Bu ülkede insanlar, senelerce çalışır didinir…
Gelecekte, emeklilik dönemlerinde az biraz rahat göreyim diye…
Huzur…
Artık ne kadar yaşayacaksa bu yılları ağız tadıyla geçirmek ister.
Ama… Kâh belediye oturaklarına hapsolurlar… Kâh evinden atıldığı için sığındığı bir hurda araçta ateşlere teslim olurlar…
Ne zordur… Ülkenin emekçisine, emeklisine hak ettiğini vermek! Ceylan derili koltuklarda uzun saatlere kadar mesai harcayanlar…
Neredeyse, ömürlerinin çeyrek yıllarını yine kâh memur olarak kâh yıpratıcı beton duvarlar içinde fabrikalarda yiyip bitiren bu ülkenin cefakâr ve fedakâr yurttaşlarına “insan onuruna yaraşır” hayatı çok görürler…
Her nedense…
Emekliye ve işçi sınıfına verilecek ücret artışları, bütçede önemlice ve büyük bir yüke neden olabilecekken!?
Bir bakarsınız…
Birbirleriyle saç saça baş başa kavga eden parlamenterler, söz konusu kendi “ikballeri” olunca…
Ellerini hiç düşünmeden otomatikman kaldırırlar.
Zaten bu ülkede muktedirlerin yönetilenlere tavsiyesidir:
Biraz daha sabredin, az yiyin, şükredin, hadsizlik yapmayın, itaat ve biat edin, sorgulamayın…
Kadınlarımız ölmemek için başvurdukları mercilerde, muktedirler tarafından “bir şey olmaz dön evine, kocan o senin döver de sever de” diyerekten celladının kollarına yollanır…
Kalan sınırlı günlerinde en fazla fazla “ağız tadıyla bir ömür” sürmek isteyenlere de…
Şükredin derler… İşte böyledir… Ceylan derili koltuklarda oturmak, yürekleri de vicdanları da sağırlaştırır…
Ve sağır duymaz uydurur; emeklilerimizin durumu iyi diye.