Köşe Yazısı 30 Haziran 2026 03:00

DÜRÜST OLMANIN BEDELİ!

Prof. Dr. Mehmet Çavaş
Yazar Prof. Dr. Mehmet Çavaş

Dürüst ve ahlaklı olmak insanoğlunun en önemli erdemlerinden biridir. Dürüstlük ve temel ahlaki değerler bütün semavi dinlerin temel öğretileri arasında yer almakta ve bireylerin hem kendilerine hem de topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmesinde yol gösterici ilkeler olarak kabul edilmektedir. Fakat ne yazık ki geçmişte olduğu gibi bugünde bazı toplumlar, dürüstlüğü ve temel ahlaki değerleri ödüllendirilen bir erdem olmaktan çıkararak, cezalandırılan bir davranışa dönüştürmüştür.


Bu anlayışın neden olduğu kaos ve kargaşa, toplumlara ağır bedeller ödetmekte ve telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurmaktadır. Her şeyin maddi ölçütler ile değerlendirildiği günümüzde, bu değerler her geçen gün daha çok önemini yitirmektedir. Oysaki toplumların gelişim kriterleri dikkate alındığında, gelişimin sadece ekonomik göstergeler ile değil aynı zamanda toplumun sahip olduğu temel ahlaki değerlerinde önemli bir faktör olduğu bilinmektedir. Çünkü bir toplum ahlaklı ve dürüst insanlarını ödüllendiriyor ve onlara değer vererek liyakati esas alıyorsa, o zaman toplumsal gelişim devam etmektedir. Aksi takdirde toplumun karşı karşıya kaldığı sorunlar, çok daha derin ve çok daha karmaşık hale gelerek yıkıcı olabilmektedir.


Bugün dünyanın en gelişmiş ülkeleri ile geri kalmış veya gelişmekte olan ülkeler arasındaki farklılıklar dikkate alındığında, bu farklılıkları oluşturan temel unsurların sadece teknoloji, sermaye veya eğitim sistemi olmadığı görülmektedir. Bu farklılığı oluşturan ana unsurun temel ahlaki değerlere olan bağlılık, kanun ve kuralların herkese eşit uygulanması, dürüst ve ahlaklı insanların toplum tarafından kabul görmesi ve liyakatin esas alınması gibi faktörler olduğu görülmektedir. Hal böyle iken, o zaman bazı toplumlarda dürüst ve ahlaklı insanlar neden dezavantajlı duruma düşmekte ve liyakat niçin esas alınmamaktadır? Bu sorunun cevabını uzun yıllardır araştıran bilim insanları durumu "yüksek güven toplumu" ve "düşük güven toplumu" kavramları üzerinden açıklamaktadır.


Siyaset bilimci Francis Fukuyama ve sosyal sermaye araştırmalarıyla tanınan Robert Putnam, toplumların gelişmesinde güven unsurunun belirleyici bir faktör olduğunu belirtmektedir. Yüksek güven toplumlarında insanlar, kuralların herkese eşit uygulandığını, işe alımlarda liyakatin esas alındığını, mahkemelerin adil kararlar verdiğini, vergisini ödeyen ile ödemeyenin aynı kefeye konulmadığı gibi sosyal yaşamı doğrudan ya da dolaylı etkileyen her konuda adaletli olunduğuna inanmaktadır. İşte böyle bir toplumda, insanlar dürüst ve ahlaklı olmayı rasyonel bir davranış olarak kabul ederek sosyal yaşamlarında dürüst ve ahlaklı olmaktadır. Düşük güven toplumlarında ise insanlar, kuralların herkese eşit uygulanmadığını gözlemlemekte, kamu kaynaklarının belirli çevrelere aktarıldığını görmekte, imtiyazlı sınıfların olduğunu ve korunduğunu bilmekte, liyakat yerine akrabalık veya siyasi ilişkilerin belirleyici olduğuna şahit olmaktadır. Örneklerini çoğaltabileceğimiz bu yanlış uygulamalar, dürüst ve ahlaklı insanları rahatsız etmektedir. Bu şekilde oluşturulan çarpık düzen, dürüst, ahlaklı ve liyakatli insanların rekabet gücünü yok ederek dezavantajlı duruma düşürmektedir.


