Köşe Yazısı 26 Mayıs 2026 03:00

Türk ve İslam: Ayrılık Tartışması

Şahane Agahoğlu
Yazar Şahane Agahoğlu

Tarihe baktığımda her şeyden önce kopmaz bir zincir, yönünü şaşırmadan akan gür bir nehir görüyorum. Bu yüzden ne zaman bir yerlerde "İslam öncesi Türkler"ve "İslam sonrası Türkler" şeklinde keskin, adeta baltayla kesilmiş gibi duran bir ayrım görsem, içimde zihinsel bir huzursuzluk başlıyor. Bana göre bu ayrım, masum bir tarihî dönemlendirmenin çok ötesine geçerek, bilerek ya da bilmeyerek zihinlerimize vurulmuş prangalardan biri haline geldi.

 

Bu konudaki kişisel duruşumu ve düşüncelerimi, meseleyi sığ tartışmalardan kurtarıp hak ettiği derinliğe kavuşturmak adına birkaç temel başlıkta toplamak istiyorum:

Benim penceremden bakıldığında Türk tarihi, İslam’la başlamış bir tarih değildir; bu apaçık bir gerçektir. Bizler İslam’la şereflenmeden önce de bozkırın bağrında devletler kurmuş, töreyle adaleti sağlamış, dünyaya diz çöktürmüş ve silinmez izler bırakmış büyük bir milletiz. Bunu görmezden gelmek, kendi köklerimizi inkâr etmek olur.

 

Fakat madalyonun diğer yüzü de en az bunun kadar hayatidir: Türk milleti İslam’ı kabul ettiğinde özünü kaybetmedi, aksine o özü cihanşümul bir medeniyetle taçlandırdı. Hun da benimdir, Göktürk de; Selçuklu da benimdir, Osmanlı da... Alparslan’ı Fatih’ten, Bilge Kağan’ı Yavuz Sultan Selim’den koparmaya çalışmak, bir ağacın gövdesini kökünden ayırmaya yeltenmek gibi beyhude ve tehlikeli bir çabadır.

Dil, insanın zihnini, dolayısıyla da dünyayı algılama biçimini inşa eder. Sürekli "İslam öncesi" ifadesini kullanmak, farkında olmadan şu algıyı besliyor: "Gerçek ve saf Türklük İslam’dan önceydi, İslam sonradan eklenmiş yabancı bir unsurdur."

 

İnancım bana fısıldıyor ki; Allah’ın dini olan İslam, sadece 7. yüzyılda Mekke’de başlayıp biten tarihî bir olay veya bir kavmin (Arapların) kültürel mirası değildir. İslam, Hz. Âdem (a.s) den Hz. Muhammed (s.a.v) a kadar uzanan ezelî hakikatin, teslimiyetin adıdır. Dolayısıyla inanç penceresindenbaktığımızda, hakikatin "öncesi" ve "sonrası" olmaz. Bu yüzden ben, bu dönemi tanımlarken zihinsel bir kopuş yaratmayan daha hassas kavramları tercih etmek gerektiğine inanıyorum:

"Hz. Muhammed’den (s.a.v.) önceki dönem"

"Türklerin İslam’la şereflenmesinden önceki tarihî süreç"

Bu küçük dilsel dokunuş, hem tarihin akışına saygı duyulmasını sağlar hem de inanç dünyamızın ezelî bütünlüğünü korur.

Peki, Türkler neden İslam’ı gönül rızasıyla, adeta akan suyun yatağını bulması gibi benimsedi? Bence bunun cevabı, eski Türk töresi ile İslam ahlakının o muazzam uyumunda gizlidir.

Eski Türk’ün adalet arayışı, mazluma kol kanat germe ülküsü, namus ve aile hassasiyeti, sözünün eri olma düsturu; zaten İslam’ın yeryüzüne yaymak istediği o yüce ahlakın ta kendisiydi. Türk milleti İslam’ı kabul ettiğinde yabancı bir elbiseyi zorla giymedi; ruhunda zaten var olan o adalet ve tevhid arayışının ilahî nizamla buluştuğunu gördü. İslam bu değerlerimizi yok etmedi, aksine onları sarsılmaz bir iman ve ahlak temeline oturtarak mayaladı.

"Elhamdülillah Müslüman Türk'üm" Demenin Asil Manası benim gözümde Türklük bir bedense, İslam onun ruhudur. Ruhsuz beden bir cesetten, bedensiz ruh ise dünyada karşılığı olmayan bir manadan ibarettir.

Bugün modern dünyanın dayattığı bazı ideolojik akımların, Türk kimliğini İslam’dan soyutlama çabalarını kaygıyla izliyorum. İslam’ı "Araplaşmak" gibi sığ bir kalıba sıkıştırmaya çalışanlar, ne İslam’ın evrenselliğini anlayabilmişlerdir ne de Türk’ün cihan hâkimiyeti mefkuresini. Biz Müslüman olduğumuzda dilimizden, devlet geleneğimizden, cesaretimizden vazgeçmedik. Tam aksine; Mevlana’nın aşkıyla, Mimar Sinan’ın estetiğiyle ve Fatih’in dehasıyla dünyaya adalet dağıtan muhteşem bir medeniyet inşa ettik.

Hakikatten kopmak insanı anlamsızlığa sürükler. Bizim bugün yapmamız gereken en önemli şey, geçmişimizle geleceğimiz arasına örülmeye çalışılan o sanal, zihinsel duvarları yıkmaktır.

Türk tarihi, tüm evreleriyle, tüm zaferleri ve hüzünleriyle bir bütündür. Bu bütünlüğün en parlak, en sarsılmaz harcı ise hiç şüphesiz ki İslam’dır. Ben tarihimi de inancımı da birbirini dışlayan iki düşman gibi değil; birbirini besleyen, büyüten ve dünyaya adalet mührünü vuran tek bir ruh olarak görüyorum. 

Şahane Agahoğlu

Şahane Agahoğlu

Gazeteci - Medyabir Haber Ajansı Azerbaycan Temsilcisi

Yazarın tüm yazıları