Özlem Tunç
Editoryal
10 Mayıs 2026

MEKÂNSIZLIĞIN SINIRINDA, İNSAN VE KENDİ YARATTIĞI ÇEPERLER

Yazar Özlem Tunç
Tüm Arşivi Gör

Nesimi, yüzyıllar öncesinden Sığmazam diye haykırırken aslında insanın içsel sınırlarına karşı en büyük psikososyal başkaldırılardan birini dile getiriyordu.

İnsanı iki cihanın sığdığı bir mikrokozmos olarak tanımlaması, bireyin taşıdığı potansiyelin sınırsızlığına dair verilmiş en güçlü mesajlardan biridir.

Ancak bugün insanın sığamama hali başka bir yere evrildi.

Artık mesele dünyaya sığamamak değil, insanın kendi içine hapsolması.

Psikososyal açıdan baktığımızda insanın en büyük çatışması, içindeki o devasa ve akışkan öz ile toplumun ona sunduğu statik roller arasındaki uyumsuzluktur. İnsan, kendini gerçekleştirmek yerine kendine uygun görülen kimlikleri taşımaya çalışıyor.

Bizler çoğu zaman çevremizle kurduğumuz iletişimde kendimizi ifade etmek yerine, kabul görmek uğruna kendimizi buduyoruz.

Tam da bu yüzden Nesimi’nin bu dükkâna sığmazam dediği yer bugün daha görünür hale geldi.

O dükkân artık yalnızca bir dünya tasviri değil.

Unvanların, sosyal medya algılarının, statü savaşlarının ve başkalarının yargılarının oluşturduğu dar bir iletişimsel kafes.

Asıl sorun ise burada başlıyor.

Hiçbir çağda insanlar birbirine bu kadar ulaşabilir değildi.

Ama hiçbir çağda insan, kendine bu kadar uzak düşmemişti.

İletişim araçlarımız arttı ama insanın kendi iç dünyasıyla kurduğu bağ zayıfladı. Herkes görünür olmaya çalışırken, kendi özünü görünmez hale getirdi. İnsan artık kendi içindeki o inciyi tanımak ve ona dayanmak yerine, dış dünyadan gelen geri bildirimlerle kendini inşa etmeye çalışıyor.

Sürekli onay arayan bir zihin, zamanla kendi hakikatine yabancılaşır.

İşte modern insanın en büyük psikososyal kırılmalarından biri tam olarak burada başlıyor.

Bugün birçok insan yetersizlik hissiyle, değersizlik kaygısıyla ve tükenmişlikle mücadele ediyor. Çünkü kendi ruhsal kapasitesini duymak yerine, çevrenin ona biçtiği değeri yaşamaya çalışıyor. Oysa kendine güvenmek, kibirli bir iddia değil, insanın kendi ruhsal kapasitesini doğru okuyabilmesi ve ona sahip çıkabilmesidir.

Ancak gerçek şu ki seni dünya değil, çoğu zaman kendi zihnin ve çevren sınırlıyor.

Etrafındaki sesler sana sınırlarını fısıldarken, zihnin bu fısıltıları zamanla aşılmaz duvarlara dönüştürüyor.

Oysa sığamadığın o cihan aslında senin içinde.

Dışarıdaki engellerin büyük bir kısmı, insanın kendi içsel genişliğine duyduğu güvensizlikten besleniyor. Başkalarının çizdiği o dar sınırlara uymaya çalıştıkça, insan kendi devasalığının altında ezilmeye başlıyor.

Belki de artık dışarıda suçlu aramayı bırakıp kendi merkezimize dönme zamanı gelmiştir.

Çünkü insan bazen dünyaya sığamadığını sanıyor.

Oysa çoğu zaman sığamadığı yer, kendi bastırılmış özü oluyor.

Kendinin, yetkinliğinin ve içindeki o eşsiz potansiyelin farkına var.

Sen, sana biçilen o küçük rollerden çok daha fazlasısın.

Zihnindeki o görünmez parmaklıkları yıktığında ve çevrenin yarattığı illüzyonlardan sıyrıldığında göreceksin ki sığamadığın yer bu dünya değil, yalnızca kendi içine ördüğün o dar kabuktur.

Ve insan, kendi özüne dönebildiği kadar özgürdür.

Aşk’la

Həm sədəfəm, həm inciyəm, həşrü sirat əsinciyəm

Bunca qumaşü rəxt ilə mən bu dükana sığmazam

Okuduktan sonra mutlaka dinleyin

Sami Yusuf – Nasimi Sığmazam

Özlem Tunç

Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.

Tüm Makaleleri Görüntüle