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması, Türkiye için teknik bir dış ticaret gelişmesi değil, Gümrük Birliği’nin yapısal sorunlarını yeniden görünür kılan stratejik bir kırılma noktasıdır. Türkiye ya Gümrük Birliği’ni güncelleyerek karar süreçlerine dahil olmalı ya da üçüncü ülkelerle eş zamanlı ve bağlayıcı STA mekanizmalarını güvence altına almalıdır. Aksi halde her yeni AB STA’sı, Türkiye açısından “imzalanmamış ama uygulanmak zorunda kalınan” bir anlaşma olmaya devam edecektir.

Bu da Türkiye’nin değil, başkalarının ticaret stratejilerinin sonuçlarına katlandığı bir düzen anlamına gelir.

Suat Elibüyük

Medyabir Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni

Tüm Makaleleri Görüntüle