Şahane Agahoğlu
Editoryal
15 Nisan 2026

Yeter Artık: Normalleşen Yanlışa Dur De

Yazar Şahane Agahoğlu
Tüm Arşivi Gör

Toplumun en hassas aynası çocuklardır. Onlara ne gösterirsek, yarının dünyasını o şekillendirir. Geçtiğimiz aylarda “Büyümeden can alan nesil” diye ifade ettiğim yazı, bugün yaşanan olaylarla daha da derinleşmiş durumda. Elbette bu olayların ardındaki gerçekler, gerekli kurumlar tarafından araştırılacaktır. Ancak benim dikkat çekmek istediğim nokta, daha görünmeyen ama etkisi çok daha derin olan bir alan: sosyal medya, kültürel yönelimler ve çocuk yetiştirme anlayışımız.

Son yıllarda özellikle sosyal medyada hızla yayılan psikoloji ve çocuk eğitimi içerikleri ilk bakışta faydalı gibi görünüyor. “Çocuğa bağırma”, “onu üzme”, “özgüvenini kırma” gibi söylemler kulağa doğru geliyor. Fakat burada gözden kaçırılan önemli bir gerçek var: Bu içerikler sadece ebeveynlere mi ulaşıyor, yoksa çocukların da zihnine mi işliyor? Henüz gelişim sürecinde olan bir çocuk, bu mesajları nasıl yorumlar?

“Ben değerliyim, kimse beni üzemez” düşüncesi, doğru bir zeminde verilmediğinde çocuğun kendini merkezde görmesine, sınır tanımamasına ve otoriteyi reddetmesine yol açabilir. Oysa değer bilinci, sorumlulukla birlikte öğretilmelidir. Hak kavramı, görev kavramından ayrı düşünülemez. Aksi halde ortaya çıkan şey sağlıklı birey değil, kontrolsüz bir ego olur.

Bizler, tevazuyu hayatının merkezine koymuş bir inancın mensuplarıyız. İnsan, kendini yüceltmek yerine haddini bilmeyi öğrenmelidir. Değerli olmak, kendini üstün görmek değildir. Asıl erdem, insanın kendi nefsini terbiye edebilmesidir. Bugün ise “sen özelsin” mesajı, çoğu zaman “sen herkesten üstünsün” şeklinde algılanıyor.

Bir diğer önemli mesele, ebeveyn tutumlarıdır. Günümüzde bazı aileler çocuklarını eleştirilemez bir konuma yerleştiriyor. Öğretmenin en ufak bir uyarısı bile “çocuğumun gururu kırıldı” diyerek tepkiyle karşılanıyor. Cocuk, doğruyu yanlışı ayırt etmeyi öğrenmelidir. Hata yaptığında bunun karşılığını görmezse, sorumluluk duygusu nasıl gelişebilir? Sürekli savunulan, hatası görmezden gelinen bir çocuk, ileride nasıl sağlıklı bir birey olabilir?

Medyanın sunduğu rol modeller de ayrı bir sorun teşkil ediyor. Şiddeti yücelten, kaba kuvveti “erkeklik” olarak sunan, sahiplenmeyi zorbalıkla karıştıran karakterler gençlerin gözünde kahraman haline getiriliyor. Elinde silah olan, öfkesini kontrol edemeyen kişiler idealize ediliyor. Bu görüntüler, özellikle kimlik arayışındaki genç zihinlerde tehlikeli izler bırakıyor.

Toplumun manevi değerlerini beslemesi gereken dini programlar dahi artık sorgulanır hale gelmiştir. Ekranlara bakıyoruz; bir insan çıkıp “eşimi aldattım ne yapmalıyım?” diye sorabiliyor ya da kadınların en mahrem özel günleri, milyonların önünde sıradan bir konu gibi dile getirilebiliyor. İslam, hatayı teşhir etmeyi değil örtmeyi öğütler. Günahın dahi bir edebi, bir sınırı vardır. Her şeyin konuşulabilir olması, her şeyin her yerde konuşulması gerektiği anlamına gelmez.

Mahremiyet, insanı insan yapan en önemli sınırdır. Bu sınır ortadan kalktığında utanma duygusu zedelenir, haya yok olur. Bugün “rahatlık” adı altında sunulan bu açıklık, aslında toplumun ruhunu yavaş yavaş aşındırmaktadır. Çocuklar bu programları izlediğinde ne öğreniyor? Aile kavramını mı, yoksa sadakatsizliği sıradan bir mesele olarak görmeyi mi? Kadının değeri mi öğretiliyor, yoksa en özel halleri bile konuşulabilir bir malzeme haline mi getiriliyor?

Gerçek irfan; konuşulması gereken ile susulması gerekeni ayırt edebilmektir. Her doğru her yerde söylenmez. Her soru herkesin önünde sorulmaz. Toplumun önünde yapılan bu ölçüsüzlük, zamanla saygıyı ve edebi yok eder.

Dil meselesi ise belki de en temel konulardan biri. Küfür, artık günlük konuşmanın sıradan bir parçası haline gelmiş durumda. Özellikle kadınların ve annelerin, çocukların yanında ağır ve aşağılayıcı ifadeler kullanması düşündürücüdür. Sürekli bu dili duyan bir çocuk, saygıyı nasıl öğrenecek? Kadına saygıyı, aile içindeki dili görerek öğrenmez mi?

Eğer gerçekten sağlıklı bir toplum istiyorsak, önce kendimize dönüp bakmamız gerekiyor. Çocuğa verdiğimiz mesajları yeniden gözden geçirmeli, özgürlük ile sorumluluk arasındaki dengeyi doğru kurmalıyız. Ne aşırı baskıcı ne de tamamen sınırsız bir yaklaşım… Asıl ihtiyaç olan şey; sevgiyle, ama sınırları olan bir terbiye anlayışıdır. Okuduğunuz için teşekkür ederim

Şahane Agahoğlu

Gazeteci - Medyabir Haber Ajansı Azerbaycan Temsilcisi

Tüm Makaleleri Görüntüle