TÜRKİYE’DE çoğulcu demokrasiye ve çok partili hayata erken mi geçilmiştir?
Ara sıra denk geliyorum… Bu minvalde köşe yazılarına…
Gerçekten de demokratik yaşamın taçlandırılması bağlamında, İsmet İnönü, çok partili yaşama geçmemeli miydi? Dediğim gibi, İsmet İnönü’yü çok partili hayata erken geçtiği için eleştirenler olmuş.
14 Mayıs 1950…
Demokrat Parti’nin (DP), ilk defa çok partili seçimlerde seçimleri kazanarak iktidar olduğu yıldır.
Demokrat Parti meclise 408 milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisi 69 milletvekili sokar. Tartışmalar ve ülkemizdeki “karşı devrim” diyebileceğimiz olaylar, bu seçimden sonra alevlenir. Adnan Menderes ve DP hükümetlerinin muhalefeti sindirmeye yönelik politika ve uygulamaları, toplumda bir cereyana vesile olur.
Tartışmalara baktığımızda, tartışmanın odağında veya tartışılan ne ise her şeyde olduğu gibi, dönem koşulları ve nesnellik göz ardı ediliyor. Şöyle bakınca, İsmet İnönü’nün çok partili demokratik yaşama geçmesi, Türk Devriminin yarım kalan yönlerinin tamamlanması bakımından önemliydi. İsmet İnönü’nün çok partili demokrasiye geçtiği dönemde, diğer ülkelere baktığımızda, mesela, Sovyetler Birliği’nin başında Stalin, Portekiz’de faşist Salazar, yine İspanya’da da aynı tıynette bir Franco vardı.
Adnan Menderes ve Demokrat Parti’nin demokrasiyi daha güçlendirip taçlandıracaklarına CHP ile uğraşmaları, Adnan Menderes’in meclis içinde “yargı yetkileriyle donatarak” kurdurduğu Tahkikat Komisyonu, 15 milletvekilinden oluşuyordu. Bu bağlamda, hem askerî hem de sivil yargılama usullerini kullanmaya, açıkçası hem askerleri hem de sivilleri yargılamaya yetkili kılınmıştı.
Bu hususta, daha derin bilgi ve açıklamalar için cumhuriyet gazetesi yazarı değerli hocamız Prof. Emre Kongar’ın kitapları âdeta başvuru değerindedir.
Ezcümle… Adnan Menderes ve iki bakanının (Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan) asılması, hiçbir şekilde tasvip edemeyeceğimiz siyasal tarihimizde bir kara lekedir.