Vicdanın Terazisi: Bir Gram Vicdan,Milyarlarca İhanet
Toplumsal krizler, vicdanın pusulasını test eder. Ancak yakın tarihimizde yaşanan bazı süreçler, bu pusulanın "yardımlaşma" adı altında nasıl sistematik bir manipülasyona dönüştürüldüğünü acı bir şekilde yüzümüze çarpıyor. Bugün, "kahraman" gibi parlatılan zihniyetin çöküşüne şahitlik ediyoruz. Ortaya atılan iddialar, kişisel bir hırsızlık veya usulsüzlük meselesi değildir. Bu, ideolojik körlüğün ve devlete karşı geliştirilen hastalıklı reflekslerin bir sonucudur.
Deprem gibi milletimizi derinden sarsan felaket anlarında, devletin tüm kurumlarıyla sahada olduğu bir süreçte, "devletin yetersiz olduğunu" bas bas bağırdılar. Bu zihniyetin en acımasız yüzü ise, milletin iradesi sandığa yansıdığında ortaya çıktı. Depremin acısını yüreğinde taşıyan, evini kaybeden, yakınını toprağa veren o asil halk; kendisine uzanan elin samimiyetini gördü ve tercihini yaptı. Ancak bu "iyilik elçileri", halkın kendi hür iradesiyle verdiği o karara bile saygı duymadı.
Halkı "yetersizlikle" ya da "kandırılmakla" itham ederek, yaşadığı acıyı kendi siyasi başarısızlıklarının faturası gibi millete kesmeye cüret ettiler. Kendi kurguladıkları "devlet düşmanlığı" oyununa halkı ortak edemedikleri için, o acılı halka yukarıdan bakan, onu aşağılayan bir kibirle saldırdılar. İnsanların yas tuttuğu, yaralarını sardığı bir dönemde, milletin tercihlerine hakaret etmek; bu zihniyetin depremzedeyi bir "can" olarak görmediğinin en net kanıtıdır.
O dönemde, "bir yaraya merhem olayım" derdiyle yola çıkan samimi halkın ve gönüllülerin niyetini kimse sorgulayamaz; onlar insan olmanın gereğini yaptılar. Fakat bu temiz niyetleri, "devlet yetersiz" propagandasıyla birleştirip, devleti itibarsızlaştırma operasyonuna çeviren bir siyasi mühendislik vardı.Yardım çağrısı gibi görünen bu organizasyonlar, aslında devletle millet arasındaki güven bağını zayıflatmayı amaçlayan bir kurguydu.
Dikkatli bir nazarla bakıldığında, bu "yardım" maskeli operasyonu yürütenlerin geçmişi ile Gezi Parkı olaylarını tetikleyen o yıkıcı zihniyetin aynı olduğu görülür. Onlar için depremzede, bir dua kapısı değil, bir siyasi sermayedir. Devletin kurumlarını dışlayıp, denetimsiz ve şeffaflıktan uzak yapıların arkasına saklananlar, bugün yaşanan usulsüzlük iddialarıyla gerçek yüzlerini bir kez daha ortaya koydular. Gezi Parkı'nda sokakları yakıp yıkan, milletin huzurunu bozmayı "demokrasi" sanan o zihniyet, bugün de kılık değiştirmiş bir "iyilik elçiliği" maskesiyle karşımıza çıkıyor. Onlar için bu olaylar sadece ve sadece hükümeti yıpratmak için kullanılan birer siyasi kaldıraçtır.
Bir şeyi belirtmek isterim ki o kara günlerde, kardeşliğin en saf ve en manevi iklimini soluduk. Azerbaycan’dan uzanan şefkat eli, tırlarla gönderilen yardımlar, bir çocuğun yüzünü güldürmek için cebindeki kuruyemişini paylaşan o naif kalpler... Biz, "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" hadisiyle, acının nasıl paylaşıldığını ve kardeşliğin nasıl "bir" olduğunu dünyaya gösterdik. Elhamdülillah, gönüllerimiz o gün bir olmuştu ve daima böyle olacaktır.
İyilik; devletten kopuk, devlete düşman bir eylem olmamalıdır; devletin şefkat şemsiyesi altında, adaletle ve şeffaflıkla örülen bir sorumluluktur. Rabbim, iyiliği kendi kişisel çıkarları, kumar borçları veya ideolojik saplantıları için bir paravan olarak kullananlara fırsat vermesin.
Tarih, yaptım diyenleri, o yardımı kime ve hangi niyetle yaptığını ya da yapmadığını da yazar. Bugün, maskelerin düştüğü ve hakikatin tüm çıplaklığıyla yüzümüze çarptığı bir noktadayız. Acımızı ve vicdanımızı siyasete meze eden o zihniyet, iyilik gibi kutsal bir kavramı da kendi hırslarıyla kirletmiştir.
Artık herkes, gözyaşının samimiyetini, siyasi şovun ise yapaylığını ayırabiliyor. Hakikat, ideolojik perdelerin gerisinde daha fazla saklanamaz. Rabbim bizleri, iyilik yaparken ihlaslı olanlardan; yardımı sadece Hakk'ın rızası ve milletin selameti için yapanlardan eylesin. Bir daha böyle acılar yaşatmasın, ama bu dersi de bizlere unutturmasın. Geçmiş olsun.