Bugün en çok konuşulan ve en az yüzleşilen sorunlardan biri cehalettir. Herkesin kendini âlim, bilim adamı ve her şeyin uzmanı olarak gördüğü bir toplumda cehaletin kabullenilmesi elbette ki zordur. Çünkü yanlışı ve eksiği kabullenme erdemli insanların işidir. Erdemin değersizleştiği günümüzde, doğru sanılan yanlışları anlatmak ve kabul ettirmek, kartalın ufukta gördüklerini kümesteki tavuklara anlatması kadar zordur.
Teknolojik gelişmeler bilgiye erişimi kolaylaştırırken, aynı ölçüde bilgi kirliliğini de artırmıştır. Bu nedenle doğru bilgi ile yanlış bilgiyi biri birinden ayırt etmek başlı başına bir bilgelik gerektirmektedir. Dolayısıyla cehaletin sadece “bilgisizlik” olarak değerlendirilmesi doğru bir yaklaşım değildir. Mesele çok daha derin ve karmaşıktır. Bir insanın bilgiyle kurduğu ilişki ve doğru bilgiye ulaşma konusunda gösterdiği irade, onun cehalet ya da bilgelik düzeyini göstermektedir. Bu durumda cehalet, bazıları için hiçbir şey bilmemek anlamına gelirken, büyük bir çoğunluk için doğru bildiği yanlışlara körü körüne bağlanması ve bu yanlışları bir yaşam biçimine dönüştürmesidir. Bu yaklaşımın oluşturduğu cehaletin sosyal yaşamın her alanında oluşturduğu girdap hepimizi etkilemekte ve sonuçlarını hep birlikte yaşamaktayız. Özellikle cehaletin beslediği biat kültürü, bilgiyi değersizleştirirken araştırma ve sorgulamayı da gereksiz kılmaktadır. Bunun sonucunda toplum, duyduğunu ve gördüğünü araştırmadan, sorgulamadan tarafgirlik taassubu ile gerçek kabul etmektedir. Böylece bir söylenti, bir haber ya da sosyal medya paylaşımı, kısa sürede hakikatmiş gibi algılanmakta ve toplumu manipüle etmektedir. Bu durum kutuplaşmayı ve güvensizliği körükleyerek ortak akıl ve toplumsal mutabakatı yok etmektedir.
Özellikle kalitesiz eğitim cehaleti derinleştirirken, ortaya çıkan niteliksizlik yalnızca bireyi değil ülkenin geleceği açısından da önemli bir tehdit oluşturmaktadır. İnovasyon yerine ezberlemeyi, üretkenlik yerine kolaycılığı dayatan bu sistem, toplumun küresel gelişim ve değişimlerin gerisinde kalmasına neden olurken, toplumu üreten değil tüketen bir yapıya dönüştürmektedir. Öte yandan cehalet, toplumda adaletsizliği büyüterek eşitsizliği derinleştirmektedir. Oluşturulmuş bu çarpık düzen, mutlu bir azınlığın mutsuz çoğunluk üzerinden kurduğu saltanat düzeninin sürmesini sağlayarak, nimet ve külfet dengesini bozmakta ve cehalet bu düzenin devam etmesine ciddi katkı sağlamaktadır. Bu çarpık ve acımasız düzeni oluşturan önemli unsurlardan biri de küreselleşmedir. Küreselleşme, bir taraftan çeşitli fırsatlar ve avantajlar sunarken diğer taraftan da cehaleti körüklemektedir. Küresel sistemi kuran şeytani akıl bir taraftan bilgi bolluğu ile bilgi eksikliğine yol açarken, diğer taraftan da yalan ve yanlış bilgiler ile cehaleti körüklemektedir. Özellikle küreselleşmenin oluşturduğu kültürel akış, yüzeyselliğe neden olmakta ve popüler olan bir şey dünyanın her tarafına anında yayılarak çok geniş kitleler tarafından kabul görmektedir. Fakat buna karşın derinlik isteyen, araştırma gerektiren, kültürel bağlamı olan bilgiler itibarsızlaştırılmakta ve geri plana atılmaktadır.
Tüketim odaklı bu düzenin yansımaları, bilginin tüketilen bir nesneye dönüşmesini sağlamaktadır. Ortaya çıkan tablo, okuyan ama anlamayan, duyan fakat sorgulamayan bir anlayışı küresel çapta hâkim kılmaktadır. Çünkü yanlış bilgiler sadece bir mahallede dolaşmamakta, trollerin yönettiği bot hesaplar üzerinden, çeşitli algoritmalar ve propagandalar ile dünyanın dört bir yanına yayılmaktadır. Özellikle bilgi okuryazarlığının düşük olduğu toplumlarda bu tür manipülasyonlar hızla karşılık bulmakta, yapılan algı operasyonları ve toplum mühendisliği ile kitleler istenildiği gibi yönlendirilmektedir. Ayrıca günümüzde bilgiye erişimdeki eşitsizlik dijital cehalet olarak nitelendirilen yeni bir sınıfı ortaya çıkarmıştır. İnternete erişimi olmayanlar, erişip nasıl kullanacağını bilmeyenler, internetteki bilginin doğruluğunu sorgulamayanlar ya küresel bilgi akışının dışında kalmakta ya da yanlış bilgilerin kolay hedefi hâline gelmektedir.
Bütün bunlara bir de hız eklenince uzun okumalar ve derinlik gerektiren bilgiler giderek cazibesini yitirmektedir. İnsanlar, çabuk tüketilebilir içerikler ile yetinmekte, doğru bilgiye erişim ve öğrenme sabrı yok olurken ne yazık ki cehalet derinleşmektedir. Sonuç olarak küreselleşme, bilgi çağının kapılarını aralarken, aynı zamanda cehaletin yayılmasına da güçlü bir zemin hazırlamaktadır. Bilginin bu kadar hızlı yayıldığı bir dünyada cehalet eskisi gibi sessiz ve görünür olmamaktadır. Tam aksine kalabalığın içinde kendini gizlemekte ve çok daha etkili olmaktadır. Bu tabloyu değiştirmenin yolu, cehaletin panzehri olan eğitim ile araştırmayı, sorgulamayı, eleştirel düşünceyi, dijital okuryazarlığı ve bilginin bilinçli kullanımını sağlayacak bir eğitim seferberliğini başlatmaktır. Çünkü cehaletin bedeli yalnızca bireyin değil, toplumun omuzuna yüklenmiş büyük bir yüktür. Bu yükün kaldırılması ve geleceğe daha umutla bakılması, toplumun içine hapsolduğu bu karanlıktan kurtararak aydınlığa kavuşturulması ile mümkündür. Fakat burada asıl problem, cehaletten beslenen çıkar gruplarının oluşturduğu bu düzenin değişimine karşı gösterdiği dirençtir. Bu direncin kırılması mümkün mü? Yoksa böyle gelmiş böyle mi gider? Bunu da zaman gösterecektir…
Prof. Dr. Mehmet Çavaş
Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.
Tüm Makaleleri Görüntüle