Gerçekten de Türk insanına huzur yok. İki gündür ülkemizde, hiç olmasıydı diyeceğimiz olaylar, hadiseler baş gösterdi.
Urfa ve Maraş’ta okullarımızda “kanlı olaylar” vuku buldu.
Bu bağlamda, bu olaylar, acaba “münferit” mi yoksa bir yerlerden tetiğe basıldı mı düşüncelerini de açığa çıkardı.
Geçekten de üzücü olaylar…
Okullarımız, öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin güvende olacakları yegâne mekânlardan olmalı. Burada, bir şeyin üzerine ivedilikle gidilmeli: Bireysel Silahlanma! Bu silahlanma ya da silah kullanılmasıyla beraber şiddet olaylarının önüne geçilmesi, en az “terörsüz Türkiye” hedefi kadar önemlidir.
Olay olduktan sonra…
Bakıyorsunuz, bir sürü şey söyleniyor… İşte efendim, güvenlik önlemleri yetersiz miydi? Neden güvenlik yoktu? Gerçi okullarımızda “özel güvenlik” istihdam edilse ne olacak, şuurunu yitirmiş kişileri özel güvenlikle nasıl önleyeceksiniz? Düşünebiliyor musunuz, okulun eski ya da hâlen öğrencisi olan bir kişi, okula yanında 5 adet silahla geliyor… Okula 5 adet silah sokuyor… 7 adet şarjör kullanıyor olay anında.
Kanımca…
Okullarımızda, daha “profesyonel güvenlik önlemleri” alınmalı. Burada istihdam edilecek “güvenlik personelinin” en azından saha tecrübesinin olması gerekecektir. Öte yandan şu da bir gerçek, demek ki insanlar, ellerini kollarına sallayarak okula ateşli ya da kesici silah sokabildiklerine göre, okul girişlerinde daha kapsamlı bir güvenlik denetiminin sağlanması, bu da öğrencileri veya velileri ya da misafirleri geçişlerinde daha kapsamlı aramaya tâbi tutacak cihaz ve ekipmanların tedarikinin sağlanmasıdır.
UMUT VAKFI verileri, şiddetin boyutunu gözler önüne sermekte. Umut Vakfı, “bireysel silahlanma gerçeğini” saptadığı verilerle gözler önüne sermiş. 2025 yılında, Türkiye genelinde, 3.422 silahlı şiddet olayı “basına” yansımış. Bu olaylarda, 2.225 kişi yaşamını yitirmiş. Yine bu olaylarda bir kısmı ağır yaralı olmak üzere 3.167 kişi yaralanmış. Bu 3.422 silahlı şiddet olayının 638’inde her türlü kesici ve delici alet kullanılırken, 2.784 olayda tabancalardan tüfeklere kadar ateşli silahlar kullanılmış. 2025 yılında olayların en çok yaşandığı il sıralamasında İSTANBUL birinci sırada gelmiş. (cumhuriyet gazetesi, 15.04.2026)
***
Tüm bunlar olurken bir bakıyorsunuz…
Yine…
Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) gündem belirlemeyen açıklamaları… CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’in “erken seçim” taleplerinin kamuoyunda ve basında seslendirilmesi, Sayın Özel’in diğer muhalefet partileri ile mutabakat arayışları içinde olması, MHP tarafında rahatsızlığa neden olmuş gibi… Baksanıza… Sayın Devlet Bahçeli, “erken seçim” yok diyerekten seçime kapıları kapatarak, seçimlerin zamanında yapılacağından bahsetmekte.
Şöyle bakıyorum da…
Gerçekten de MHP ve Sayın Bahçeli’nin izlediği siyaset, hem vatandaşlarımız arasında hem de kamuoyunda hayalkırıklığına neden olmakta. Her şeyden önce MHP’nin şu algıdan kurtulması lâzım: “MHP AK Partinin yedek lastiğidir…” Gerçekten de parti olarak da Genel Başkanlık olarak da MHP Türkiye’deki milliyetçi ve muhafazakâr damarı taşıyamıyor… Hatta MHP artık milliyetçi tabanın yüz çevirmeye başladığı bir parti… Şu bir gerçek, hem Zafer Partisi hem de İYİ Parti, milliyetçi damarı ve refleksleri kendi bünyelerinde barındırabilecek siyasetleri, MHP’den çok daha iyi kotarmakta. Şaşırıyorum… Sayın Devlet Bahçeli’nin CHP’yi tefe koyan açıklamalarını okudukça… Bu ülke CUMHUR İTTİFAKI tarafından yönetilmiyor mu? MHP de ülkedeki pek çok şeye iyi kötü müdahil olmuyor mu?
Gerçekten de MHP, kendi ayarlarına dönen bir siyaset takip etmedikçe ve yine “kendi gündemini belirleyen” bir merkez sağ parti konumuna gelemedikçe MHP’nin toplumumuz indindeki algısı hâlihazırdakiyle aynı olacak ve değişmeyecek.
Öte yandan, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın şu açıklamaları da, ilginç kategorisinden değer görmeye aday:
“Türk demokrasisinin inşallah önümüzdeki dönemde hak ettiği olgunlukta, kalitede ve vizyonda bir ana muhalefete kavuşacağına inanıyoruz.”
Demek ki neymiş… Ülkemizin en büyük sorunu CEHAPE imiş…
Türkiye zor günlerden geçiyor… Memleketimizin en büyük sorunu, İKTİDARDIR…
ÜLKEMİZ İYİ YÖNETİLEMİYOR.
Kısa ve net: Türkiye’ye değişim gerek.