Doğruya karşı çıkanlar, gerçeği görmezden gelenler… Maalesef yanlış yoldasınız. Çünkü vatan sevgisi bu değildir, vatan aşkı bu değildir. Vatanını gerçekten seven insan, doğruyu alkışlamayı da bilir, yanlışa karşı dimdik durmayı da. Ama bugün öyle bir noktaya gelindi ki; bazıları sırf karşı olmak için doğruya bile “yanlış” diyebiliyor.
Oysa “muhalif olmak” ile “muhalefet olmak” arasında derin bir uçurum vardır.
Muhalif insan, düşünür… Sorgular… Tartışır… Ama en önemlisi hakikatin peşinden gider. Onun için önemli olan kimin söylediği değil, neyin doğru olduğudur. Kalabalıkların gürültüsüne kapılmaz, alkışa göre yön değiştirmez.
Muhalefet olmak ise çoğu zaman bir kimliğe, hatta bir alışkanlığa dönüşür. Artık kişi düşünmekten çok tepki verir. Doğruyu da reddeder, yanlışı da savunur; yeter ki bulunduğu tarafın çizgisi bozulmasın. Böyle olunca hakikat ikinci plana düşer, taraf olmak birinci sıraya çıkar.
İşte tehlike tam da buradadır.
Bizler vatan için doğruya “yanlış” diyenlerden olmamalıyız. Çünkü bu, sadece bir fikir hatası değil; aynı zamanda bir vicdan meselesidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hayatına baktığımızda bize yol gösteren sayısız örnek görürüz. O, her zaman adaletle hükmetmiş, doğruyu kimden gelirse gelsin kabul etmiş, yanlışı ise kim yaparsa yapsın düzeltmiştir. Sahabeler de bu terbiyeyle yetişmiştir. Onlar, Peygamber’e olan sevgilerini körü körüne bir bağlılıkla değil; hakikate olan sadakatle göstermiştir.
Nitekim bir gün sahabeler, bir meselede farklı görüşler beyan etmiş, istişare etmişlerdir. Bu bize şunu öğretir: Hakikati bulmak, samimi bir arayışla mümkündür. Ama o arayışın temelinde niyet olmalıdır. Eğer niyet hakikat değil de taraf olmaksa, o zaman en doğru söz bile yanlış anlaşılır, en hayırlı iş bile kötü gösterilir.
Bugün ise sıkça şu söz dillendiriliyor: “Herkesin doğrusu kendine.”
Bu söz kulağa hoşgörülü gibi gelse de aslında tehlikeli bir düşünceyi içinde barındırır. Çünkü eğer herkesin doğrusu kendine olursa, o zaman adaletin bir anlamı kalmaz. Zulüm de bir “doğru” olarak savunulabilir hale gelir. Oysa hakikat; kişilere göre eğilip bükülen bir kavram değildir. Hakikat sabittir. Ölçüsü de bellidir: adalet, vicdan ve milletin menfaati.
Ben inanıyorum ki bir insanın haklı olup olmadığını anlamanın yolu çok karmaşık olmamalı.
Ben karşıyım… ama doğruya değil.
Ben muhalefete muhalifim; körü körüne karşı çıkana, gerçeği bile inkâr edene karşıyım.
Çünkü mesele doğru tarafta durmaktır.
Mesele hakikati savunmaktır.
Bugün bazıları var ki; bu milletin değerlerini küçümseyerek kendini “ilerici” sanıyor. İnancını yaşayanları geride kalmış gibi göstermeye çalışıyor. İslam’ı anlamadan eleştiren, hatta küçümseyen bir dil kullanıyor. Oysa bu milletin ruhunda iman vardır, tarih vardır, medeniyet vardır. Bu değerleri yok sayarak ne ilerlenir ne de güçlü olunur.
Bir de Türkiye’nin yürüdüğü yolu görmeyenler var…
Görmek istemeyenler…
Anlamak istemeyenler…
Bu ülkenin vizyonunu küçümseyenler, yapılan büyük adımları görmezden gelenler, her başarıya bir bahane bulanlar… İşte ben onlara karşıyım. Çünkü bu ülke artık eski Türkiye değil. Kendi savunmasını yapan, kendi teknolojisini üreten, dünyada söz sahibi olmaya çalışan bir Türkiye var.
Bu noktada liderlik çok önemlidir.
Milletin içinden çıkan, milletin değerlerini bilen ve o değerlere sahip çıkan bir liderin varlığı, bir ülkenin kaderini değiştirir. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın ortaya koyduğu vizyon; yarını da inşa etmeye yöneliktir. Savunma sanayinden diplomasiye, altyapıdan teknolojiye kadar atılan adımlar; bağımsız, güçlü ve söz sahibi bir Türkiye hedefinin göstergesidir.Ama bazıları bunu görmek istemez. Çünkü görmek, kabul etmeyi gerektirir.
Kabul etmek ise alışılmış karşıtlık düzenini bozar.
Ben işte buna karşıyım. Ben doğruya “yanlış” diyenlere karşıyım.
Ben bu milletin değerlerini küçümseyenlere karşıyım.
Ben Türkiye’nin yükselişini hazmedemeyen zihniyete karşıyım.
Çünkü vatan sevgisi; sadece eleştirmek değildir.
Vatan sevgisi; yapılanı görmek, emeği takdir etmek ve daha iyisi için katkı sunmaktır.
Gerçek muhaliflik; gerektiğinde “doğru” diyebilmektir.
Gerçek duruş; hakikati kim söylerse söylesin kabul edebilmektir.
Bu millet, inancıyla güçlüdür.
Bu devlet, vizyonuyla büyür.
Bu vatan, sahip çıkanlarla yükselir. Ve bu yüzden diyorum ki:
Ben muhalefete muhalifim.