Şahane Agahoğlu
Editoryal
25 Şubat 2026

Bu Konu Çok Ağır .Kanlı Gargar

Yazar Şahane Agahoğlu
Tüm Arşivi Gör

Bu konu ağırdır.

Anlatmak da zordur, okumak da…

Ama hakikat, süslenmeden bilinmelidir.

1992 Şubat gecesinde Hocalı’da yaşananlar sadece bir askeri operasyon değildi. Sivil nüfusun hedef alındığı, kaçış koridorlarının ateş altına alındığı, kadınların, çocukların ve yaşlıların korunmasız bırakıldığı bir trajediydi,vahşetdi,zalımlık ve katliamdı

Şehir kuşatma altındaydı. Elektrik yoktu. Gıda yoktu.Yemek yıyecek halde yoktu  Tıbbi imkân yoktu. İnsanlar karanlığın içinde, kar fırtınasında, donma tehlikesiyle karşı karşıya kaçmaya çalıştı. Çoğu, ormana sığınmaya çalışırken ateş altında kaldı.

Hava buz gibi. Gökle yer birleşmiş sanki. Pus, karanlık, çığlık… Adı Gargar Çayı olan bir nehir akıyor; ama o gece suyun sesi duyulmuyor. Duyulan; anaların feryadı, çocukların titreyen nefesi, kurşunların ıslığı…

O gece bir şehir değil, insanlık vuruldu.

Çıplak ayakla kara basan anneler, emzikli bebeklerini bağrına basıp buz gibi nehri geçmeye çalışıyordu.Mermiler yağmur gibi yağıyor, kar kıpkırmızıya dönüyordu.

Bir dayı vurulup düşüyor; “Dayı, bekle!” diyor biri, “Önce kadınları çıkaralım…” Ama ateş acımıyor. Ateş seçmiyor. Ateş yakıyor.Bir taraftan ses geliyor ..’’Gelin, gelin ay bacı burası güvenli’’ gidenler ne bilsin ki, azerbaycan dilini bilen Ermenin pis bir oyunu olduğunu ..

Gülerek eğlenerek masum çaresiz  ınsanları pusuya düşürüp kurşuna dizdiler.Bazılarını esir alıp çok eğlendiler…

Sonradan kitaplara yazdılar nasıl türk kız çocuğunun derisini canlı canlı soyduklarını ..Yabancı bır programa çıkan ukraynalı bır gelin kayınpederinin ermeni olduğunu ve Azerbaycanlı kadınlara nasıl işkenceler yaptığını ve bunu gururla her gün anlatdığını söylemişti…Daha nice katiller toplusunun yaptığı nice vahsetler…

Bu bir savaş değildi yalnızca. Bu, insanlıktan kopuşun en karanlık sayfasıydı. Burada özellikle şunu söylemek gerekir:

Savaşta bile bir hukuk vardır. Sivile dokunmamak esastır. Kadına ve çocuğa zarar vermek, insanlığın en temel sınırını aşmaktır.Ama bu savaş değildi ,bu işgaldi

Resmî kayıtlara göre yüzlerce sivil öldürüldü; kadınlar, çocuklar, yaşlılar  Tanıklıklar, esir alınan kadınların aşağılandığını, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz bırakıldığını; bazı çocukların ailelerinin gözü önünde öldürüldüğünü aktarmaktadır. Bunlar detaylandırıldığında insan ruhunun taşıyamayacağı kadar ağırdır.O gece, ümmetin kalbinde açılan yara hâlâ kapanmadı.

Allah’ın, Kuran’ı Kerim’de buyurduğu gibi:

“Kim bir cana kıymamış birini öldürürse, bütün insanlığı öldürmüş gibidir.” (Maide, 32)

Hocalı’da öldürülen her can, aslında bütün insanlıktı.

O karanlık gecede sadece çığlık yoktu. Direniş de vardı.

Tarihi Alban mabedinde tek başına günlerce direnen bir asker… Bayrağını indirmeyen bir yiğit… Natig Gasımov.

Onlarca kişilik bir birliğe karşı tek başına savaştı. Karşısındakiler uzun süre bir orduyla savaştıklarını sandı. Sonunda beyaz bayrakla bir arabulucu gönderildi. “Teslim olmazsan esirler ölecek” denildi.

