Uzun yıllardır uluslararası ilişkiler alanında çalışdım ve disiplinli, analitik, sonuç odaklı bir mesleğin içindeydim.
Dışarıdan bakıldığında her şey planlıydı.
Ama insan bazen en iyi planların içinde bile kendini ihmal edebiliyor. İnsan başkalarının sorunlarını çözebildiği kadar kendi iç dünyasını yönetebiliyor mu?
Ben bir dönem kendime dışarıdan baktığım gözle yetinmeye çalıştım.
Başarılıydım. Üretkendim. Disiplinliydim.
Ama aynaya baktığımda hep bir “eksik” görüyordum.
Bu eksiklik duygusu zamanla sadece fiziksel algıyla sınırlı kalmadı. İçimde daha derin bir yere dokundu: Değersizlik ve yeterince iyi olmama hissi.
Bir müdahale ile “daha iyi” hissedeceğimi düşündüğüm bir süreç, beklenmedik şekilde hayatla arama mesafe koyan bir döneme dönüştü. Planladığım bir değişim, planlamadığım bir duraksamaya yol açtı.
Evde kaldığım o uzun günlerde ilk kez şu gerçekle yüzleştim:
İnsan, kendini beğenmediği yerden iyileşemez.
O süreçte fiziksel iyileşmeden çok daha önemli bir şey oldu: İçsel bir farkındalık başladı.
İlk kez şu soruyu sordum:
“Başkalarının sistemlerini yönetmeyi öğrenirken, kendi iç sistemimi ne kadar tanıyorum?”
İyileşme sürecim beni psikolojiye, bilinçaltı çalışmalarına ve insanın özdeğer inşasına götürdü. Önce kendi özgüvenimi yeniden inşa etmeyi öğrendim. Sonra fark ettim ki kurumsal dünyada güçlü görünen birçok insanın içinde sessiz bir yetersizlik hikâyesi var. Sadece kendi kişisel gelişimim için çıktığım bu yol başkalarının da deyişim yoluna ışık tutmak misyonuna dönüştü.
Bugün hem uluslararası ilişkiler alanındaki çalışmalarımı sürdürüyorum hem de psikolog-koç olarak bireylerin gelişim yolculuklarına eşlik ediyorum.
Çünkü şunu fark ettim:
İnsan tek bir kimlikten ibaret değil.
Ve bazen en güçlü dönüşüm, hayatı terk etmekle değil, onu bilinçli şekilde genişletmekle başlar.
Kurumsal hayatta birçok başarılı insanın içten içe tükenmişlik yaşadığını görüyorum.
Hedefler var, takvimler dolu, başarı var…
Ama anlam eksik.
Benim yaşadığım süreç bana şunu öğretti:
Gerçek güç, kırılganlığını kabul edebildiğin yerde başlar.
Bugün misyonum insanlara hazır cevaplar vermek değil.
Onlara kendi iç seslerini duyabilecekleri güvenli alanı açmak.
Çünkü bazen hastalık bir çöküş değil, yön düzeltmedir.
Bazen hayat bizi yavaşlatarak derinleştirir.
Ve bazen ikinci bir yol, ilkini bırakmadan da mümkündür.
Günay Asadli
Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.
Tüm Makaleleri Görüntüle