Şahane Agahoğlu
Editoryal
1 Mayıs 2026

Milletin En Büyük Tehdidi Kapıda

Yazar Şahane Agahoğlu
Tüm Arşivi Gör

“Resulullah da bunaldı…

En güvendiği insanları kaybetti. Önce amcasını, sonra hayat arkadaşını… Ardından destek bulmak ümidiyle gittiği Taif’te taşlandı. Ve bir üzüm bağının altında semaya dönüp:

‘Beni kime bıraktın Ya Rabbi…’ diye niyaz etti.

Bu hadise insanlığa çok derin bir hakikati gösteriyor:

İnsan, ne kadar güçlü görünürse görünsün tek başına yaşayamaz. Allah insanı; aileyle, akrabalıkla, aidiyetle huzur bulacak şekilde yaratmıştır.

Bugün dünyanın en büyük krizlerinden biri ekonomik sıkıntılar gibi görünüyor olsa da, görünmeyen bir yalnızlık salgınıdır. Nüfus azalması, toplumların ruhunu, geleceğini ve medeniyetini ilgilendiren stratejik bir meseledir.

Türkiye’nin son yıllardaki verileri de bu gerçeği açıkça göstermektedir. Türkiye’de yıllık nüfus artış hızı 2022’de binde 7,1 iken, 2024’te binde 3,4’e kadar gerilemiştir. 2025 yılında ise sınırlı bir toparlanmayla binde 5 seviyesine çıkmıştır. Ayrıca 2025 yılında 33 ilin nüfusu azalmıştır.

Bu sayılar yaklaşan tehlikenin habercisidir. Nüfusun yavaşlaması sadece sayıların azalması anlamına gelmez; toplumun yaşlanması, aile bağlarının zayıflaması ve yalnızlığın büyümesi anlamına gelir.

Bugün birçok gelişmiş ülke benzer bir krizle karşı karşıyadır. Japonya’da nüfus yıllardır düşmektedir. Avrupa’nın birçok ülkesinde doğurganlık oranı yenilenme seviyesinin altına inmiştir. Bazı ülkeler ekonomik olarak güçlü olsa da yaşlanan nüfus nedeniyle üretim gücü, sosyal denge ve kültürel devamlılık konusunda ciddi endişeler taşımaktadır.

Türkiye hâlâ genç nüfus avantajına sahip önemli ülkelerden biridir; ancak gidişat maalesef iç açıcı değildir. Mevcut düşüş devam ederse, ilerleyen yıllarda Avrupa’daki yaşlanma krizine benzer sorunlarla karşılaşma riski artabilir. Bilinen bir gerçek vardır ki, genç nüfusunu kaybeden toplumlar zamanla dinamizmini de kaybeder.

Bugünkü dünyada insanlar kalabalık şehirlerde yaşıyor ama giderek daha yalnız hale geliyor. Yaşlı bakım evlerinin artması, psikolojik sorunların çoğalması ve gençlerin aidiyet duygusunu kaybetmesi tesadüf değildir. Eskiden bir çocuğu sadece anne ve baba büyütmezdi; dayısı vardı, halası vardı, teyzesi vardı, amcası vardı. Mahalle vardı, komşu vardı. Bir çocuk düştüğünde onu kaldıracak birçok el bulunurdu. Korkarım ki bir sonraki nesil bu kavramların farkında olmadan yetişecek.

Bunu sadece ben söylemiyorum. Bu konu Türkiye’nin gündeminde olan bir konudur ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı ‘Aile Forumu’nda şu ifade kayda geçmiştir:

“2026-2035 dönemi ‘Aile ve Nüfus 10 Yılı’ olarak ilan edilmiştir.”

Önümüzdeki on yıl boyunca iş hayatından eğitime, kültür politikalarından şehir planlamasına, teknolojiden sosyal destek mekanizmalarına kadar tüm alanlarda aileyi merkeze alan güçlü adımların atılması hedeflenmektedir.

Benim en içten gelen düşüncelerime dönecek olursak; Sayın Cumhurbaşkanımızın duyarlılığı örnek olmalıdır. Ekonomiyi bahane edenlere karşı, tam da bu noktada Filistin’deki anneler bize çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor.

Hiç dikkat ettiniz mi bilmem…

Bombaların altında bile dünyaya gelen bebekler var. Yıkılmış evlerin arasında doğan çocuklar… Acının ortasında evladını kucağına alan anneler…

Bazıları bunu yalnızca zor şartlarda çocuk sahibi olmak olarak görüyor.Mesele aslında bundan çok daha derindir. Bu, bir halkın var olma mücadelesidir.

Bir toplumu ayakta tutan şey nesildir, hafızadır, ailedir. Eğer çocuklar azalırsa umut eksilir, kültür eksilir, gelecek eksilir.

Bu yüzden o annelere bencil gibi bakılmamalıdır.Mesele şudur ,Biz kolaylık içinde bile güçlü bir gelecek kurabiliyor muyuz?

Milletleri ayakta tutan şey konfor değil; zor zamanda bile “devam edebilme iradesi” olmuştur.

Genç nesillere şu gerçek yeniden anlatılmalıdır:

Çocuk masraf değildir; bir milletin yarına bıraktığı izdir.

Cocuk sesi azalan toplumlarda zamanla umut da azalır.

Ama bir millet, enkazın ortasında bile evladına sarılabiliyorsa; henüz tamamen yenilmiş değildir.Ve tam da burada keskin bir ayrım ortaya çıkıyor:Onlar yokluk içinde “devam etmeyi” öğreniyor…Biz ise ?

Onlar farkında:

Hayat her zaman kolay olmayacak.Biz ise bu gerçeği unutuyoruz:

Bir toplumun geleceğini belirleyen şey rahatlık değil; dayanıklılıktır.

Şahane Agahoğlu

Gazeteci - Medyabir Haber Ajansı Azerbaycan Temsilcisi

Tüm Makaleleri Görüntüle