Telefon çaldı. Daha “merhaba” yok. Direkt konuya girdi şaşırdım normal de naber der
O an dedim ki, tamam… ya hayat dersi geliyor ya da yine zihinsel bir ayar çekilecek.
Bu ara ondan çok şey öğreniyorum. Boşuna “kutup yıldızım” demiyorum ki adama.
İnsan bazen güçlü görünür ama yönü şaşıyor eğitim de bir hiçlik girdabına dönüyor.
Kısaca Pusula sağlam değilse tecrübe de işe yaramıyor.
neyse ben teleefon görüşmesine döneyim.
“Bundan sonra bir şey istediğinde sana hayır demeyeceğim.”
Dur. “Ne demek o?”
Ve o cümle geldi
“Beni çok zorlama Özlemcim, şu an evet demek istemiyorum.” Kaldım öyle 45 yıllık ömrümün eksik kelimesi işte bu ……. Diyebildim şaşkınlıkla en iyi öğretiyi göndermişti yine.
Psikoloji literatüründe sınır koyma diye anlatılan şeyin Anadolu versiyonu resmen.
Ne bağırıyor ne kaçıyor ne suçluyor. Sadece kendi pozisyonunu koruyor.
Bizim kuşak “hayır” kelimesini ya sert öğrendi ya da hiç öğrenmedi.
Ya evde yasaktı ya da kavga sebebiydi.
Ben açık söyleyeyim HAYIR deme özürlüsüyüm.
Hayata karşı bile. Yapamayacağımı bile bile “tamam” derim.
Sonra yetişemeyince mahcup olurum. Mahcubiyetim, sınır koyamamamın kefareti olur.
Ama mesele kibarlık değilmiş. Mesele onay bağımlılığıymış.
Psikolog tarafım biliyor
Sürekli evet diyen insanlar genelde terk edilmekten korkar. Reddedilmekten korkar.
“Yeterince iyi değilim” inancını taşır.
Köşe yazarı tarafım daha net konuşur
Herkesi memnun etmeye çalışan kimseyi memnun edemez. En başta kendini.
O dostum bir anma töreninde duymuş bu cümleyi. Vefat eden kişi “hayır, olmaz, yapamazsın” demek yerine hep şunu dermiş:
“Şu an evet demek istemiyorum.”
Bakın inceliğe.
Kapıyı çarpmıyor.
Ama paspas da olmuyor.
Aradaki fark bu.
Hayır demek kabalık değildir.
Hayır demek ilişkiyi bitirmek değildir.
Hayır demek karakter beyanıdır.
Ve şunu fark ettim:
Biz güçlü insanlar (!) var ya… en büyük zaafımız fazla dayanıklılık.
Taşıyoruz.
Topluyoruz.
Tamir ediyoruz.
Üstleniyoruz.
Sonra bir gün sinirimiz “ben yokum burada” diye bağırıyor.
Geleneksel terbiyemiz bize şunu öğretti Fedakârlık makbuldür.
Ama kimse fedakârlığın dozunu öğretmedi. Sınırı olmayan fedakârlık, tüketti bitirdi bizi.
Şimdi kendime soruyorum ben gerçekten yardımsever miyim?
Yoksa “iyi insan” görünmeye bağımlı mıyım?
İleriye dönük net bir kararım var. Artık “hayır” demeyi öğrenmeyeceğim belki.
Ama şunu diyeceğim “Şu an evet demek istemiyorum.”
Çünkü bu cümle şunu söylüyor seni reddetmiyorum.
Ama kendimi de terk etmiyorum. Omurgası olan insan sert değildir.
Net insandır. Ve galiba olgunluk tam burada başlıyor.
AŞK’LA
Özlem Tunç
Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.
Tüm Makaleleri Görüntüle