Okulların koridorlarından yükselen imdat sesleri, sosyal medya platformlarında yayılan zorbalık ve şiddet görüntüleri, çocukların ve gençlerin karıştığı kavgaları gören herkes, doğal olarak aynı soruyu sormaktadır. “Bize ne oldu ve ne ara bu hale geldik.” Gerçekten bize ne oldu? Çocuklar mı değişti? Yoksa ebeveynler mi? Çocukların büyüdüğü çevre mi değişti? Yoksa yaşadıkları dünya mı? Herkes bu soruların cevaplarını kendi penceresinden yaptığı değerlendirmeler ile bulmaya çalışsa da, aslında sorun çok katmanlı ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Yapılan araştırmalar, çocuklar arasında artan şiddetin temel nedenleri arasında, çocukların biyolojik gelişiminden aile içi ilişkilere, sosyoekonomik baskılardan dijitalleşmeye kadar birçok faktörün etkili olduğunu göstermektedir. Özellikle ergenlik dönemindeki çocukların beyin dürtü kontrolü ve karar verme bölgelerinin tam olarak olgunlaşmamış olması, çocukların birçok problemi kendi başına çözmesini zorlaştırmakta ve farklı arayışlara sevk edebilmektedir. Bu dönemde çeşitli travmalara maruz kalan çocuklarda stres düzeyi artmakta ve buna bağlı olarak saldırgan davranışlar görülebilmektedir. Bu nedenle bazı çocuklar için öfke ve saldırganlık bir tercih değil, doğduğu ve büyüdüğü ailede, yaşadığı sosyal çevrede maruz kaldığı psikolojik sarsıntıların oluşturduğu bir tepkinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle şiddetin, sorun çözme yöntemi olarak kullanıldığı, iletişimin bağırma, çağırma ve cezaya dayandığı, aile bireyleri arasında saygının olmadığı bir ortamda büyüyen çocuklar, bu modeli referans almakta ve sosyal yaşamında karşılaştığı problemleri bu şekilde çözmeye çalışmaktadır. Aile içerisindeki tutarsız davranışlar, duygusal ihmaller ve ebeveynler arasındaki çatışmalar gibi pek çok faktör, bir yandan çocukların kendilerini değersiz hissetmelerine ve şiddete eğilimlerinin artmasına yol açarken, diğer yandan aileden uzaklaşmalarına ve olumsuz arkadaş çevrelerine yönelmelerine zemin hazırlamaktadır. Öte yandan sosyoekonomik şartlar, işsizlik, yoksulluk ve gelecek kaygısı gibi birçok faktör, aile içi stresi artırmakta ve bu durum çocuklar üzerinde ciddi baskı oluşturmaktadır. Hal böyle olunca aslında ortaya çıkan saldırganlık ve şiddet, çoğu zaman yaşanılmış çaresizliklere karşı duyulan öfkenin dışa vurumu olduğu gözden kaçırılmaktadır. Bu nedenle sorunun doğru tespit edilerek doğru çözüm yöntemlerinin kullanılması oldukça önemlidir. Bütün bunlara teknolojik gelişmeler ile birlikte ortaya çıkan dijitalleşmede eklenince, durum daha karmaşık bir hal almaktadır. Özellikle bu mecraların kontrolsüz ve yoğun kullanımı, çocuklar açısından ciddi riskler oluşturmaktadır. Bu platformlar üzerinden uygun olmayan içeriklerin hızla yayılması, kötü rol modeller, siber zorbalık, istismar gibi birçok unsur, çocukların güvenliğini ve kişisel gelişimini tehdit etmektedir. Örneğin çocukların sosyal medyada yaptığı bir paylaşımın beğeni oranı çok önemli olmakta ve çocukların psikolojilerini etkilemektedir. Bu yüzden yaptıkları paylaşımların daha çok beğeni alması için akıl almaz şeyler yaptıkları görülmektedir. Başta sosyal medya olmak üzere birçok