Şahane Agahoğlu
Editoryal
7 Şubat 2026

Büyükelçilik Odasında Tarihi Casusluk

Yazar Şahane Agahoğlu
Tüm Arşivi Gör

Casusluk, insanlık tarihi kadar eskidir. Ancak yöntemler değişmiş, araçlar incelmiş, savaş meydanları görünmez hâle gelmiştir. Bugün artık cepheler bilgiyle, algıyla ve dijital izlerle kurulmaktadır. Dijital diplomasi kavramı tam da bu noktada, klasik diplomasinin yerini değil; onun yeni ve daha tehlikeli bir katmanını ifade eder.

Bu hakikati anlamak için tarihin en ibretlik casusluk vakalarından birine bakmak yeterlidir.

Yıl 1945. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından dünya, yeni bir güç dengesiyle tanışmaktadır. ABD Başkanı, Birleşik Krallık Başbakanı ve Sovyetler Birliği lideri Josef Stalin, tarihe geçen üçlü konferanslarda bir araya gelir. Aynı dönemde, Sovyetler Birliği’nin prestij projelerinden biri olan Artek Öğrenci Kampı 20. yılını kutlamaktadır.

Stalin, bu vesileyle ABD ve Birleşik Krallık liderlerini Artek’e davet eder. Ancak liderler yerine büyükelçiler katılır. ABD’nin Moskova Büyükelçisi William Averell Harriman, Artek’te Sovyet öğrenciler tarafından büyük bir nezaketle karşılanır. Kendisine, el oyması, son derece estetik bir Amerikan arması hediye edilir.

Masum bir diplomatik jest gibi görünen bu arma, tarihin en sessiz ama en etkili casusluk araçlarından biridir.

Stalin’in danışmanları, Harriman’a bu hediyenin çok kıymetli bir ağaçtan yapıldığını, hatta İngilizlerin kıskanması için büyükelçilik odasına asmasını tavsiye eder. Amerikan istihbaratı hediyeyi inceler; ne bir kablo vardır ne bir enerji kaynağı. Tehlikeli bir unsur bulunmaz. Ve arma… tam 7 yıl boyunca ABD Büyükelçisi’nin Moskova’daki makam odasında asılı kalır.

O 7 yıl boyunca, büyükelçilikte konuşulan her stratejik cümle, ABD’den önce Stalin’in masasına ulaşır.

Bu sistemin adı sonradan konulacaktır:

Sovyet Troya Atı.

Ne pili vardı, ne elektriği. İnsan kulağının duyamayacağı bir frekansla, dışarıdan aktive ediliyor; büyükelçilik binasından yaklaşık 300 metre ötede bir evden Sovyet askerleri tarafından dinleniyordu. Bir İngiliz pilotun tesadüfen sinyal fark etmesiyle durum ortaya çıkmış, arma Washington’a gönderilmişti. Ancak uzun süre nasıl çalıştığı dahi çözülememiştir.

Bu icatla birlikte devletler arası casusluk, artık bambaşka bir boyuta evrilmiştir.

Bugün Artek’te hediye edilen o tahta arma yok.

Ama herkesin cebinde bir akıllı telefon var.

Fotoğraf istemek, konum almak, masum bir röportaj talep etmek, bir e-posta, bir mesaj, bir bağlantı… Dijital çağda bilgi operasyonları artık hediyelerle değil, alışkanlıklarla yürütülmektedir.

ABD, İsrail, İran, Rusya Federasyonu (SSCB mirasıyla), Çin ve Batılı istihbarat yapıları; dijital diplomasiyi  , etki üretme aracı olarak kullanmaktadır. Sosyal medya kampanyaları, akademik görünümlü raporlar, sözde sivil toplum ağları, gazetecilik kisvesi altındaki bilgi toplama faaliyetleri bu sürecin parçasıdır.

İran’ın bölgesel vekâlet ağları, İsrail’in siber kabiliyetleri, ABD’nin küresel algı yönetimi, Sovyet geleneğinden gelen Rus istihbarat refleksi… Hepsi aynı noktada birleşir:

Bilgi, yeni silahtır.

Türkiye, son yıllarda bu görünmez savaşta önemli operasyonel başarılar elde etmiştir. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın sınır ötesi hamleleri, siber güvenlik alanındaki kabiliyet artışı, dijital dezenformasyonla mücadele mekanizmaları; devletin bu tehdidi doğru okuduğunu göstermektedir.

Ancak unutulmamalıdır: Devlet ne kadar güçlü olursa olsun, en zayıf halka bireydir. Masum görünen bir fotoğraf, iyi niyetle verilen bir bilgi, “akademik çalışma” bahanesiyle sorulan bir soru; büyük planın parçası hâline gelebilir.

Bu yüzden:

Her foto isteyen masum değildir.

Her para teklifi temiz değildir.

Şüpheli temaslar ihbar edilmelidir. Bu bir, vatani sorumluluktur.

Tarih bize şunu öğretir:

İhanet eden hiçbir zaman sevilmemiştir.

Roma’da Brutus, Endülüs’te içerden çöken kaleler, Osmanlı’da saraya bilgi taşıyanlar… Hiçbiri kazanan olmamıştır. İslam’da ihanet  devlete emanete ihanettir. Kur’an’da emanet vurgusu boşuna değildir. Bilgi de bir emanettir. Sır da. Devlet de.

Peygamber Efendimiz (sav), düşman karşısında bile ahde vefayı esas almıştır. İhanet ise en ağır suçlardan biri olarak görülmüştür. Çünkü ihanet, yalnız bugünü değil, geleceği de satar.

Bugünün Troya atları;

pikselden, sinyalden, frekanstan yapılmıştır. Ve bazen en tehlikelisi, en masum görünenidir.

Devlet aklı uyanık olmak zorundadır. Millet ise bilinçli. Dijital diplomasi çağında, imanla, akılla ve stratejiyle hareket eden toplumlar ayakta kalacaktır. Aksi hâlde, kendi duvarımıza astığımız bir arma, yıllarca bizi dinleyebilir.

Unutulmamalıdır:

İhaneti kimse sevmez.

Ama gaflet, ihanete kapı aralar.

Şahane Agahoğlu

Gazeteci - Medyabir Haber Ajansı Azerbaycan Temsilcisi

Tüm Makaleleri Görüntüle