Hayat bazen en gürültülü anlarında size en derin sessizliğini hazırlar.
Benim için o sessizlik, 8 Mart Kadınlar Günü’nde, telefonumu bir kenara bırakıp sadece aileme ayırdığım o bir günlük molada saklıymış.
Dünya kutlamalarla, tebriklerle, çiçeklerle dönerken; benim telefonum o gün "acı acı" o kadar çok çalmış da ben duymamışım.
Belki de hayat, o kaçınılmaz gerçeği benden birkaç saat daha gizlemek için ruhuma bir siper kurmuştu.
Ama nereye kadar?
Günün sonunda, "Son çalanı açayım," dediğim o an, zamanın durduğu yerdi.
Telefondaki ses Ahmet’ti, ağlıyordu. "Suat..." diyebildi sadece. "Gitti..."
Sözcükler bazen anlamlarını yitirir, sadece birer ağırlık olurlar.
"Gitti" kelimesi de öylece oturdu odanın ortasına.
Ne zaman? Nerede? Nasıl? Sorular, cevapsızlığın içinde yankılanıp durdu. O akşamın kaydı bende yok.
Kiminle ne konuştuğumu, ne yaptığımı hatırlamıyorum. Zihnimin sadece tek bir kareyi saklamasına izin vermişim
Benim için önemli olan birini arayıp "Suat gitti," deyişim.
O andan itibaren başlayan, psikolojide "donma" dediğimiz o savunma mekanizması,
günler boyu beni bir cam fanusun içinde tuttu.
Psikologsunuzdur, acının anatomisini bilirsiniz, yasın evrelerini ezbere sayarsınız ama o acı gelip tüm benliğinize oturduğunda,
tüm o teorik bilgiler birer toz bulutuna dönüşür.
İki gecedir "Başkanım acil..." diye başlayan mesajlar düşmüyor telefonuma, günün tüm ticari, stratejik ve insana dair kırılganlık değerlendirmelerini birlikte yapamamış olmanın boşluğu, bugün bir barajın kapaklarının açılması gibi patladı.
Zihin, o telefonun bir daha asla "Suat Elibüyük" diye yanmayacağını anlamamakta direniyor.
Suat sadece bir dost değildi; o bir dış ticaret uzmanı, medya ajansımın genel yayın yönetmeni ve en önemlisi, son dönemde üzerine titrediğimiz pek çok ticari planlamanın mutfağındaki en sağlam ekip arkadaşımdı. Biz Ahmet ve onunla sadece gündüzleri değil, her gece yarısı dünyayı ve işleri kurtaran, stratejiler kuran üç yol arkadaşıydık.
En çok ne canımı yakıyor biliyor musunuz? Gidişinden bir gece önce söyledikleri...
"Kadınlar Günü için sana özel bir sürprizim var," demişti.
Belki hakkımda kaleme aldığı bir yazıydı o, belki bir röportaj, belki de bilgisayarının bir köşesinde yarım kalmış bir dosya...
Şimdi o sürprizin ne olduğu sorusuyla baş başayım. Hayat, son noktasını koyarken bize bir de "acaba" bırakıp gitti.
Şimdi "Güle güle başkanım," diyorum. "Güle güle dostum, yol arkadaşım..."
Bu kadar çok sevenin olduğunu, bu kadar çok insanın kalbine dokunduğunu eminim biliyordun ama gidişinle bıraktığın o karanlık boşluğun bu kadar büyük olduğunu tahmin eder miydin, bilemiyorum.
Vedasız gidişler unutmaya dahil mi, bilmiyorum ama eksik kalmaya, her gün biraz daha özlenmeye dahil olduğu kesin.
Nurlar içinde uyu dost; zira biz burada, senin ışığını arayan o biraz karanlık günlerde kaldık.
tıpkı kızdığında çöken karanlık gibi...
bu sefer Aşk'la değil
DOST'la
Özlem Tunç
Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.
Tüm Makaleleri Görüntüle