Erhan Salman
Editoryal
4 Şubat 2026

Kuralsızlaşmaya Doğru…

Yazar Erhan Salman
Tüm Arşivi Gör

Dünyamızda da ülkemizde de gözle görülür bir “kuralsızlaşma” olduğu söylenebilir… Esasında, kuralsızlaşma sürecine de gidiliyor denebilir.

Baksanıza…

Amerika Birleşik Devletleri… Hiçbir kuralı dinlemiyor. Bugün, dünyanın ağa babası olduğunu iddia eden ABD ve İsrail’in sadece kendi çıkarlarını önceleyen siyaseti ve demeçleri, istim üzerinde olmamıza yetmez, her an ayık olmak durumunda bırakmalıdır bizleri…

Diğerlerine “akıl” verenler… Küresel düzenin, kurum ve kurallardan teşkil olması için senelerce mücadele vermiş sözde “uygarlar”, menfaatlerinin kotarılması söz konusu olduğunda, hiçbir kural ve uluslararası teamül dinlemeyecekleri hususunda, fütursuzca açıklama ve davranışta bulunabilmekteler.

Soğuk Savaş döneminde, dünyamız iki kutuplu bir cepheleşmeye sahne olmuş ve buna göre de politika üretilerek, izlenmişti. İşte, sırasıyla, 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılması ve ardından 1991 yılında S.S.C.B’nin dağılması…

Soğuk Savaş döneminde, Batı yakası, durumunu ve pozisyonunu daha çok ulusötesi organizasyonların tesis edilmesi ve müttefiklik üzerinden sürdürmüştü. Çağdaş demokratik sistemler, kurum ve kurallardan oluştuğundan, gelişmiş ülkeler bu bağlamda, kurum ve kurallara sarılmışlardı.

Nihayetinde…

Soğuk Savaş sonlanıp da, çift kutuplu dünya yerini tek kutuplu dünyaya bıraktığında…

Yani… Neoliberal ekonomik politikaların zaferini ve hâkimiyetini ilan ettiğini ileri sürenler… Sonra sonra “Tarihin Sonu” ve “Medeniyetler Çatışmasını” piyasaya sürdüler.

Ama ne ki… Ne tarihin sonu geldi…

Ne de iddia ettikleri gibi bir “medeniyet” olgusuyla karşı karşıya kaldık.

Gele gele… Sistemlerin ve insan fıtratının çöküşüne geldik.

Ahlâkî çöküş ile beraber kuralsızlık…

* * * 

Birleşmiş Milletler (BM) neden kurulmuştu?

NATO neden kurulmuştu?

Pekiî bu üst örgütler, ulus devletlerin milli iradelerini tırpanlayarak çokuluslu bir düzene yol açarken, amaç neydi?

Dünya barışını korumak… Küresel düzeni bozmamak/bozdurmamak.

Artık… Ne süslü kelimeler ne de süslü cümleler, ABD’nin de İsrail’in de samimiyet ve inandırıcılık noktalarında can simidi olabilir! Her şey ayan beyan ortada… Ortadoğu bölgesinde yaşananlar… Ukrayna-Rusya savaşında yaşananlar… ABD’nin Suriye’de oynadığı rol… Suriye milli ordusunun operasyonlarına mesafeli olmaları… Şu bir gerçek, emperyalizmin ve vahşi kapitalizmin artık kural dinlemediğini kaç kere daha acı olaylarla deneyimleyeceğiz? PKK terör örgütünün, YPG-PYD yapılarıyla olan ilişkisi ve bağı bilinirken, ABD’nin sürekli olarak devletimizin bu yapıları etkisiz hâle getirme operasyonlarında menfi rol oynadığını, görmezden mi geleceğiz?

Şöyle baktığımızda, dünyada ABD’nin neden olduğu başına buyruk-kuralsızlık- hareket tarzı sadece siyasal düzenleri değil, ekonomik yapıları da etkilemekte. Bu bağlamda, sürekli atıfta bulunduğumuz “ulus devlet” yapıları, sadece bu biçimdeki siyasal istikrarsızlıklarla değil, ekonomik taarruzlarla da çökertilmekte. ABD’nin Ortadoğu temsilcisi ve Türkiye Büyük Elçisi Tom Barrac’ın şu ikrarı: “İsrail, çevresinde kendisine tehdit oluşturan ulusal devletler istememekte, etnik, dinsel ve mezhepsel kimliklere bölünmüş küçük devletçikler istemektedir.”

Bu nedir?

Öte yandan… ABD Başkanı Trump’ın şu cümlelerini de hatırlamakta fayda var:

“Evet, bir şey var. Kendi ahlakım. Kendi aklım. Beni durdurabilecek tek şey bu… Uluslararası hukuka ihtiyacım yok!”

Artık… Ne uluslararası kurumların ne de kuralların değerini bıraktılar ortada… Evet, dünya beşten büyüktür…

Ama nasıl olacak? Amerika Birleşik Devletleri’nin dizginlenemeyen hareket tarzı ile canının istediği zaman canının istediği yere askerî operasyonlar düzenlemesi, nasıl engellenecek?

Avrupa ciddi ciddi kendi içinde tartışmalara gark olmuşken… Türkiye’mizin doğru strateji ve taktikle konumunu çizmiş olması gerekir.     

Erhan Salman

Siyaset Bilimci / Yazar

Tüm Makaleleri Görüntüle