2025 yılı, küresel ekonomi ve dış ticaret açısından hem belirsizliklerin hem de yeniden şekillenen güç dengelerinin öne çıktığı bir dönem olarak dikkat çekti. Jeopolitik riskler, tarifeler, tedarik zinciri kırılganlıkları ve ülkelerin stratejik ticaret politikaları, dünya ticaretinin yönünü belirleyen ana unsurlar oldu. ABD, Avrupa Birliği, Çin ve Türkiye ekseninde yaşanan gelişmeler, yalnızca bölgesel ticareti değil, aynı zamanda 2026 yılına uzanan küresel ticaret beklentilerini de derinden etkileyen yeni bir çerçeve ortaya çıkardı.
Küresel Ticaret: Büyüme Devam Ediyor, Momentum Zayıflıyor
2025 yılında dünya ticaret hacmi nominal olarak artmaya devam etse de büyümenin ivmesi belirgin biçimde yavaşladı. Yüksek üretim maliyetleri, finansman koşullarındaki sıkılaşma ve ticaret politikalarındaki korumacı eğilimler, ticaretin genişleme hızını sınırladı. Buna karşın, Asya-Afrika hattında yükselen ticaret akımları, Güney–Güney ticareti ve bölgesel üretim ağlarının çeşitlenmesi, küresel ticaretin tamamen daralmasını önleyen destekleyici faktörler olarak öne çıktı.
Bu eğilimler, 2026 yılı için temkinli fakat pozitif bir tablo ortaya koyuyor: Ticaret hacminin büyümesi muhtemel olsa da, jeopolitik riskler ve politika belirsizliği ticaretin temposunu kontrol eden başlıca unsurlar olmaya devam edecek.
ABD: Tarifelerle Şekillenen Ticaret Stratejisi
2025 yılında ABD, dış ticaret politikasında tarifeler ve korumacı uygulamaları merkezine alan bir yaklaşımı sürdürdü. Çin başta olmak üzere belirli ülkelere yönelik ek gümrük vergileri, üretim ve tedarik zincirlerini yeniden yönlendirdi. ABD dolarındaki görece zayıflama, ihracatçı sektörler açısından rekabet gücünü destekleyici bir unsur olarak öne çıkarken, ithalat maliyetlerinde artış baskısı yarattı.
2026’ya girilirken ABD için temel soru, korumacı ticaret yaklaşımının ekonomik büyüme ile nasıl dengeleneceği. Tarifelerin devam etmesi, küresel ticaret akımlarını sınırlayıcı bir unsur olmaya devam ederken; alternatif ticaret ortaklarıyla geliştirilecek yeni işbirlikleri, ABD için yeni ticaret kanalları yaratma potansiyeli taşıyor.
Avrupa Birliği: Yavaş Fakat Dengeli Ticaret Profili
Avrupa Birliği, 2025’te düşük fakat istikrarlı bir büyüme çizgisi izledi. Sanayi üretimindeki toparlanma sınırlı kalırken, yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun sektörlerde AB’nin ticari dayanıklılığı görece korundu. Enerji maliyetleri ve iç talep zayıflığı ise ticaret performansını baskılayan başlıca unsurlar arasında yer aldı.
2026 perspektifinde AB’nin ticaret yapısında ılımlı bir toparlanma beklense de, büyüme hızının ABD ve Çin’e kıyasla daha düşük seyretmesi olası görünüyor. Buna karşın, AB’nin tedarik zinciri çeşitlendirme ve sürdürülebilir ticaret politikaları, orta vadede rekabetçi pozisyonunu güçlendirme potansiyeli taşıyor.
Çin: Rekabet ve Çeşitlendirme Odaklı Yeni Ticaret Yaklaşımı
2025 yılı Çin açısından hem dış ticaret fazlasının güçlendiği hem de küresel ticaret rekabetinin sertleştiği bir dönem oldu. ABD ile ticari gerilimlerin devam etmesine rağmen Çin, ihracat pazarlarını çeşitlendirme stratejisiyle Asya, Afrika ve Avrupa pazarlarında daha güçlü bir varlık gösterdi. Teknoloji, makine ve elektrikli araç ihracatı, Çin’in dış ticaret kompozisyonunun merkezinde yer almaya devam etti.
2026 yılına doğru Çin’in ticaret politikası, pazar çeşitlendirmesi ve teknoloji odaklı rekabet ekseninde şekillenmeye devam edecek. Bununla birlikte, Çin–ABD arasındaki yapısal ticaret rekabeti, küresel ticaret sistemini etkilemeye devam eden belirleyici faktörlerden biri olmayı sürdürecek.
Türkiye: Pazar Çeşitlendirme ve Denge Arayışı
Türkiye, 2025 yılı boyunca küresel ticaretteki dalgalanmalar.,AB, Orta Doğu, Afrika ve ABD pazarları Türkiye’nin dış ticaretinde öne çıkan bölgesel eksenler olarak önemini sürdürdü. Diğer yandan, Çin ile ticaret açığı ve üretim maliyetlerindeki baskılar, Türkiye açısından yapısal sorun alanları olarak gündemde yer aldı.
2026 için Türkiye açısından temel fırsat, yüksek katma değerli ihracat, tedarik zinciri entegrasyonu ve yeni ticaret anlaşmaları üzerinden dış ticaret dengesini güçlendirmek. Lojistik maliyetler, finansman erişimi ve üretim dönüşümü ise Türkiye’nin rekabet gücünü belirleyecek kritik alanlar olarak öne çıkıyor.
2026’ya Doğru Küresel Ticarette Beklenen Eğilimler
2025’in deneyimleri ve ekonomik sinyalleri, 2026 ticaret görünümüne dair şu temel dinamikleri işaret ediyor:
Ticaret hacminde ılımlı fakat kırılgan büyüme
Tedarik zincirlerinde nearshoring ve bölgesel üretim artışı
Korumacı politikalar ile serbest ticaret arasındaki denge arayışı
Yüksek teknoloji ve yeşil dönüşüm ticaretinde hızlanan rekabet
Gelişmekte olan ülkeler için pazar çeşitlendirme fırsatları
Belirsizlikler İçinde Yeniden Şekillenen Ticaret Haritası
2025 yılı, küresel ticaret sisteminin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik ve stratejik bir rekabet alanına dönüştüğünü açık biçimde ortaya koydu. ABD, AB, Çin ve Türkiye ekseninde gelişen politikalar; üretim, lojistik ve ticaret akımlarını yeniden tanımlayan bir süreci beraberinde getirdi.
2026 yılına girerken dünya ticareti, büyüme potansiyelini koruyan ancak belirsizliklerle çevrili bir yolda ilerliyor. Bu yeni dönemde öne çıkan temel başarı kriteri, esneklik, çeşitlendirme, teknoloji ve stratejik ticaret diplomasisi olacak gibi görünüyor.