Prof. Dr. Mehmet Çavaş
Editoryal
4 Mayıs 2026

ÇOK ULUSLU ŞİRKETLERİN SESSİZ İŞGALİ!

Yazar Prof. Dr. Mehmet Çavaş
Tüm Arşivi Gör

Dünyanın farklı bölgelerinde faaliyet gösteren çok uluslu şirketlerin sahip olduğu ekonomik ve siyasi güç, toplumlar üzerinde ciddi etkiler oluşturmaktadır. Bu etkiler yalnızca ekonomik büyüme ve teknolojik gelişmeler ile sınırlı olmayıp, başta gelir dağılımı olmak üzere demokratik süreçler, doğal kaynakların kullanımı ve çevresel sürdürülebilirlik gibi birçok alanda belirleyici rol oynamaktadır. Bu şirketlerin sahip olduğu ekonomik güç, teknoloji, üretim ve küresel ticaret ağı üzerinde kurdukları hâkimiyet dikkat çekicidir.


Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) verilerine göre, dünyadaki en büyük 100 şirket, dünyada ki yatırımların yaklaşık yüzde 30’unu kontrol etmektedir. Bununla birlikte Fortune Global 500 listesinde yer alan şirketlerin toplam geliri, birçok ülkenin gayri safi yurt içi hasılasından daha fazla olduğu bilinmektedir. Sahip oldukları bu güç ile istihdam oluşturmaları ve tedarik zincirlerini kontrol etmeleri ile birlikte oluşturdukları tekel, küçük ve orta ölçekli işletmelerin rekabet gücünü zayıflatmaktadır. Piyasa yoğunlaşmasının arttığı sektörlerde ücret artışlarının yavaşlaması ve emek gelirinin toplam gelir içerisindeki payının düşmesi ise diğer dikkat çekici bir noktadır. Bu şirketlerin gelir dağılımdaki etkileri dikkate alındığında ne yazık ki durum pekte iç açıcı değildir. OECD verilerine göre, küresel çapta faaliyet gösteren şirketlerin kâr oranlarının arttığını ve bu durumun paylaşımdaki adaletsizliği derinleştirerek sosyal hareketliliği sınırlandırdığını göstermektedir. Bu durumun uzun vadede toplumsal riskleri arttıracağı öngörülmektedir. Birçok ülkede ortaya çıkan paylaşımdaki adaletsizlikler ve bu şirketler lehine geliştirilen politikalar, sosyal koruma mekanizmalarını zayıflatarak farklı coğrafyalarda benzer toplumsal tepkilere yol açmaktadır. Örneğin Fransa’da başlayan sarı yelekliler hareketi, Şili’deki sosyal patlama, Lübnan’daki ekonomik kriz protestoları, Hindistan’daki çiftçi protestoları bu sosyal patlamalara önemli örneklerdir.


Bu şirketler faaliyet gösterdikleri ülkelerde geliştirilen politikalar ve yasal düzenlemeleri etkilemekte ve kendilerinin lehine olmalarını sağlamaktadır. Konu ile ilgili olarak birçok ülkede yapılan araştırmalar başta enerji, finans ve teknoloji alanında faaliyet gösteren firmalar olmak üzere birçok küresel şirketin ülkelerin yasama, yürütme ve yargı erki üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Örneğin fosil yakıt şirketlerinin iklim politikalarına yönelik yasal düzenlemeleri geciktirmek için yürüttükleri lobi faaliyetlerinin etkili olduğu bilinmektedir. Düzenleyici yakalanma olarak adlandırılan bu durum kamu yararı yerine bu şirketlerin çıkarlarını öncelemektedir. Özellikle geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin, yabancı yatırımcı çekmek için çevre, iş gücü standartları, vergi muafiyeti gibi birçok alanda ciddi tavizler vermesi, bu şirketlerin işini kolaylaştırmaktadır. Verilen bu tavizler, şirketlerin hesap verebilirliğini zayıflatmakta ve hareket alanlarını genişletmektedir. Diğer önemli bir husus ise doğal kaynakların sömürülmesidir. Özellikle madencilik, enerji ve endüstriyel tarım uygulamaları gibi alanlardaki faaliyetleri önemli çevresel sorunlara ve ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Özellikle büyük ölçekli madencilik faaliyetlerinin yürütüldüğü bölgelerde, su kaynaklarının ağır metaller ile kirletildiği ve bu durumun çeşitli sağlık sorunlarına neden olduğu bilinmektedir. Örneğin Latin Amerika’da yapılan saha çalışmaları, altın ve bakır madenciliğinin yoğun olduğu bölgelerde, yerel halkın ciddi sağlık problemleri yaşadığını ortaya koymuştur.


Endüstriyel tarım şirketlerinin yaygınlaştırdığı monokültür üretim modeli, toprak verimliliğini düşürerek biyo çeşitliliği olumsuz etkilemektedir. Bununla birlikte iklim değişikliği ile ilgili yapılan çalışmalar, küresel sera gazı emisyonunun önemli bir bölümünün enerji ve sanayi şirketleri tarafından salındığını ortaya koymaktadır. “Karbon Majörleri” olarak adlandırılan bu şirketler, sanayi devriminden bu yana atmosfere salınan karbon emisyonunun büyük bir kısmından sorumludur. Öte yandan iklim değişikliğinin yol açtığı atmosferik olaylar, deniz seviyesinin yükselmesi ve gıda üretimindeki dalgalanmalar, başta fakir ülkeler olmak üzere, küresel çapta yıkıcı etkilere neden olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütünün verileri, bu toplumlardaki sağlık risklerinin arttığını ve yoksul nüfus üzerinde orantısız bir yük oluşturduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, çok uluslu küresel şirketlerin şekillendirdiği emperyalist düzen, emeği sömürmekte, doğal kaynakları tüketmekte ve elde ettiği kazancı birkaç tane merkez ülkeye aktarmaktadır.


Düşük maliyetli iş gücü ve zayıf çevresel denetimlerin bulunduğu ülkelerde yoğunlaşan bu şirketler, bir taraftan kalkınma vaadi sunarken diğer taraftan çevresel tahribatı, gelir eşitsizliğini ve dışa bağımlılığı arttırmaktadır. Ortaya çıkan ekolojik yıkımın, sağlık krizlerinin ve toplumsal maliyetlerin yükü ise yerel halkın omuzlarına yüklenmektedir. Böylece birçok ülke, ileri teknoloji ve katma değeri yüksek ürünlerin üretiminden uzaklaştırılarak sadece hammadde ile ucuz işgücü sağlayan ülkeler konumuna düşürülmektedir. Ortaya çıkan bu tablo sadece ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda adalet, egemenlik ve gelecek nesillerin yaşama hakkını koruma meselesidir. Çünkü içinde yaşadığımız dünya bize miras değil, gelecek nesillere devredeceğimiz bir emanettir. Bu nedenle doğal kaynaklarımıza ve çevremize sahip çıkmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Ancak bugün küresel sermayenin oluşturduğu sömürü düzeninde bedelin kimlere ödetildiği ve kazancın kimlere aktarıldığı açıktır. Sömürüye dayalı bu düzen, zayıf toplumların sırtına yük bindirirken güçlü aktörleri beslemeye devam etmektedir. Dolayısıyla asıl mesele, bu düzenin sürdürülmesine sessiz kalmak değil, onu sorgulamak ve daha adil bir gelecek için mücadele etmektir…

Prof. Dr. Mehmet Çavaş

Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.

Tüm Makaleleri Görüntüle