Biliyor musun, bazen bir evin içindeki o bitmek bilmeyen GEÇİCİLİK hali, aslında ruhundaki o derin yaranın en net fotoğrafıdır.
Hani o aylardır katlanıp sepette bekleyen çamaşırlar, bir türlü duvara çakılmayan o tek çivi, kutulardan çıkarılmamış eşyalar var ya işte onlar aslında senin tembelliğinin değil, uzun süre maruz kaldığın o narsistik baskının sessiz kanıtları.
Dışarıdan bakan biri için sadece bir dekorasyon eksiği gibi görünen o boş duvarlar, aslında senin hayatta kalma modunda verdiğin bir mola yeri. Çünkü narsist biriyle yaşamak, kendi rengini, zevkini ve varlığını sürekli bir mayın tarlasında yürütmek gibidir.
Bir şeyi beğendiğinde "Buna ne gerek var?" dendiğini, bir eşyaya özendiğinde "Para israfı" diye azarlandığını ya da en kötüsü, senin için değerli olan bir şeyin sadece seni incitmek için küçümsendiğini düşün.
Beynin bir süre sonra o kadar yorulur ki, hayatta kalabilmek için bir savunma mekanizması geliştirir. "Eğer hiçbir şey istemezsem, hiçbir şeyi güzelleştirmezsem, saldırıya uğrayacak bir alanım da kalmaz" diye düşünmeye başlarsın.
Bu bir nevi psikolojik bir donma halidir. Yaşamayı bırakıp sadece nefes almaya odaklandığında, o evi bir yuvaya dönüştürmek imkansız bir yük gibi görünür.
Çünkü yuva kurmak, oraya kök salmak ve BURADAYIM demektir.
Oysa narsist sana her gün "burada olmaya hakkın yok" mesajını örtülü ya da açık bir şekilde verir. Kendini o evde hep bir misafir, her an gidecekmiş gibi bir yolcu ya da eğreti duran bir gölge gibi hissetmen bu yüzdendir.
Duvara bir aile fotoğrafı asmak bile bazen çok ağır gelir çünkü o fotoğrafın temsil ettiği o MUTLULUK illüzyonu, narsistin gerçekliğiyle çarpıştığında ortaya çıkacak o gerginlikten korkarsın.
Şimdi o boş duvarlara baktığında kendine kızma.
"Neden herkesin evi pırıl pırıl da benimki böyle?" diye sorma.
Sen sadece çok uzun bir savaştan çıkan bir empatsın. Ruhun hala siperde bekliyor, başını çıkarıp etrafı çiçeklerle donatacak kadar güvende hissetmiyor henüz.
O sepette bekleyen çamaşırlar ya da çıplak duvarlar senin zevksizliğin değil, maruz kaldığın
o sistemli kimliksizleştirme çabasının bir sonucu. Bu bir "donma" yanıtı ve inan bana, iyileşme
o ilk küçük objeyi sadece kendin istediğin için oraya koyduğunda başlayacak.
Kendine ait bir alan yaratmanın suç değil, bir varoluş mücadelesi olduğunu fark ettiğinde, o kutular da yavaş yavaş açılacak.
Bu yüzden o boş duvarlara ya da sepette bekleyen çamaşırlara her baktığında kendine kızmak yerine, bunun ruhunun bir korunma yöntemi olduğunu hatırla. Kendi evinde bir misafir gibi hissetmen senin eksikliğin değil, maruz kaldığın o ağır baskının bıraktığı sessiz bir izdir.
Belki de iyileşme, o odayı hemen MÜKEMMEL hale getirmeye çalışmakla değil, önce o odanın içindeki kendine hak verip biraz şefkat göstermekle başlar.
sen tembel ya da sorumsuz değilsin sadece bir empatsın
(Empat, sadece başkasının ne hissettiğini anlamakla (empati kurmakla) yetinmeyen, o duyguyu adeta bir sünger gibi emerek kendi bedeninde ve ruhunda bizzat yaşayan kişidir.
Bu kişiler, çevresindeki insanların duygusal enerjilerine karşı aşırı hassastır. Bir odadaki gerginliği kimse ağzını açmadan hissedebilirler ya da üzgün birinin yanındayken hiçbir sebep yokken kendilerini hüzünlü bulabilirler)
AŞK'LA
Özlem Tunç
Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.
Tüm Makaleleri Görüntüle