Ona “Gece kaçabilirdin, neden gitmedin?” diye sorulduğunda verdiği cevap bir milletin hafızasına kazındı:

“Bayrağım burada asılı. Onu bırakıp nereye gideyim?”

Bayrağını göğsüne alarak teslim oldu. Annesine yazdığı mektupta zaten canını Hak’ka emanet etmişti. Sonra uzun süre ondan haber alınamadı. Yıllar sonra bir Ermeni askerinin itirafıyla işkenceyle öldürüldüğü ortaya çıktı.

Ruhu şad olsun.

O yalnız değildi. O gece destek bekleyip gelmeyen yardımlara rağmen direnen, esir düşmemek için son mermisini kendine saklayan, pusuda karşılık veren nice yiğit vardı.Onlar Allah katında makamdadırlar,yüreklerimizde dualarımızdadırlar

Bugün çoğumuz bir paylaşım görüp geçiyoruz:

“Bugün Hocalı anma günüymüş.”

Oysa mesele bir anma değil; bir bilinçtir. Hocalı kalp yarasıdır Zulüm coğrafya tanımaz. Mazlumun kimliği sorulmaz.

Affetmek ayrı, unutmak ayrıdır. Devletler ateşkes masasına oturur. Siyaset barış arar. Ama hafıza susmaz. Adalet tecelli etmeden vicdan rahat etmez.Bugun ordumuz ,devletımız vicdanımızı rahatlatdı

Bugün Hocalı özgür. O topraklarda yeniden çiçekler açıyor. Gerçek sahipleri yürüyor o sokaklarda. Ama o karın altındaki kanı, o gecenin çığlığını unutmak mümkün mü?

Biz adaletle yaşarız. Ama zulmü normalize etmeyiz. Unutmayız ki tekrar etmesin. Devlet dediğimiz yapı, en zor gecede ayakta kalabiliyorsa devlettir.

En soğuk gecede vatandaşını koruyabiliyorsa devlettir.

En karanlık anda refleks gösterebiliyorsa devlettir.

1992 Şubat’ında Hocalı’da yaşananlar yalnızca dış saldırının sonucu değildi; aynı zamanda içerideki zayıf yönetimin, dağınık otoritenin ve kararsız liderliğin ağır bedeliydi.

Ayaz Mutallibov dönemi, bağımsızlığını yeni kazanmış bir ülkenin kırılgan yıllarıydı. Fakat bağımsızlık mazeret değildir. Devlet olmanın ilk şartı güvenliği sağlamaktır. Hocalı kuşatma altındayken gerekli askeri tahkimatın yapılmaması, sivillerin güvenli tahliyesinin organize edilememesi ve kriz yönetimindeki dağınıklık, yönetimin ciddi zaaflarını ortaya koydu.

Mutallibov, Sovyet bürokrasisinden gelen bir isimdi. Yeni dönemin ruhuna uygun güçlü bir milli mobilizasyon ortaya koyamadı. Karabağ’da çatışmalar tırmanırken merkezi komuta zinciri net değildi. Savunma hatları parçalıydı. İçeride siyasi çekişmeler büyüyor, iktidar ise bu çekişmeleri yönetmek yerine sürükleniyordu.

Bir liderin en büyük sınavı kriz anıdır.

Hocalı, Mutallibov için o sınavdı — ve bu sınav geçilemedi.

Hocalı stratejik öneme sahipti. Buna rağmen şehir savunmasız kaldı. Sivil halkın kuşatma altında olduğu biliniyordu. Uluslararası dengeler karmaşıktı; Sovyet artığı askeri unsurlar bölgede etkindi. Ancak bütün bunlar, devletin kendi vatandaşını koruyamamasını açıklamakta yetersizdir.

Hocalı’dan sonra kamuoyunda büyük öfke yükseldi ve Mutallibov istifa etmek zorunda kaldı. Bu istifa aslında fiilî bir güven kaybının ilanıydı. Halk, devlete güven duymadığında ilk sorguladığı yer liderliktir.

Hocalıyı hafızamızda yaşattığımız sürece, hem mazlumun hatırasına saygı gösteririz hem de gelecek nesillere adaletin, devletin ve insanlığın vazgeçilmez değerlerini hatırlatırız.

Hocalı unutulmadı, unutulmayacak

Şahane Agahoğlu

Gazeteci - Medyabir Haber Ajansı Azerbaycan Temsilcisi

Tüm Makaleleri Görüntüle