dijital platformda kullanılan algoritmalar, kullanıcıların ekranda kalma süresini teşvik etmektedir. Bu sürenin uzaması, çocuklarda dikkat sorunlarına ve uyku bozukluklarına yol açmakta, akademik başarıyı düşürerek dijital bağımlılığı artırmaktadır. Bu yüzden dijital platformların kullanımında sıkı denetimlerin olmayışı, hem gelişim çağındaki çocuklar için hem de gençlerimiz için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bununla birlikte akran dinamikleri de çocukluk ve ergenlik dönemindeki çocukların kimlik gelişimini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle çocuğun aile veya sosyal çevrede dışlanması, alay edilmesi veya sistematik zorbalığa maruz kalması, çocuklar üzerinde derin ve kalıcı izler bırakmaktadır. Yapılan araştırmalar, kronik dışlanmanın hem çocukların stres düzeyini artırdığını hem de psikolojik dayanıklılığı ve gelişimini olumsuz etkilediğini göstermektedir. Bazı çocuklar için popüler olmak, güç gösterisi yapmak ya da zayıf olanı hedef almak, sosyal statü aracı olarak kabul edilmektedir. Kimin neyi nasıl kabul ettiğinden öte, saldırganlık ve şiddetin sosyal bir problem olduğu gerçeğini değiştirmemekte ve çözümün elzem olduğu bilinmektedir. Bunun için öncelikle ailelerin çocuklarını iyi tanımaları ve varsa problemlerini kabul ederek çözüm için profesyonel işbirliğini kabul etmeleridir. Bununla birlikte, ailelere yönelik eğitim destek programları hayata geçirilerek, çocuklar ile sağlıklı iletişimin nasıl kurulacağı, sınırların nasıl konulacağı ve disiplinin nasıl sağlanacağı gibi konularda aileler eğitilmelidir. Okullarda çocuklara sadece akademik başarı değil, aynı zamanda temel ahlaki değerler, sosyal ve duygusal öğrenme, empati kurma, öfke kontrolü, problem çözme ve iş birliği yapabilme gibi beceriler de kazandırılmalıdır. Medya okuryazarlığı, dijital içerik denetimi, ekran süresi düzenlemesi ve dijital platformların bilinçli kullanımı artık bir tercih değil, zorunlu hale getirilmelidir. Risk altındaki çocuklar önceden tespit edilmeli ve zamanında psikososyal destekler sağlanmalıdır. Unutulmamalıdır ki hiçbir çocuk doğuştan şiddete eğilimli ve saldırgan değildir. Bu durum çoğu zaman çocuğun ailede başlayan serüveninin sosyal çevrede şekillenmesi ve yaşanmışlıkların oluşturduğu çaresizliğin dışa vurumu olmaktadır. Bu nedenle çocukları sadece disiplin ile susturmaya çalışmak, sorunu derinleştirmenin ötesine geçmemektedir. Asıl mesele, çocukları başarıları oranında sevmek değil, onların seslerini duymak, iç dünyalarında neler yaşadıklarını anlamak, onlarla sağlıklı iletişim kurarak onları her koşulda sevgiyle beslemek, edepli ve ahlaklı bireyler olarak yetiştirmektir. Çünkü şiddeti azaltmanın yolu cezaları artırmaktan değil, sevgiyi, muhabbeti, sağlıklı iletişimi, şefkati, vicdan ve merhameti artırmaktan geçmektedir. Eğer toplumun yarını bugünün çocuklarının omuzlarında yükselecekse, onların yüreğine öfke ve şiddet değil, adaleti, ahlakı, saygıyı, sevgiyi, empatiyi, vicdanı ve merhameti yerleştirmeliyiz. Çünkü yarının hasadı, bugün ektiğimiz değerlerin ürünü olacaktır...
Prof. Dr. Mehmet Çavaş
Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.
Tüm Makaleleri Görüntüle