Suat Elibüyük
Editoryal
20 Ocak 2026

AB–Güney Amerika Anlaşması Türkiye’yi Etkiler mi? Etkiler. Hem de Doğrudan.

Yazar Suat Elibüyük
Tüm Arşivi Gör

AB–Güney Amerika Anlaşması Türkiye’yi Etkiler mi? Etkiler. Hem de Doğrudan.

Avrupa Birliği ile Güney Amerika ülkeleri arasında imzalanan ve uzun yıllar müzakere edilen ticaret anlaşmaları—özellikle AB–MERCOSUR hattı—Türkiye açısından sadece “uzak coğrafya” başlığı değildir. Bu anlaşmalar, Türkiye’nin dış ticaret dengesini, rekabet gücünü ve Gümrük Birliği nedeniyle sahip olduğu kırılgan yapıyı doğrudan etkiler.

Türkiye, AB ile Gümrük Birliği içinde olduğu için sanayi ürünlerinde AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarından dolaylı olarak etkilenir; fakat çoğu zaman eş zamanlı ve eşit koşullarda faydalanamaz. AB, Brezilya, Arjantin, Uruguay ve Paraguay gibi MERCOSUR ülkelerine gümrük avantajları tanıdığında, bu ülkelerin ürünleri Türkiye pazarına da daha kolay girer. Ancak Türkiye aynı pazarlara otomatik erişim hakkı kazanmaz. Yani Türkiye, pazarı açar ama pazara giremez.

Bu durum özellikle tarım, otomotiv yan sanayi, makine, tekstil ve kimya gibi Türkiye’nin güçlü olduğu sektörlerde rekabet baskısını artırır. Güney Amerika menşeli tarım ve gıda ürünleri maliyet avantajıyla AB üzerinden Türkiye’ye ulaşırken, Türk üreticisi aynı kolaylıkla bu pazarlara giremez. Bu, Gümrük Birliği’nin yapısal asimetrisinin bir başka görünümüdür.

Daha stratejik bir risk ise tedarik zincirlerinde ortaya çıkar. AB, Güney Amerika ile yaptığı anlaşmalarla hammadde ve yarı mamul tedarikini çeşitlendirirken, Türkiye’nin “yakın ve güvenilir tedarikçi” avantajı gölgede kalabilir. Özellikle yeşil dönüşüm, kritik mineraller ve tarımsal girdiler alanında AB’nin yeni ortaklar edinmesi, Türkiye’nin pazarlık gücünü zayıflatabilir.

Öte yandan bu tablo sadece riskten ibaret değildir. Doğru stratejiyle fırsata da çevrilebilir. Türk firmaları, AB merkezli üretim zincirlerinde daha fazla katma değerli rol üstlenebilir; Güney Amerika pazarlarına AB ortaklıkları üzerinden dolaylı erişim modelleri geliştirebilir. Ancak bunun için Türkiye’nin pasif izleyici değil, aktif müzakereci olması gerekir.

Asıl sorun şudur: Türkiye bu tür anlaşmalar yapılırken masada değildir. Ne metni şekillendirir, ne takvimi belirler, ne de kendi firmalarının çıkarlarını doğrudan savunabilir. Sonra sahada sonuçlarıyla yüzleşir. Bu sürdürülebilir bir dış ticaret modeli değildir.

AB–Güney Amerika anlaşmaları Türkiye’ye şunu net biçimde hatırlatıyor: Gümrük Birliği’nin güncellenmemesi, Türkiye’yi her yeni AB anlaşmasında daha kırılgan hale getiriyor. Türkiye ya bu yapıyı revize ederek karar süreçlerine dahil olacak ya da başkalarının yaptığı ticaret anlaşmalarının dolaylı sonuçlarını yönetmeye devam edecek.

Dış ticarette asıl rekabet, sadece mal satmak değil; kimin kural koyduğudur. Türkiye bu kuralları izleyen değil, yazan tarafta olmak zorundadır.

Suat Elibüyük

Medyabir Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni

Tüm Makaleleri Görüntüle