İyi miyim... Gerçekten?
İyiyim.
Belki de bugün en çok söylenen ama en az hissedilen cümle budur.
Peki gerçekten iyi miyiz?
Yoksa sadece iyi görünmeyi mi öğrendik?
Ne zaman bu kadar ustalaştık maskeler takmaya?
Ne zaman güçlü görünmek, güçlü olmaktan daha önemli hâle geldi?
Ve en önemlisi...
Bize kim öğretti, canımız yanarken bile dimdik durmayı?
Hangi hayal kırıklığı, hangi ihanet, hangi çocukluk yarası ya da hangi yalnızlık gözyaşlarımızı içimize akıtmayı normalleştirdi?
İyi değilim demek neden bu kadar zor?
Çünkü yıllarca bize kırılganlığın zayıflık olduğu öğretildi.
Oysa psikoloji bunun tam tersini söyler. Gerçek güç, acıyı inkâr etmekte değil, onunla yüzleşebilme cesaretindedir.
Bastırılan her duygu kaybolmaz, sadece görünmez olur.
Sonra bir öfke patlamasında...
Bir panik atağında...
Gece uykusuzluklarında...
Sebebini açıklayamadığımız yorgunluklarda...
Ya da en sevdiğimiz insanlara verdiğimiz beklenmedik tepkilerde yeniden karşımıza çıkar.
Çünkü ruh konuşamadığında beden konuşmaya başlar.
Hiç kimseye çaresizim diyebildiniz mi?
Yardıma ihtiyacım var demek kolay oldu mu?
Ya da bir omuza başınızı koyup hiçbir şey anlatmadan sadece ağlayabildiniz mi?
Kadın ya da erkek fark etmez.
Toplum hepimize güçlü olmayı öğretti.
Ama kimse güçlü olmanın her şeyi tek başına taşımak olmadığını anlatmadı.
Birçok danışanımın ortak cümlesi ben ağlamam olur.
Bir süre sonra konuşmaya devam ederler.
Sonra gözleri dolar.
Ve yıllardır tutulmuş o gözyaşları sessizce akmaya başlar.
Çünkü insanın ruhu görülmek ister anlaşılmak ister yükünü paylaşmak ister.
Beynimiz de aslında bizi korumaya çalışır.
Travmatik anılar zamanla değişir, parçalanır, bazen bilinçten uzaklaştırılır. Bu beynin hayatta kalma mekanizmalarından biridir. Ancak bastırılan duygu ortadan kalkmaz. Sadece yer değiştirir.
Zihin unutmaya çalışırken beden hatırlamaya devam eder.
İşte bu yüzden bazı insanlar hiçbir fiziksel hastalık bulunamadığı hâlde sürekli yorgundur.
Bazıları sürekli gergindir.
Bazıları ise yıllardır gülümsediği hâlde içinde büyük bir boşluk taşır.
Mutluluk acının yokluğu değildir.
Psikolojik iyilik hali ise her gün mutlu olmak anlamına gelmez.
Gerçek iyilik korkuyu, öfkeyi, yas duygusunu, hayal kırıklığını ve umudu aynı anda taşıyabilme kapasitesidir.
İnsan bazen iyi değildir.
Ve bu son derece normaldir.
Normal olmayan, iyi olmadığı hâlde yıllarca iyiymiş gibi yaşamaya çalışmasıdır.
Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur.
Gerçekten güçlü müyüm?
Yoksa sadece kimseye yük olmamak için yorulduğumu saklamayı mı öğrendim?
Belki de yıllardır taşıdığımız en ağır yük acılarımız değil, onları kimseye göstermemek için taktığımız maskelerdir.
Bugün biri size nasılsın diye sorduğunda, belki ilk kez kendinize de aynı soruyu sorun.
Ve cevabı gerçekten dinleyin.
Çünkü ruhun iyileşmesi çoğu zaman iyiyim demekle değil, iyi değilim diyebilme cesaretiyle başlar.
bugünde günlerden öyle işte…
Aşk’la