Çünkü gayri ahlaki insanların değer gördüğü ve baş tacı edildiği toplumlarda, dürüst ve ahlaklı insanlar kaybetmeye başlamakta, dürüst ve ahlaklı olmanın bedelini ağır bir şekilde ödemektedir. Özellikle haksızlığa, torpile, usulsüzlüğe, rüşvete, sahteciliğe, vergi kaçırma gibi toplumu yıkıma götüren unsurlar ile birlikte toplumun normalleştirdiği yanlışlara itiraz eden dürüst ve ahlaklı insanlar, bedel ödemekle kalmamakta aynı zamanda gayri ahlaki insanların hedefi haline gelmektedir. Bu insanlar, çok safsın, bu devirde böyle yaşanmaz, herkes yapıyor, bunda ne var ki?, sen mi dünyayı kurtaracaksın? gibi ifadeler ile küçümsenerek itibarsızlaştırılmaktadır. Bu söylemler aslında dürüst ve ahlaklı insanları değil, toplumun bozulan ahlaki pusulasını anlatmaktadır. Dürüst ve ahlaklı insanların sürekli kaybettiği ve liyakatin esas alınmadığı toplumlarda, gençler başta olmak üzere birçok insan, genellikle ya kendi kabuğuna çekilerek yalnızlaşmakta, ya ülkeyi terk ederek yurtdışına gitmekte ya da oluşturulan bu çarpık sisteme ayak uydurarak diğerlerine benzemektedir. Ülkeyi terk ederek yurtdışına gidişler ile ciddi bir beyin göçü yaşanmakta ve toplum sahip olduğu önemli değerlerini kaybetmektedir. Kendi kabuğuna çekilme ya da sisteme uyum sağlamak ise ahlaki çöküşü her geçen gün daha çok derinleşmektedir. Her durumda da toplum dürüst, ahlaklı ve liyakat sahibi insanlarını kaybetmekte ve geleceğini karanlığa gömmektedir. Fakat asıl dikkat çekici olan, toplumun büyük bir kesiminin bütün bunların farkında olmasına rağmen, "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın." anlayışıyla hareket etmesi, çocuklarının ve torunlarının geleceğinin yok olmasına sessiz kalmasıdır.


Sonuç olarak; bir toplumda bilgi, emek ve ahlaki değerler önemini yitiriyor, para ve güç tek ölçüt hâline geliyorsa, bunun sonun başlangıcı olduğu bilinmelidir. Çünkü bir toplumun gelişmişlik düzeyini sürdürülebilir kılan temel unsurlar, sahip olduğu maddi zenginlikler ile birlikte manevi kapasiteyi oluşturan erdemli insanlarıdır. Erdemli insanların itibar görmediği, liyakatin göz ardı edildiği, kanun ve kuralların herkese eşit uygulanmadığı, suçun cezasız kaldığı toplumların ne kalkınması ne de ahlaklı nesiller yetiştirmesi mümkün değildir. Bir toplumun sahip olduğu en değerli varlığı ve gücü, her şeye rağmen doğru olanı yapmaya devam eden erdemli insanlarıdır. Unutulmamalıdır ki bir toplumun çöküşü, kötülüğün güç kazandığı gün değil, aklın, bilimin ve emeğin değersizleştiği, dürüst ve ahlaklı insanların itibar görmediği, liyakatin esas alınmadığı gün başlamaktadır…

Prof. Dr. Mehmet Çavaş

Prof. Dr. Mehmet Çavaş

Medyabir Ajans yazar kadrosunda gündeme dair değerlendirmeleri ve özgün bakış açısıyla okurlarıyla buluşuyor.

Yazarın tüm yazıları