Prof. Dr. Mehmet Çavaş
Editoryal
30 Mart 2026

DİN-SİYASET VE TİCARET İLİŞKİSİ!

Yazar Prof. Dr. Mehmet Çavaş
Tüm Arşivi Gör

İnsanoğlunun ruh ve bedenden oluşan yaratılış fıtratı, hakikati arama ve bulma eğilimi göstermektedir. Semavi dinler bu fıtratı koruyan, yönlendiren ve kemale erdiren ilahî rehberlerdir. Bu nedenle semavi dinler, insanın varoluşunu, hayatın anlamını, ölümü ve ölüm sonrasını açıklayan, inanç, ibadet ve ahlaki değerleri içeren ilahi mesajlardır. Bu yönüyle din, insanın hem dünya hem de ahiret hayatını düzenleyen ve insanın eşref-i mahlûkat seviyesine çıkmasını sağlayan yegâne unsurdur. Bu nedenledir ki dinin belirlediği inanç esasları, ibadet biçimleri ve ahlaki değerler hem dünya hayatının hem de ahiret hayatının temelini oluşturmaktadır.

Bu durum Bakara Suresi 2. Ayette Kur'an-ı Kerim'in şüphe barındırmayan ilahi bir kitap olduğunu ve takva sahipleri (Allah'a karşı gelmekten sakınanlar) için rehber/yol gösterici (hidayet) olduğunu vurgulamaktadır. Bununla birlikte din; insanları ortak değerler etrafında toplayarak aidiyet duygusunu ve ortak kimlik bilincini geliştirerek toplumsal dayanışmayı, paylaşmayı, birlik ve beraberliği güçlendirmektedir. Ayrıca adalet, yardımlaşma, merhamet ve dürüstlük gibi temel ahlaki değerleri teşvik ederek toplumsal düzeni korumaktadır.

Dinin ilahi bir mesaj olması ve toplum üzerinde oluşturduğu etkiler dikkate alındığında ne yazık ki hep istismar edilen alanlardan biri olmuştur. Tarihsel sürece bakıldığında din ile siyasetin geçmişten bugüne çoğu zaman iç içe olduğu görülmektedir. Bunun temel nedenlerinden biri, siyasetin toplum üzerinde belirleyici ve yönlendirici bir güce sahip olmasıdır. Çünkü devletin nasıl yönetileceğinden kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağına kadar pek çok alan, alınan siyasi kararlar ile şekillenmektedir. Bu güçlü ve kapsayıcı etki alanı, dini de siyasal mücadelenin önemli araçlarından biri hâline getirmektedir. Nitekim her dönem ortaya çıkan birçok siyasi aktör, dini kullanarak elde ettiği siyasi gücü, kendisi ve yakın çevresi için ranta dönüştürmüştür. İktidar ve muhalefet partileri siyaset kurumunun başlıca aktörleri olarak bu mücadelenin merkezinde yer almaktadır. Yapılan seçimlerde iktidar gücünü elde etmek ya da elde tutmak için her yolun mubah görülmesi, ne yazık ki dini siyasetin en önemli istismar alanı haline getirmiştir.

Din istismarı ile elde edilen siyasi güç, ticari ve kişisel çıkarlar için kullanıldığında çok boyutlu toplumsal etkilere yol açmaktadır. Fakat başta dini hassasiyeti olan kesimler olmak üzere bazı çevrelerin itaatkâr ve teslimiyetçi bir tutum sergileyip kaderci bir anlayışı benimsemeleri, dini siyasete alet eden dinbazların işini ise kolaylaştırmaktadır. Çünkü saf ve temiz duygular ile hareket eden bu insanlar, dava, Allah rızası, vatan, millet gibi içi boşaltılmış kavramlar ile kandırılmaktadır. 

Bugün gelinen noktada dinin siyasete ve siyasetin ticarete dönüştürülmüş olması, İslam dünyasının ve muhafazakâr kesimin karşı karşıya olduğu en önemli problemlerden biridir. Bu durum, yönetimde liyakat yerine ideolojinin, nepotizmin, kişisel menfaatlerin ve çıkar gruplarının belirleyici olmasına zemin hazırlamaktadır. Bu olgu siyasetin yozlaşmasına, kurumların tarafsızlığını kaybetmesine, kamu kaynaklarının peşkeş çekilerek israf edilmesine, yatırımların azalmasına, piyasada güven kaybının oluşmasına ve uzun vadede büyüme hızının düşmesine neden olmaktadır. Söz konusu yaklaşım, toplumsal kutuplaşmayı körükleyerek aidiyet duygusunu zayıflatmakta ve vatandaşın hem siyasete hem de devlete olan güvenini sarsmaktadır. Buna bağlı olarak ortaya çıkan toplumsal stres, toplumsal öfkeye dönüşerek şiddeti arttırmaktadır. Sosyal yaşamı doğrudan etkileyen bu şiddet, ne yazık ki her gün can ve mal kaybına neden olmaktadır. Bütün bunlar ile birlikte dinin istismarı, farklı inanç grupları arasındaki mesafeyi arttırmakta ve kamusal alan ortak değerler etrafında değil, karşıt aidiyetler üzerinden şekillenmektedir.

Sonuç olarak din ve siyaset, hem bireysel hem toplumsal yaşamı derinden etkileyen iki temel unsurdur. Ancak bu alanların etik ilkelerden ve kurumsal denge mekanizmalarından uzaklaştırılarak dinin siyasete, siyasetin ticarete ve kişisel güç elde etme aracına dönüştürülmesi, ekonomik verimlilikten toplumsal güvene, toplumsal ruh sağlığından kurumsal yapıya kadar geniş bir alanda olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle din, siyaset ve ticaret arasındaki ilişkilerin etik ilkeler ve kurumsal denge mekanizmaları çerçevesinde yürütülmesi, toplumsal istikrar ve refah açısından kritik öneme sahiptir. Unutulmamalıdır ki dini inançları, kutsal değerleri, insanların milli ve manevi hassasiyetlerini kişisel çıkar, siyasi güç, maddi kazanç veya toplumsal nüfuz elde etmek için kullanan istismarcılar, insan suretinde birer şeytandır ve Allah’ın laneti hem bu dünyada hem de öte dünyada onların üzerinedir. Bu durum da bize düşen ise, bu zatı muhteremlerin cehennemde ateşlerinin bol olmasını dilemektir…

Prof. Dr. Mehmet Çavaş

Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.

Tüm Makaleleri Görüntüle