İRAN SAVAŞINA odaklanınca ve yoğunlaşınca, içimizdeki bizlerin selametini ilgilendiren sorunları “bir süreliğine” rafa kaldırıyoruz.
Öncelikle… Bildiğiniz gibi, meclis çatısı altında MİLLİ DAYANIŞMA, KARDEŞLİK VE DEMOKRASİ komisyonu çerçevesinde bir süreç devam ettirilmekte. PKK terör örgütünün tasfiyesine yönelik… Zaten artık terör örgütü ülkemiz içinde faaliyetlerini sonlandırdı. Peyderpey topraklarımız içindeki unsurlarını tasfiye etti.
Burada önemli olan gerçekten de sorunu iyi tahlil edip sonra isimlendirmek gerekiyor. Her şeyden önce, Türkiye’de “Kürt Sorunu” yoktur. Neden hâlen etnisite temelli bir sorun varlığından dem vurarak, sorunu varmış gibi göstermeye çalışıyoruz.
SÜREÇ ilerliyor…
Sorun, mütemadiyen “etnik bir grup” üzerinden devam ettirilmek isteniyor. Aslında, burada, aklı sıra Kürt yurttaşlarımızın temsilciliğini yapan DEM Parti de yine Kürt aydınları da samimi değil. Bu ülke, yeri geldiğinde tekrarlamaktan usanmadan ikrar edilen Türk-Kürt vatansever insanlarımızın Kurtuluş Savaşında cansiperane mücadeleleri sonucunda, düşman işgalinden kurtarılarak, kurulmadı mı? Kürt Milliyetçiliği yapmaktan başka hiçbir fonksiyonu olmayan DEM Partinin, Türkiyeleşmek gibi bir amacı da olmadığından, sürekli kamuoyunu bir “şeye” odaklamakta.
Kürt yurttaşlarımızın sorunu olduğu “algısı” üzerinden, parçalanmak ve bölünmek gibi ulus-üniter devlete tehdit meyanında eylem ve söylemlerle toplumumuzun tahammül eşiğini zorlamakta. Bu bağlamda, sormak gerekiyor: Nefes alamayacak kadar kendilerini sıkışmış hissedenler acaba sadece KÜRTLER mi? Senelerdir zaten Kürt yurttaşlarımız üzerinden bir sorun tanımlaması yapılmaya çalışılıyor ve bunu, “anayasal zemine” oturtmaya çalışıyorlar.
Bugün memleketimizde hepimizin derdi ortaktır: TERÖR… Terör faaliyetlerinin ülkemizin ekonomisini ve huzurunu baltalaması idi.
****
Bu bağlamda, Kürt Milliyetçiliği yapan politikacıların, kamuoyu algısı oluşturmak adına, mitingler düzenlemeleri, öte yandan tansiyonu yükseltici beyanatlarda bulunmalarının… Hiçbir şekilde ne kardeşliğimize ne de barış sürecine katmadeğer sağladığı iddia edilebilinir…
Acaba…
DEM Parti… Kürt yurttaşlarımızın hepimiz gibi birinci sınıf birey olmadığına mı kani de… Fırsat buldukları her aralıkta… “Kürt kimliğinin” tanınmasını talep ediyorlar? Zaten iktidardaki AK Parti, Kürt vatandaşlarımızın özbenlikleri adına çok fazla açılıma vesile oldu. 24 saat yayın yapan TV kanalından- TRT bünyesinde- tutunda, Kürtçe eğitim veren enstitülere kadar, yine Kürtçe neşriyat basımı ve okunması yasak mı? Tüm bu talepler ve anayasal zeminde diretmenin gerçekten görünen, ama sütre arkasında gizli hedefleri bölünmedir…
ANADİLDE eğitim talep etmeleri de Türkiye’nin anayasal zemininde mümkün değil. Acaba bu hususlar kaç defa daha tartışılacak ve konuşulacak? Anayasasında resmi dili TÜRKÇE yazan bir ulus devlette, arkadan dolanarak anadilde eğitim için diretmek, iyiniyetle bağdaşmaz. Yine bu bağlamda, zaten Kürt yurttaşlarımızın kendi dillerini geliştirmelerine veya kendi dillerinde kendilerini gerçekleştirmelerine ülkemiz sathında hiçbir engel yok. Yine Kürt kimliğinin “anayasal güvence” altına alınmasının talep edilmesi… Yerel demokrasi istekleri de bölünmekten başka nedir? Hele ki “eşit yurttaşlık” vurguları daha da dramatik bir husus!
Değerli okuyucular…
Kürtçülük yapan odakların ve özellikle DEM Partinin açıklamalarının ve tehditkâr beyanatlarının hiçbir şekilde ülkemizin birliğine, bütünlüğüne ve dirliğine hizmet etmediği ortada…
PKK, terör örgütüdür.
Abdullah Öcalan, bu örgütün elebaşısıdır. Özellikle, bazı kavramları ve isimleri, kamuoyunun algılarını şekillendirmek için makyajlamak ya da cambaza bak taktiğine başvurmak… Feraset melekesini kaybetmeyenler açısından faydasızdır.
Artık sorunu, etnik köken üzerinden değil, demokratikleşme ve daha özgürlükçü bir siyaset adına tartışmalıyız.